Bach: Bu dünyadan kaçış

Armand Farrachi'nin 'Bach: Son Füg'ü biyografi çalışmasından ziyade 'müzikal olmayan her şeye yabancı olan' bir yaratıcının ruhunu anlama çabası
Haber: CENGİZ ALKAN / Arşivi

Bach, Beethoven ve Mozart’la birlikte ‘klasik’ müzik denince akla gelen üç isimden biri. Mesela ‘Tocatto’, B sınıfı korku filmlerinde tema müziği olarak pek çok kez kullanıldı. ‘Kim’in, ‘ne’yi olduğu üzerine düşünülmese de bir kulak aşinalığıyla bilinir. Hatta bir Deep Purple yorumu bile var. Keza ‘Brandenburg Konçertoları’na büyük plaza asansörlerinden (Telemann ve Handel da dinlenebilir bu ‘barok’ asansörlerde), büyük şirket telefonlarının ‘bekleme araları’ndan da aşinadır pek çok insan. Ama ne Beethoven ne de Mozart’la kıyaslandığında Bach’ın hayatına dair bildiklerimiz çok az. Büyük ovalara bereket getiren koskoca bir nehir olduğu halde sanki kendi halinde akan küçük bir dere (‘Bach’ Almanca ‘dere’ anlamına geliyormuş) gibi yaşadığından mıdır ne, öyle, ayrıntılara girebilecek bir Bach biyografisi yazacak veri yok.
Armand Farrachi’nin ‘Bach: Son Füg’ü de kapsamlı bir Bach biyografisi değil. Yazarın derdi de tam olarak ‘verilere dayalı’ bir Bach biyografisi yazmak değil zaten. Daha çok, eldeki verilerden bir yaratıcının ruhunu anlama çabası. Belki de bu yüzden ‘Bach: Son Füg’ güzel yazılmış bir kitap

Tanrı’yı müziğe davet etmek
Johann Sebastian Bach 28 Temmuz 1750’de beyin kanamasından öldüğünde yanlış bir katarakt ameliyatı sonucu gittikçe bozulan gözleri tamamen kör olmuştu. Bir süre sonra Handel’i de ameliyat edecek olan İngiliz hekim John Taylor çağın iki büyük bestecisinin kör olmasında epeyce paya sahip bir doktor olarak tarihi geçti.
‘Çalışma’yı tüm yaşamının merkezine koymuş biri için körlük (yapabileceklerinden daha azıyla yetinmek zorunda kalmak) olabilecek en korkunç felaket olsa gerek: “Çalışma ve ve özenle ulaştığım yere, biraz doğallığa ve beceriye sahip olan bir başkası da ulaşacaktır”. “Müzikal olmayan her şeye yabancı olan” bu adam Weber’in ‘Protestan’ına örnek teşkil edercesine “Hayatı boyunca, şafaktan önce işbaşına geçmek için olduğu kadar, mumları idareli kullanmak için de erken yatmıştı.”
Denebilir ki Bach, Lutherci Reform’un ‘uhreviyatı’nın epeyce gerilediği bir zamanda Tanrı’yı müziğine davet ederek bu ruhaniliği yeniden kurmuştur. ‘Aziz Matta’ya Göre Passion’ bu davetten, Tanrı’nın onurlandırılmasından başka bir şey değildir. E. M. Forster büyük romancıların ( Dostoyevski -‘Suç ve Ceza’, Melville-‘Moby-Dick’…) ‘büyüklüğünde’ yapıtlarındaki dinselliğin güçlü etkisinden söz eder. Forster’ın vurgusunu büyük bestecilere uygularsak bütün yapıtıyla Bach çıkar karşımıza.
‘Devrimci’ ve ‘geliştirici’ ayrımıyla değerlendirmek gerekirse Bach, müzikte bir devrim yaratmadı. Hemen hemen tüm müzik formlarını –hele ki fügde- geliştirilebilecek en üst noktaya taşıdı. Buxtehude’ü dinlemek için 200 kilometreyi yürüyerek kat edebilecek kadar müziğine temel olan ustalara sonsuz bir saygıyla bağlıydı. “Yaşlandıkça teorik soyutlamalara ve içrekliğe gömüldü; tempoya, ifadeye ya da çalgıya, bazen de anahtara aldırmadan, hızdan çok özle, tınıdan çok kavramla ilgilenerek ve özdeksel açıdan kaybettiğini arılıkla kazanarak yorumlama hakkındaki tüm belirtici bilgileri atladı.” İşte üst düzeyde bir soyutlama olarak ‘Füg Sanatı’, Bach’ın yalınlığın yoğunluğuna ulaştığı son noktadır.
Teknik olarak füg, ana temanın ya da bir anafikrin aynı anda ve anlatının dokusunu oluşturan melodi dizelerinin içinde sistemli bir biçimde yinelenmesidir. Yani ana temadan kaçış, başka bir düzeyde tekrar dönüş, sonra tekrar kaçış… “Bütün dünyanın ona bir füg biçiminde göründüğü” Bach, ısrarla bu dünyadan kaçtı. “Öteki konular zaman kaybı ve sıkıntı verdiği için, aklı başında bir insanın susmasının ve biliyorsa bir çalgı çalmasının çok daha iyi olacağını” düşünüyordu. Buna uygun olarak az konuştu ve çok çalıştı. Bu dünyada bir yer edinmek yerine ondan uzaklaşmayı tercih etti. Basit yaşamış bu adam basit bir cenaze töreniyle gömüldükten çok kısa bir süre sonra unutuluşa terk edildi. Ta yüz yıl sonra Mendelssohn dehayı kavrayıp yeniden gündeme getirene kadar. Leipzig şehrine bir anıtı yapıldı. Tüm yapıtı yayımlanıp incelenmeye başladı. Adım adım, müziğe verdiği yönün büyüklüğünün farkına varıldı. Ama bunlar, pek önemli olmayan ve Johann Sebastian Bach’ın “yüz yıl önce ilgilenmeyi bıraktığı” meselelerdi.

BACH: SON FÜG
Armand Farrachi
Çeviren: Heval Bucak
Can Yayınları
2010, 93 sayfa
8 TL.


    ETİKETLER:

    Dostoyevski

    ,

    kitap