Balzac'tan yeni roman!

Balzac'tan yeni roman!
Balzac'tan yeni roman!
Birinci bölümü 1831, ikinci bölümü 1836'da yazılan 'Lanetli Çocuk' kitap halinde 1837'da basılmış ve Balzac tarafından 1845'de 'İnsanlık Komedisi'nin Felsefi Çalışmalar bölümünde sınıflandırılmıştı. Yazarın olgunluk dönemi eserleriyle aynı tarihlerde yazılmasına rağmen, öne çıkmayan 'Lanetli Çocuk', Balzac'ın yaşadığı çağa göre tarihi roman
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden, kimilerine göre roman sanatının zirvesi sayılan Honore de Balzac’ın birçok romanını, Sönmüş Hayaller, Vadideki Zambak, Eugine Grandet, Köylüler ve Goriot Babası gibi önemli eserlerini iyi çevirilerle okuma şansı bulmuştuk. Ama üretken bir yazar olan Balzac’ın hâlâ Türçeleştirilmemiş birçok eseri var. Geçtiğimiz günlerde Yapı ve Kredi Yayınları, Kazım Taşkent Klasik Kitaplar Dizisi içerisinde yayımlanan Lanetli Çocuk da bunlardan biriydi.
Fransa’nın Tours kentinde, 20 Mayıs 1799’da doğmuştu Balzac. İki yıl hukuk okudu ve bir avukatın yanında staja başladı. Ancak babasının bütün ısrarlarına rağmen avukat olmayı istemiyordu. Hayali Paris entellektüel çevelerin içine girmek ve yazar olmaktı. Önce bir oyun yazarak başladı edebiyata, bir yandan da yayımcılık alanına adım attı. İkisinde de hüsrana uğradı Balzac, ama yılmadı. Özgüveni ve kazanma tutkusuyla, günde ondört saat aralıksız yazmaya başladı. Zaten biriken borçlarını ödemesinin başka bir yolu da yoktu. Kendi adıyla yayınladığı ilk romanı Les Chouans (Chouan’lar) ve yine aynı yıl basılan La Physiologie du marriage (Evliliğin Fizyolojisi), ilgi görünce, yazma tutkusu daha da arttı. Her zaman bir üyesi olmak istediği Paris sosyetesiyle de tanışmıştı. 1829-1935 yıllarında arasında, hem salonların değişmez bir siması oldu, hem de hiç aksatmadan binlerce roman sayfası tamamladı.

İnsanlık Komedyası’ndan bir sahne
Romanları ve aşk hayatı parlaktı Balzac’ın. Hayatına giren üç kadın da yüksek sınıftan zengin insanlardı ve özellikle -kendisinden yaşça büyük- ilk sevgilisi Madame Laure de Berny’den maddi ve manevi anlamda çok destek gördü. Onun ölümünden sonra birlikte olduğu Markquise de Castries’le yaşadığı tatsız ayrılığın ardından, Polonyalı bir kontesle. Hanska’yla mektuplarla başlayan romantik aşkı ölümüne dek aralıksız sürdü. Kontesin kocasının ölümüyle evlendiler ancak iki yıl sonra hastalanan Balzac, 1850’de bronşit ve kalp yetmezliğinden öldü.
Balzac, toplam seksen sekiz kitaptan oluşan romanlarını ‘İnsanlık Komedyası’ üst başlığı altında toplamayı düşünmüştü. 1300’lerden başlayıp 1845’e kadar gelen, ağırlıklı olarak Napoleon, XVIII. Louis, X.Charles ve Louise Philippe dönemleri etrafında geçen ‘İnsanlık Komedyası’nda Fransız toplumundaki karakterlerin hemen hepsi canlandırılmıştır. Toplumun bu olağanüstü tasvirini gerçekleştirmek için, bir romandan ötekisine geçen iki bine yakın karakter çizmiş ama ‘İnsanlık Komedyası’nı oluşturan her bir romanın kendi içerisindeki bütünlüğünü de ihmal etmemişti. Planladığı ve hatta isimlerini bile koyduğu elli romanını yazmaya ise ömrü yetmeyecekti.
