Bahtin'in mirasına sahip çıkmak

Bahtin'in mirasına sahip çıkmak
Bahtin'in mirasına sahip çıkmak
Craig Brandist, 'Bahtin ve Çevresi'nde Bakhtin'in yanı sıra, bu çevredeki kişilerin yapıtları ekseninde farklı bir okuma yapıyor. Brandist, 20. yüzyılın başında özellikle Almanya'da egemen olan felsefi düşünceleri ve Rusya'daki etkilerini ortaya koyuyor
Haber: EREN RIZVANOĞLU / Arşivi

Craig Brandist, ‘Bahtin ve Çevresi’ yapıtında Bakhtin’in yanı sıra, bu çevre içindeki diğer kişilerin yapıtları ekseninde farklı bir okuma yapıyor. Ona göre, Bakhtin Çevresi’nin çalışmaları, döneminin Avrupa entelektüel bağlamında kavranmalıdır. Bu anlamda Brandist, 20. yüzyılın başında özellikle Almanya’da egemen olan felsefi düşünceleri ve Rusya’daki etkilerini ortaya koymaya çalışmış. Bunu yaparken de ele aldığı çalışmaları tamamlanmış bir bütün olarak değil de, oluşmakta olan bir yaklaşımın ürünleri olarak ele almaya çalışmış. Bu nedenle çevrenin ve Bakhtin’in geçirdiği beş temel düşünsel süreç olduğunu belirlemiş. 

Aydınlanmış bir süreç
Brandist’e göre Bakhtin ve çevresi, Yeni Kantçılıktan özellikle de Cassirer’den çok etkilenmiştir. Çevrenin toplantılarında Cassirer’in ‘Simgesel Biçimler Felsefesi’ adlı kitabından bölümleri okuyup tartıştığı çok bilinen bir durumdur. Diğer bir etki de Dilthey ve Bergson’un yapıtlarında nüvelerini bulabileceğimiz, Simmel’in temsil ettiği yaşam felsefesi olarak bilinen Lebensphilosophie’dir. Simmel’e göre ifade edilen şeyi anlamak ile ifade eden kişinin anlaşılması arasında önemli bir ayrım vardır, çünkü ‘yaşam’ deneyimin ve bilginin nesnesi olamayacak ‘homojen’ ve aydınlanmış bir süreçtir. 20. yüzyılın başında tüm Avrupa’da olduğu gibi Rusya’da da etkili olan fenomenoloji diğer etkiyi oluşturur. Özellikle Bakhtin dil ile ilgili düşüncelerini geliştirirken bu kuramdan çok etkilenmiştir. Bakhtin ve çevresi, söylem kavramı ve ötekinin bu kavram içindeki rolünü birazda fenomenolojiye borçludur. Söylem biçiminde yönelimsel edimlerde konuşucu, dilsel yapıyı kendi bakış açısına veya ‘yönelimsel ufku’na göre anlamla donatır. Brandist’in belirlemesiyle çevreyi etkilemiş olan diğer bir kuramda psikoloji içinde gelişen Gestalt kuramıdır. Bu kuram, çevrenin diğer önemli iki kişisi olan, Volosinov’un psikoloji ve dil çalışmalarında ve Medvedev’in Biçimcilikle ilgili kitabından önemli bir rol oynamıştır. Brandist açısından tüm bu etkiler sırasal olmaktan çok birikimseldir. Ona göre çevrenin yapıtlarının dönemleri tek bir eğilimin etkisiyle tam olarak örtüşmez, bilakis her birinin özgül yönlerini özgül bir tarzda birleştirir.
Brandist, ‘Bakhtin Çevresi’nin ilk dönemini etik ve estetik felsefesi dönemi olarak belirlemiştir. Bakhtin, ‘Bir Eylem Felsefesine Doğru’da, Kant’ın biçimsel ahlak anlayışını eleştirmiş ve içerikli bir ahlak savı öne sürmüştür. Ona göre her insan eylemi kendi içinde birciktir ve bu biricikliği içinde değerlendirilmelidir. Bu biriciklik, Bakhtin açısından etik eylemi estetik eyleme bağlayan yoldur. Öyle ki, dünyanın açıklığıyla, sanat yapıtının kapalılığı arasındaki ikilem bu temel estetik soruyu görünür kılar. Bu noktada Bakhtin’in temel bir kavramı ortaya çıkar; sonuçlandırılamazlık veya dünyanın açıklığı bağlamında tamamlanmamışlığı.
Brandist, çevrenin ikinci dönemini ise dil felsefesi dönemi olarak belirlemiş. Brandist, çoğunlukla Bakhtin’e atfedilen ‘Marksizm ve Dil Felsefesi’ adlı yapıtı, Volosinov’un kendi özgül düşünsel çerçevesi üzerinden değerlendirerek, genel yaklaşımın dışına çıkmış gibi duruyor. Volosinov’un Marksist bir yaklaşımla Freud’u eleştirdiği ‘Freudculuk: Marksist Eleştiri’ kitabında ise bilinçaltı ve bilinç kavramları yerine iç ve dış söylem kavramlarını önerdiğini vurguluyor. Yine dil felsefesi ve onun temeli olan sözce kuramı bu bölümde üzerinde durulan diğer konular. Bakhtin çevresi için sözce dilin tek anlamlı birimi olarak ideolojik olarak yüklüdür. Çünkü sözce dile nesnel geçerlilik alanı (kültür) olarak bakar ve söz dışı bağlama, yani yaşama yönelir. 

