Başka bir çatlak yaratmak mümkün

Başka bir çatlak yaratmak mümkün
Başka bir çatlak yaratmak mümkün
Dünyayı giderek daha yaşanmaz hale getiren, belirleyici gücün kâr arayışı olduğu tahakküm ilişkileriyle örülü bu bütünden kurtulmanın yolu onda çatlaklar yaratmak
Haber: ÜMİT ÖZGER / Arşivi

‘Farklı bir dünya yaratmak istiyoruz. Protesto ediyoruz (…) Ama yalnızca protesto edersek güçlü olanın gündemi belirlemesine izin vermiş oluruz.” Türkiyeli okurun ‘İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek’ ve ‘Küreselleşme Çağında Para ve Sınıf Mücadelesi’yle tanıdığı John Holloway, ‘Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak’ adlı kitabında farklı bir dünya arayışına/mücadelesine girenlere iktidardan talep etmenin/iktidarı talep etmenin dışında bir seçenek öneriyor: Parçası olunan bütünün hemen şimdi dışına çıkmak; hemen şimdi! Holloway, ‘büyük devrim’i daha fazla beklemememizi öneriyor; ona göre, “Sabırdan devrimci bir erdem olarak söz etmek ya da ‘gelecekteki devrim’den bahsetmek artık bir anlam ifade etmiyor.’ Dünyayı giderek daha yaşanmaz hale getiren, belirleyici gücün kâr arayışı olduğu tahakküm ilişkileriyle örülü bu bütünün dışına çıkmanın, ondan kurtulmanın tek yolu da onda çatlaklar yaratmak; onu “olabildiğince çok yolla parçalamak ve çatlakları genişletip çoğaltmaya çalışarak kesişmelerini sağlamak.” Holloway’a göre bunu yapabiliriz, bu akışı durdurabiliriz; çünkü kapitalizmi ve tahakküm ilişkilerini biz üretiyoruz. Geleneksel Marksizm’in, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki gerilimin giderilmesi üzerine kurulu toplumsal devrim tahayyülüne karşı, üretici güçlerin ‘ne’liğine değgin ‘yeni’ bir tarifle tartışmaya giren Holloway, üretici güçleri toplumsal ilişkilerin dışında tasavvur eden, onu teknolojik gelişmeye indirgeyen geleneksel ‘üretici güçler’ yorumuna karşı, bir üretici güç olarak insanı, insan eyleminin yaratıcılığını öneriyor. “Biz üretici güçleriz, yaratıcı gücümüzün sermayenin içinde-karşısında-ötesinde gelişiminin ta kendisiyiz.” Ortodoks yaklaşımın bu yaratıcı gücün devrimci potansiyelini bastıran, eylemini antagonizma noktasına varıncaya dek “sermaye içinde ahenkle gelişeceğini” düşünerek erteleyen yaklaşımı Holloway’e göre artık geçersizdir; “…çünkü kapitalizmi üreten burada ve şimdi eyleyişimizdir, başka türlü bir eyleyiş insani ve insani olmayan hayata uygun bir dünya üretebilir.”
20. yüzyılda tecrübe edilen ‘sosyalizmler’ ve ‘devrimler’, insanı aradığı kurtuluşla buluşturamadı. Bu ‘sosyalizmler’in ve ‘devrimler’in idealleri ve gerçeklikleri arasındaki açı farkı, karşıtıyla giderek benzerleşmiş pratikleri, dünyanın değişebileceğine dair umudumuzu kırmadı belki, ama bunun nasıl yapılabileceğine ilişkin arayışlara girmemizi ve sorular sormamızı gerektirdi. İşte bu sorulara verilen karşılıkların birkaçından müteşekkil olan kitap , ortodoks Marksizm’in iktidarı fethetmek yollu ‘devrim’ perspektifine karşı, işe tikel olandan başlamayı öneriyor: “O halde iddiamız, devrimi tasavvur edebilmenin tek yolunun onu çatlaklar yaratan bir süreç olarak görmek olduğudur.”
