Baharın taze kokusu

Baharın taze kokusu
Baharın taze kokusu
Çoğu zaman farkına bile varamadığımız, seksen dokuz otu hikâyelerle bezemiş Tijen İnaltong 'Mutfaktaki Yaban' kitabında. Bambul, mürdümük, tekesakalı, yılan yastığı gibi birbirinden farklı coğrafyalarda kullanılan, Anadolu insanın onlardan çeşitli şekillerde yararlandığı otların, yetiştirme, kullanma bilgilerinden önce her birinin hikâyelerini okuyacaksınız kitapta
Haber: AYFER YAVİ / Arşivi

Günlerden bir gün bir sayfa açılır karşınıza (http://mutfaktazen.blogspot.com). Maydanozlar, naneler saksıda, kepçeler, bıçaklar askıda. Mavi, ince buluta çengellenmiş yüzlerce sayfa yazı, yüzlerce günlük çalışma, yüzlerce günlük ince emek. Tijen İnaltong’un rengârenk bilgileriyle donattığı bu bulutlar, hikâyelerle, anılarla, öykülerle örgülenmiş hayatın yansımasıdır. Güzeller güzeli, sıcacık kitaplarıdır bunlar. Kimisi allı, kimisi morlu, kimisi başında yazmasıyla, kimisi Her Güne Bir Yemek tarifleriyle dopdoludur. Bu bahar, bulutuna taktığı yepyeni bir çalışması daha var yazarın, Mutfaktaki Yaban -Anadolu’nun Yenen Otları.
Baharın taze kokusunu doya doya içinize çekeceğiniz bu kitapta, sevdalısı olduğu otların peşine düşmüş yazar. Büyükannelerimiz, büyükbabalarımızın derin bilgi sahibi olduğu, şifa kaynağı yabanlarımızı, ilaçların nüvesi olan allı, morlu, sarı, beyaz, mavi, pembe çiçekli yabani otlarımızı bize tanıtıyor. Otlardan yararlanma, toplama, saklama, hazırlama ve pişirme yöntemleri ile başlamış söze İnaltong. Sonra sizi ot bahçesi kurmaya yüreklendiren bilgileri sıralamış. Ne de güzel bir uyum, ot ve bahçe. Ot bahçesi. Ucu bucağı belli olmayan topraklarda değil, belki bir cam önünde, belki de bir minik saksıda yeşerecek, boy atacaklar. Yeter ki siz niyet edin, çiçeklerle, meyvelerle sunacaklar kendilerini size.

Yörük Ahmet ile mehmet amca
Çoğu zaman farkına bile varamadığımız, belki de tenimizde yaşamsal yeşil izler bırakan doğa armağını, seksen dokuz otu hikâyelerle bezemiş Tijen İnaltong. Bambul, mürdümük, tekesakalı, yılan yastığı, boy otu, eşek marulu, kenger, hodan, çiriş, arapsaçı, tarhun gibi birbirinden farklı coğrafyalarda kullanılan, Anadolu insanın onlardan çeşitli şekillerde yararlandığı otların, tanıtım, yetiştirme, kullanma bilgilerinden önce her birinin hikâyelerini okuyacaksınız kitapta. “...Bir yaz günü tabağın içi ayna, aynada Girit, Girit’te evleri. Neşe içinde toplanıp masa başına, kuzu etli mühliye yiyorlar. Sağlıklılar, mutlular. Dertleri, tasaları yok. Oysa hepi topu iki kişi yetiştiriyor, Yörük Ahmet ile Mehmet amca... Mehmet amcanın bir elinde sigara, üç lira karşılığı bir demet mühliye verecek isteyene. Her yıl tohumunu ekip bahçesinde yetiştirdiği mühliyelerden. Uzun dallı, bol yapraklı mühliye. Onda da çok yok ki. Getirmiş beş on demet. Hepsi bu. Kim bilir hangi evlerde açılacak gazeteye sarılmış demetler. Teker teker koparılacak yapraklar. Aman ha sap kalmasın, yoksa bamya gibi sümüklenir diyecek yaşlı bir kadın. Gözleri ayna, aynada Girit. Girit’te bir ev, bir yaz günü, yine bir yaz, sofrada kuzu etli mühliye. Sevinç mi dedin? Sevinç geçmişte kalmış. Yüreklerde hüzün. Girit, evleri, yaşamları geçmişte kalmış. Hepsi bir saksı mühliyeye demiş derdini. Koca ev, sevinçler, umutlar geleceğe dair, hepsi bir saksıya sığmış. Saksı desen ufacık. Ancak onu sığdırabilmişler sandığa...”

‘Biraz gergin, biraz ısırganımdır’
Nasıl da yaşamsal, nasıl da destansı, nasıl da şiirseldir bu bitkiler. Otlar konuşur, dile gelir, Mutfaktaki Yaban’da. Yavaş yavaş tanıştırır kendilerini size. “Kendimi elletmekten hoşlanmam pek. Biraz gergin, biraz ısırganımdır. Bu yüzden bana “dalan”, “dalagan” gibi adlar takarlar. Onları suçlayamam. Kimileri bu huyumdan hoşlanmaz, eline bir eldiven geçiriverir toplamak ayıklamak için. Kimileriyse beni bir süre suda bekletip öyle doğrar. O zaman dalamadığına yemin edebilirler. Benden korkanlara acırım çünkü daladığım yerde kan dolaşımı hızlanır, vücuda bir sıcaklık yayılır. Romatizması olanlar ağrıyan yerlerini dallarımla döver, bilir misiniz? Sinoplular ağrıyan yerlerine benden koyup sararlar. Tez zamanda alır ağrıyı. Gül gibi, beni sevenler de dikenime katlanır...”
Acaba neresidir bu otların vatanı bileniniz var mı? Nisan ayında mı toplanır, yoksa Temmuz’da mı? İştah açıcı mı, kabızlık giderici mi, yoksa afrodizyak mı? Bolca lifli, proteinli mi? Kıbrıs Rum kesiminde omlet, Türk kesiminde ise meze ve turşusu mu yapılıyor? Sakız Adası’nda da varmış, ne de yaygınmış! Etlisine un ve limon suyu ile yapılan terbiye mi ekleniyor? Ot kavurmasında ve işkembe tarifinde de mi adı geçiyor? Kars’da gövdesini tuza banıp yiyen de var, Acıpayam’da yumurtalı kavurmasını yoğurtlu. Aromalı zeytinyağının eşlikcisi, bu yeşil hangi yeşil? Kimler tarafından ne şekilde kullanıldığı, ilmek ilmek örülmüş ot bilgilerinin hepsi bir arada. Bu bahar Mutfaktaki Yaban’la tanışma vakti. Canlanıp, yollar aşıp, dağ tepe tırmanmalı. Anadolu’nun yenen otları tanınmalı, tanıtılmalı, ot toplama mevsimi kaçırılmamalı. Tijen İnaltong’un dediği gibi “Dilerim her birini benim kadar sever, onlarsız bir dünyanın mümkün olmadığını, onlar yok olduğunda insanın da yok olacağını anlarsınız” Mutfaktaki Yaban’ı okuyunca.

MUTFAKTAKİ YABAN
Anadolu’nun Yenen Otları
Tijen İnaltong
Yapı Kredi Yayınları
2008
296 sayfa
85 TL.