İmge değil söylem
Brandist, Bakhtin ve Çevresi’nin üçüncü dönemi olarak roman ve roman tarihiyle ilgili yazıların öne çıktığı zaman aralığını inceliyor. Bu dönem içinde temel bir kavram olarak söyleşim (diyalojizm) merkezi bir rol almamaya başlıyor. Bakhtin Dostoyevski’yle ilgili yapıtının ilk halinde bu konuya eğiliyor. Dostoyevski’nin kahramanlarının dünyaya yazarlarından bağımsız olarak kendi bakış açılarıyla bakmaları bu kavram bağlamında değerlendiriliyor. Bakhtin’e göre, Dostoyevski’nin yapıtındaki merkezi nokta tek bir düşünceye indirgenemez olan çoğulculuktur. Her kahraman yapıtta kendi benzersiz ve yinelenemez konumunu bulur. Onun kahramanı bir imge değil, tam bir söylemdir ve kahramanlar arasında söyleşimsel bir ilişki söz konusudur. Brandist, Bakhtin’in bu yapıtındaki fenomenolojik kökeni de açıkça gösteriyor. Yabancı sözcükler söylemimize girdiklerinden yeni bir yönelime sahip olurlar. Yönelim veya niyet kavramı, bu etkiyi Brandist’in tabiriyle ele veriyor. Brandist bu yapıt bağlamında Bakhtin’in, Cassirer ve Hegelcilikten aldığı etkileri de değerlendirmiş. Burada Cassirer’in Simgesel Biçimler diyalektiği elbette önemli bir yer alıyor. Brandist o dönemde egemen olan Marrcı dil yaklaşımının çok açık adı anılmasa da Bakhtin ve çevresi üzerindeki etkisini görünür kılmaya çalışmış. Hatta Bakhtin’in çokdillilik (heteroglossia) kavramını doğrudan Marr’dan etkilenerek ortaya koyduğunu bile söylüyor. Bakhtin, Marr’dan aldığı bu düşünceyle her dilde mevcut olan katmanlaşmayı doğrudan roman üzerinden değerlendirmiş. Brandist yine Bakhtin’in gülme anlayışının Cassirer ve Bergson’a çok şey borçlu olduğunu ifade ediyor. Sonuçta Brandist’e göre Bakhtin’in 1930’lardaki roman kuramı, özgül toplumsal ve tarihsel koşullarda öne çıkan kimi entelektüel eğilimlerin bir karışımıdır. 

Nesler arasındaki ilişkiler
Brandist, Bakhtin ve Çevresi’nin son evresinde, Bakhtin’in son dönem yöntembilimsel yapıtlarına eğiliyor. Bu dönemde Bakhtin’i belli bir anlamda hermeneutik geleneğe de yaklaştıran, insan bilimleri için belli bir yöntem geliştirme çabası ve bu yöntemin nesnesini belirmeme gereksinimi öne çıkıyor. Genel ilgisi sözel etkileşim içinde dil olan bu dönem de özellikle İngilizceye söz veya konuşma türleri diye çevrilen ama yazarın söylemsel türler olarak çevirmenin daha doğru olduğunu söylediği yeni bir düşünsel ürünle karşılaşıyoruz. Brandist açısından bu çaba, yaşam ve kültür alanlarını ilişkilendirmeye yönelik bir girişimdir. Bakhtin insan bilimlerinin yöntemini belirleme çabasında ise üçlü bir ayrım yapıyor. Nesneler arasındaki ilişkilerin, matematik ve fizik gibi sağın bilimlerin alanı olduğu, özneyle nesne arasındaki ilişkilerin bu bilimlerin yöntembilimini oluşturduğunu, ama özneler arasındaki ilişkilerin insanbilimlerinin yöntembilimini oluşturduğunu söylüyor. Bu noktada metin kavramını öne çıkaran ve onu bu yeni bilimin nesnesi haline getiren Bakhtin, metin merkezli yeni bir anlam anlayışı ortaya çıkarıyor. Bu anlayışın gereği olarak, onun ünlü deyişiyle hiçbir anlam “mutlak olarak ölü değildir: her anlam kendi yeniden doğum şenliğine sahip olacaktır”.
Brandist kitabının sonunda Bakhtin araştırmalarının dünü ve bugününü de ele alıyor. Öyle ki Bakhtin ve çevresinin yapıtlarında belki de onların düşüncesinin özü gereği, onlarda olmayan benzeri devrimci yanlar arıyor. Bu bağlamda Bakhtin çevresi onun için 1920’lerin sonunda bir araya gelmeye nihayet son vermesinin ardından bile devam eden söyleşimsel bir ilişkinin ürünüdür. Kitabının son bölümünde eleştirel ve politik alternatiflere değinen Brandist, Bakhtin’le, Habermas ve Gramsci arasında ruhsal bir yakınlık gördüğünü belirtiyor. Brandist açısından dil tüm bu düşünürlerin farklı farklı ifade ettiği üzere bir dünya görüşünün cisimleşmesini de yansıtıyor. Bu anlamda Brandist, Bakhtin ve çevresi üzerine, beslendikleri düşünsel etkiler bağlamında çok yönlü bir okuma yaparak, kitabını yeni türden okumalara açık bırakıyor.

BAHTİN VE ÇEVRESİ
Craig Brandist
Çeviren: Cem Soydemir
Doğu Batı Yayınları
2011, 316 sayfa, 17 TL.