Balzac, 1834 yılında bütün yapıtlarını tek bir başlık altında toplamaya karar verdiğinde yayınlanmış pek çok romanı vardı. Onları da kattı işin içine ve projesini; birey ve toplum hayatını çözümlemeye yönelik ‘Analitik Çalışmalar’; bu hayatın nedenlerini tartıştığı ‘Felsefi Çalışmalar’; bireyin davranışlarının toplum üzerindeki etkilerini kavramaya yönelik ‘Toplum Gelenekleri Çalışmaları’ biçiminde üç ana başlığa ayırdı. ‘La Comedia Humaine’ adını verdiği eserlerinin toplu basımı 1848’e kadar on yedi cilt halinde yapıldı. 1848’den sonra kaleme aldığı romanlar ancak ölümünden sonraki baskıya girmiş ve son halini 1876’da yapılan yirmi dört ciltlik edisyonunda almıştır.
Birinci bölümü 1831, ikinci bölümü 1836’da yazılan Lanetli Çocuk kitap halinde 1837’da basılmış ve Balzac tarafından 1845’de ‘İnsanlık Komedisi’nin Felsefi Çalışmalar bölümünde sınıflandırılmıştı. Yazarın olgunluk dönemi eserleriyle aynı tarihlerde yazılmasına rağmen, diğerleri kadar öne çıkmayan Lanetli Çocuk, Balzac’ın yaşadığı çağa göre tarihi roman niteliğindedir.
Fransa’da iç savaşın yaşandığı, kanunsuzluğun hüküm sürdüğü 1591 yılının bir gece vakti, 18 yaşındaki genç bir kadının erken doğumu başlar. Doğurmaktan değil, kocasının gazabından korkmaktadır kadın. Çünkü yanı başında uyuyan elli yaşındaki kocası, kralın sadık adamlarından güçlü ve acımasız Herouville Kontu’dur. Kontesin korktuğu başına gelmez, kont karısına ve oğluna dokunmaz. Ne var ki, erken doğumu karısının evlilik öncesi ilişkisinin delili sayacak, bebekten nefret edecek, bütün sevgisini ikinci oğlu Maximillan’a verecektir..
Çelimsiz ve narin Etienne, babasının haşin yüzünü görmeksizin annesi tarafından büyütülür. Sanat ve edebiyata, müziğe, doğa bilimlerine ilgisi eğitmenler sayesinde geliştirilen Etienne, annesini kaybettiğinde yıkılacaktır. Aynı günlerde kardeşi Maximillan da savaşta ölmüştür. Herouville ailesinin adını sürdürmek arzusu, kontu yıllardan sonra büyük oğluna yaklaştırır. Niyeti Etienne’nin kontun gücünü de sağlamlaştıracak soylu bir evlilik yapmasıdır. Ancak kendisi gibi özenle yetiştirilmiş ince ruhlu bir kıza tutulur genç adam. Basit ve yoksul bir çıkıkçının kızı olan Gabrielle şiirsel bir aşk yaşarlar: “Kuşkusuz o an, yeryüzüne ayak basmış ve yeniden gökyüzüne doğru havalanma zamanını bekleyen bir melekle karşılaştırılabilirlerdi olsa olsa. Platon’un gizemli dehasının ve insanlığın anlamını arayan herkesin o güzelim düşünü gerçekleştirmişlerdi işte: Tek ruh olmuşlardı, bilinmeyen bir yıldızın çehresini süsleyecek o sırlarla dolu inciye dönüşmüşlerdi sonunda, hepimizin umudu değil mi bu!”
Hayır; Herouville Kontu’nun umudu çok daha maddidir ve gençlerin birleşmesine izin vermeyecektir...

Parlak bir üslup
Sheakespeare’in Romeo ve Juliet’ini andıran bu romantik aşk hikâyesinin ‘Felsefi Çalışmalar’ başlığı altında sınıflandırılması kolay anlaşılır bir değerlendirme değil. Kitaba yazdığı önsözde Tahsin Yücel, Balzac’ın seçiminin romanın hem yapısı, hem içeriğiyle doğrulandığını söylemiş; “Lanetli Çocuk, örneğin bir Goriot Baba, bir Altın Gözlü Kız ya da bir Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti gibi oluntuların, karşılaşmaların, konuşmaların doğrudan verildiği bir anlatı değildir. Balzac daha birçok anlatısında olduğu gibi burada da oluntuları ve konuşmaları doğrudan yansıtmak yerine, çözümleme ve betimlemeler aracılığıyla yansıtır bize; gene birçok anlatısında olduğu gibi burada da anlatı kişilerinin kendi gözlem ve yorumları olaylara ışık tutar, örneğin yapıtın temel kişisi Etienne’in iç dünyası annesinin gözlem ve yorumlarıyla verilir. Anlatıcının kendisi de betimleme ve yorumlarını sürdürürken, ele aldığı olay ya da kişinin özel durumundan genel durumlara atlayarak kapsamlı çözümlemelere girişir. Böylece, bir aşk ya da töre romanı aynı zamanda bir ‘felsefesel inceleme’ niteliği kazanabilir.”