Günümüzde deneyimlenen kimi pratiklere de dikkat çeken Holloway, önerisinin bir hülya olmadığını, gerçekleşebilirliğini vurguluyor. En çok Latin Amerika’dan tanıdığımız bu pratikler Türkiye ’ye de pek yabancı değil. Holloway’in kitap boyunca değindiği pratiklere bu topraklardan Fatsa tecrübesini ekleyebiliriz biz de. Bugünlerde özellikle Kürt muhalefetinin yeni siyasal hedefi olarak gündemleşen ‘Demokratik Özerklik’ önerisi, kitaptaki tezlerle örtüşmesi bakımından ayrıca ilginç.
Peki çatlaklar kendilerini nasıl koruyacak? Makro iktidarı hedeflemese ve kendisi şiddet içermeyen bir eyleyiş olsa da, çatlakların iktidar tarafından tehdit olarak görüleceği ve yasal şiddetle engellenmeye çalışılacağı tecrübeyle sabittir. Ne var ki bir taraftan da, çatlağın alternatif ve tamamen başka toplumsal ilişkiler önermesi/eylemesi gereği ortadadır. Yukarıda 20. yüzyıl devrimleri için söylenen karşıtıyla benzerleşme durumu, çatlaklar için mevzi kaybı türünden politik yenilgilerden daha vahim bir tehlikedir. “Şiddet tarafsız bir bölge değil, tahakküm güçlerinin bölgesidir. Bizi, kabul etmediğimiz toplumsal ilişkiler ve davranış biçimleri içine, insanların tahakkümü altındaki hiyerarşik yapılanmalar içine çeker. (...) Devlet şiddeti, belirli toplumsal ilişkileri bize dayatır ve biz şiddet ile karşılık vererek onu ne kadar çok taklit edersek bu dayatma da o kadar etkili olur.”
O halde, bir yandan kazanılmış olanı koruma zorunluluğu ile öte yandan onu savunurken kullanılacak araç ve yöntemlerin bizi yeniden kapitalist, tahakkümcü ilişkilere eklemleme riski arasına sıkışmaktan nasıl kurtulacağız? Burada, Holloway’le birlikte EZLN’yi (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nu) hatırlıyoruz. Malum, Zapatistalar otonomlarını silahlarıyla da koruyor. EZLN örneğinde olduğu gibi, silahlı savunmayı kategorik olarak reddetmeyen, dışarıdan gelecek olası bir bastırma hareketine karşı engelleyici işlevini teslim eden Holloway, silahların bu meşru müdafaanın anahtarı olarak görülmesine karşı çıkıyor ve “…ancak en etkili savunma biçimi büyük olasılıkla hareketlerinin Meksika ve dünyanın dört bir yanında güçlü bir karşılık bulmuş olmasıdır” diyor. “Bir hareket için en güçlü meşru müdafaa biçimi, büyük ölçüde bizzat hareketin niteliği, yani gündelik yaşamın hareket içerisindeki dönüşümünün niteliğidir (…) Raoul Vaneigem’in belirttiği gibi ‘bir devrim, insanların günlük yaşamını zenginleştirmeyi birincil hedefi olarak görmeyi başaramadığında, silahlar baskı düzeninin eline verilmiş demektir.’”
Başka bir dünya yaratma eylemini, üstelik alışılmışın dışında, şimdiye dek düşünülenden başka türlü tasarlamak ve bu eyleme kalkışmak ise önce kendimize, düşünme-eyleme kalıplarımıza karşı gerçekleştireceğimiz bir devrimci yaratıcılığı öngerektirir. Bu gereksinimi duyan öznenin muhtaç olduğu moral ve bilgi bu kitapta var.

KAPİTALİZMDE
ÇATLAKLAR YARATMAK
John Holloway
Çeviren: Barış Özçorlu, Bülent Doğan, Eylem Canaslan, Sinem Özer
Otonom Yayıncılık
2011, 342 sayfa, 25 TL