Başbakanını 'adam etmeye' çalışan yazar

Başbakanını 'adam etmeye' çalışan yazar
Başbakanını 'adam etmeye' çalışan yazar

Stephen Harper

Kanadalı yazar Yann Martel yaklaşık dört yıldan beri başbakan Stephen Harper'a her hafta bir kitap gönderiyordu. İlk kitap Tolstoy'un 'İvan İlyiç'in Ölümü'ydü, son kitap ise Wajdi Mouawad'ın 'Scorched' adlı yapıtı oldu
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

‘Pi’nin Hayatı’ adlı enfes kitabıyla dünyanın dikkatini çeken ama bizde pek bilinmeyen Kanadalı yazar Yann Martel’le ilgili bir haber dikkatimi çekti. Yazar meşhur olduğu için değil, söyledikleri önemli olduğu için. Martel, 2007 yılında Kanadalı yazarların hep birlikte katıldıkları Kanada Sanat Konseyi 50. Yılı programı çerçevesinde Kanada Başbakanı Stephen Harper’la bir araya geliyor ve başbakanın yazarları görmezden gelişine şahit oluyor. Harper ayrıca roman okumayı sevmediği yönünde bir açıklama da yapıyor. Bunun üzerine Martel, sonraki dört yıl boyunca hemen hemen her pazartesi günü başbakana bir kitap yolluyor. Başbakandan herhangi bir yanıt gelmiyorsa da Martel’e üç satırlık resmi yanıtlardan bolca yolluyorlar. Independent’ın haberiyse Martel’in pes ettiğini açıklayışı üzerine. Şöyle diyor Booker ödüllü yazar: “Kimin ne okuduğu, kitap okuyup okumadığı kendi bileceği iş. Sıradan insanların ne yaptığı beni ilgilendirmiyor, insanlara nasıl yaşayacaklarını söylemek bana düşmez ama benim üzerimde söz hakkı olan insanlar söz konusu olunca durum farklı. Onların okumalarını istiyorum çünkü sınırlı, vasat hayalleri birgün benim kabuslarıma dönüşebilir” ve 100. kitapla beraber başbakana roman okutma sevdasından vazgeçiyor. Yolladığı kitapları merak ettiyseniz hemen birkaç örnek vereyim, Martel işe bir mektupla birlikte Tolstoy’un ‘İvan İlyiç’in Ölümü’nü yollayarak başlamış. “Çok meşgul olduğunuzu biliyorum Bay Harper. Hepimiz meşgulüz. Odalarında meditasyon yapan keşişler de meşgul. Yetişkin olmak böyle bir şey… Hepsi bir seçim meselesi, size önerim her gün birkaç dakikalığına da olsa okumayı seçmeniz.”
3 numaralı kitap ise bir Agatha Christie klasiği, ‘Roger Aykroyd’un Ölümü’, mektuptaysa şöyle yazıyor: “Size ikinci el kitaplar yolladığımı fark etmişsinizdir. Bunu tasarruf için yapmıyorum, anlatmaya çalıştığım bir şey var. Kullanılmış bir kitap, kullanılmış bir arabanın aksine başlangıçta sahip olduğu değerden bir şey kaybetmez.”
51 numara Shakespeare-Jül Sezar: “Sezar güç ve politikayla ilgili olduğuna göre belki güç ve politikadan bahsedebiliriz. 3. Perde 3. Sahne’de şair Cinna ile karşılaşacaksınız. Komplocu Cinna’yla karıştırıldığı için saldırıya uğruyor. Oysa günümüz Kanada’sında sizler şair Cinna’ya saldırıyorsunuz. Ama belki de ben yanlış anlamışımdır, siz onurlu bir adamsınız ve eminim ne yaptığınızı biliyorsunuzdur.
100. ve son kitapsa Wajdi Mouawad’ın ‘Scorched’ adlı yapıtı.