Marx, Balzac’ın büyüklüğünün “gerçek koşulları, örneğin Fransız kapitalizminin gelişimini yöneten koşulları derinden anlamasında” yattığını söylemişti. Elbette sadece bir bilgi birikimini kastetmiyordu Marx; önemli olan bu bilmeklik halinin edebi bir metne uyarlanmasıydı. Lanetli Çocuk, Balzac’ın yazma yeteneklerini konuşturduğu bir roman. Önde insani dramlar, ardında bu dramlara yol açan tarihsel olaylar dengeli bir biçimde sergilenirken, gerçeklik şiirsel bir uslupla işleniyor.
Balzac’ın mekana, eşyaya ve zaman verdiği önem, Lanetli Çocuk’ta da öne çıkıyor. Zaten romanın ilk sayfalarında kendisi de açıkça ifade etmiş; “Yaşamda biraz yol aldığımızda, mekanların ruh halleri üzerinde gizli bir etki yarattığını öğreniriz. Çevremizi saran nesnelerde artık bilmem hangi umut güvencesini bulduğumuz o kötü anları hangimiz yaşamamışızdır? İnsan ister mutlu olsun, isterse dertli, birlikte yaşadığı en küçük nesnelere bile bir yüz kazandırır; onları dinler, akıl alır, çünkü doğası gereği boş inançlıdır.”
İşte böyle bir anlayışla roman kişilerinin ruh hallerini -Orçun Türkay’ın çevirisinin de katkısıyla- mükemmel tasvirlerle izliyoruz. Sokaklar, evler, evlerin iç yapısı, doğa olayları, inceden inceye tarif edilirken kişiler de şişman, uzun, esmer, güzel ya da yakışıklı gibi hem fiziksel görünümleriyle, hem de kullandıkları eşyalar ve giysilerle birlikte canlandırılıyorlar. Küçük bir alıntı; “Birden fırtına iyice şiddetlendi. Genç kadın gökyüzünün savurduğu tehditleri duydukça hiçbir şeyi artık iyiye yoramaz olmuştu, o dönemde hava değişimleri her insanın düşünceleri ya da alışkanlıklarına göre safdillilikle yorumlanırdı. Ansızın gözlerini odanın ucundaki kemerli pencerelere çevirdi; ama vitrayların küçüklüğü ve kurşun tabakaların çokluğu gökkubbenin durumunu görmesine; bağış toplama tasasına düşmüş birkaç keşişin ileri sürdüğü üzere dünyanın sonunun gelip gelmediğini anlamasına engel oldu. Bu kehanetlere kolayca inanabilirdi, değil mi ki dalgalarıyla şatonun duvarlarına saldıran öfkeli denizin sesi fırtınanın yeğin gürültüsüne karışıyor, kayalar sanki yerinden oynuyordu. Ağrıları sürekli daha şiddetli, daha amansız biçimde sürse de, kontes kocasını uyandırmaya cesaret edemedi; ama onun yüz hatlarını inceledi, umutsuzluk bunca uğursuz belirtiye karşın orada bir avuntu aramasını öğütlemişçesine.”
Rousseau’nun siyasi ve felsefi romantik reddiyesinden Chateubriand’ın süslü ve şekilci romantizmine evrilen roman yazımına Balzac’ın getirdiği, romantizmle karışmış bir gerçekçiliktir. Varolan toplumsal duruma yönelik hoşnutsuzluk ve eleştiri azalmamıştır ama içi boş bir yazıklanma ve geçmiş özlemine de yer verilmez. Sürüp giden hayatın eleştirisi, sürüp giden somut insani ilişkiler üzerinden yapılır. Ne şeytani kötülükler, ne hamasi iyilikler vardır hayatta. İyilik ve kötülük aynı anda, bir vücutta cisimlenir, insanlar, hırsları, düşmanlıkları, maddi zenginliklere kölelikleri, cinsel açlıkları ile, nasılsa öyle görünürler. Hatta Balzac yarattığı insan tiplerinin eğilimleri ile igili açıktan açığa ahlaki yargılarda bile bulunmaz, tarafsızdır, sanki yukarıda bir yerlerden bakmıştır kendisinin de dahil olduğu insanlık komedisine!..

LANETLİ ÇOCUK 
Honore de Balzac
Çeviren: Orçun Türkay
Yapı Kredi Yayınları
2010
106 sayfa, 11 TL.