Rumsfeld’den bilinenler ve bilinmeyenler
Herkesin bildiği üzere ABD Eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld geçtiğimiz günlerde anılarını yayımladı ve Bush döneminde verilen kararlarla ilgili görüşlerini ve hislerini dile getirdi. Kitabın adı ‘Known and Unknown’ (Bilinen ve Bilinmeyen), Rumsfeld’in Irak’la ilgili “Irak gerçekten teröristlere yataklık ediyor mu, kitle imha silahları temin ediyor mu?” sorusuna verdiği 2002 tarihli meşhur yanıttan geliyor: “Birşeyin gerçekleşmediğini söyleyen raporlar her zaman ilgimi çekmiştir. Biliyoruz ki bir bilinen, bilinenler yani bildiğimizi bildiğimiz şeyler var, bir de bilinen bilinmeyenler yani bilmediğimizi bildiğimiz şeyler var. Ama bir de bilinmeyen bilinmeyenler var –yani bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler.”
New York Times, kitabı eleştirme işini Michiko Kakutani’ye bırakmış. Kakutani de açıkçası sözünü esirgememiş. “Rumsfeld’in anı kitabı bilinen bilinenler ve bilinen bilinmeyenlerle yakartop oynamanın ötesine geçmiyor” diyor Kakutani, “sıkıcı ve Rumsfeld’den başka kimseye yararı olmayan kitap başkalarını suçlama çabalarıyla dolu. Irak’ın işgalinde yapılan değerlendirme hataları konusunda özellikle CIA, George Tenet, Colin L. Powell, Condoleezza Rice ve L. Paul Bremer III suçlamalardan paylarına düşeni alıyor.” Times’ın eleştirmeni sözlerine New Yorker’dan Packer’ın bir yorumuyla devam ediyor, “Boş bilgilerin doldurulduğu, geçmişi gerçekten masaya yatırmayı ve ciddi ciddi gözden geçirmeyi reddeden bir anı kitabı daha.”
Eleştiriye göre Rumsfeld sadece sürekli kibirli, herşeyi bilen bir tonla konuşmakla kalmıyor (“Bush’a zafer konuşmalarını azaltmasını söylemiştim...”) temeli olmayan cüretkar iddialarda da bulunuyor. (“ Bugün bildiklerimiz ve savaşın maliyeti düşünülürse Saddam’sız bir Ortadoğu ’nun yine de çok daha istikrarlı olduğu ve doğru olanı yaptığımız yadsınamaz.”)
Kitap, oldukça düz bir dille yazılmış. (Kakutani, klasik Rumsfeld cümleleriyle kıyaslandığında bu dili fazlasıyla sade bulduğunu dile getiriyor.) Ama iş meslektaşlarına gelince –hem Başkan yardımcısı hem Savunma Bakanı olarak Bush’a hizmet edebileceğine inandığını söylediği Cheney hariç- iş değişiyor. Bush’un babası George Herbert Walker Bush’la arasını kötü olduğunu dile getirmekten kaçınmayan eski bakan, Bush’un ona CIA konusunda yalan söylediğini iddia ediyor. Powell’a gelince, “medyadaki imajı işine yarıyor olabilir ama gerçeklerle örtüşmüyor” yorumunda bulunuyor ve ekliyor: “toplantılarda hiçbir zaman açık konuşmazdı. Bush’un her söylediğini onaylardı.” Senatör McCain’le ilgili yorumları da sert: “Rüzgara göre yön değiştiren ve çabuk öfkelenen biri.”
Kitapta, Rumsfeld’ın itiraf ettiği tek bir pişmanlık var, o da Ebu Garib skandalından sonra istifa etmemek. (Skandalın gardiyanlardan oluşan ufak bir grubun suçu olduğunu iddia ettiğini ayrıca belirtelim.) Rumsfeld iki kere istifa etmeyi önermiş ama Bush kalmasını istemiş. Eski bakan, Irak’ın işgalinden sonra yapılan hatalarında istihbaratın suçu olduğunu yazmış. (Eleştirmenimiz bu noktada Woodward ve Zelikov raporlarını hatırlatıp Rumsfeld’ın Irak konusunu çabucak kapatmak istediğinin altını çiziyor.) Yine de anlatılanlardan ortaya çıkan net bir sonuç var; Irak’ın işgalinden çok önce bu eylem Bush yönetimi üyelerinin pek çoğunun aklındaymış. 11 Eylül’den aylar önce Rumsfeld, Cheney, Powell ve Rice’a şöyle bir hatırlatma yolluyor: “Irak hususunu tartışmak için bir komite kurmalıyız.” Ayrıca 11 Eylül’den 15 gün sonra Bush onu Oval Ofis’e çağırıp “Irak’la ilgili askeri planlara göz attığını” söylemiş. Ama Rumsfeld’e göre o sırada başkan daha Saddam rejimiyle ilgili bir karara varmamış.
Kakutani şu yorumu yapıyor makalesini bitirirken: “Rumsfeld sabit fikirliliği ve hatalarını kabul etmeyişiyle, biyografisini yazan Bradley Graham’ın onun için yaptığı ‘Bush yönetiminin hatalarının vücut bulmuş hali’ yorumunda ne kadar haklı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.”