Batıl inanç herkesin hakkı

Batıl inanç herkesin hakkı
Batıl inanç herkesin hakkı
Coğrafi yakınlık ve bir zamanlar becerebildiğimiz 'birlikte yaşama kültürü' sayesinde mutfağından hurafelerine kadar pek çok yakınlığımız olan Balkan coğrafyası, 'Kaplanın Karısı'nın setini oluşturuyor
Haber: TÜLİN ER - tuliner@gmail.com / Arşivi

Britanya’nın en prestijli ödüllerinden olan Orange’ın on beş yıllık tarihinde, Téa Obreht kadar genç biri bu ödüle değer bulunmamıştı daha önce. 25 yaşındaki yazar, ilk romanı ‘Kaplanın Karısı’yla, finale kalan diğer beş ismi geride bırakıp 30 bin sterlinin ve Grizel Niven’ın tasarladığı ‘Bessie’ adlı bronz heykelciğin sahibi oldu... 1985 yılında eski Yugoslavya’da doğan Téa Obreht’in çocukluğu, savaş ortamı yüzünden ailenin önce Kıbrıs ve Mısır’a, ardından 1997 yılında ABD ’ye taşınma maceralarıyla geçmiş. The New Yorker’ın 2010’da yayımladığı 40 Yaş Altı 20 Yazar sayısında kısa bir röportajı ve bir öyküsüyle yer alan Obreht, çağdaş İngilizce edebiyatın son yıllardaki en umut vaat eden kalemlerinden biri olarak gösteriliyor.
Coğrafi yakınlık ve bir zamanlar becerebildiğimiz ‘birlikte yaşama kültürü’ sayesinde mutfağından hurafelerine kadar pek çok yakınlığımız olan Balkan coğrafyası, ‘Kaplanın Karısı’nın setini oluşturuyor. Setini diyorum, çünkü özellikle Emir Kusturica filmlerinden aşina olduğumuz Balkanlara özgü taşra ve şehir yaşamı, Obreht’in romanında bir kez daha canlanıyor. Özellikle Underground filminin içimize işleyen sahnelerinden olan hayvanat bahçesinin bombalanması, Obreht’in isim vermeden (ve tüm kitap boyunca büyük harfle yazılan) Şehir’deki hayvanat bahçesinin yıkımıyla büyük özdeşlikler taşıyor. (Belgrad Hayvanat Bahçesi, II. Dünya Savaşı sırasında, 1941’de gerçekten de bombalardan nasibini aldı ve orada bulunan hayvanların çoğu bu yüzden telef oldu.)

Kitabın ana eksenini genç doktor Natalia ile büyükbabası oluşturuyor görünse de yaşlı adamın neredeyse ömrü boyunca yanından ayırmadığı, Rudyard Kipling’in Orman Çocuğu kitabı da üçüncü bir unsur olarak devreye giriyor. (Bu kitabın Türkçede farklı uzunluklarda, farklı çevirileri mevcut. Mesela, Cengel Kitabı-Ormanın Öyküsü adıyla da yapılmış bir çevirisi var.) Natalia’nın ilk çocukluk anılarını, büyükbabasıyla hayvanat bahçesine yaptığı ziyaretler oluşturur ve özellikle kaplan, yaşlı adam için çok önemlidir. Kitap boyunca fasılalarla anlatılan “Kaplanın Karısı” hikâyesi (büyükbabanın çocukluğundaki bir şahitliğine dayansa da) doğaüstü unsurlarla dolu olmasına rağmen, inandırıcılığından hiçbir şey kaybetmeyen bir samimiyete sahip. Aynı şekilde, yine dedesinin Natalia’ya anlattığı “Ölmez Adam” hikâyesi de öyle. Ama büyükbabaya göre bunlar, çoğunlukla insanın kendine saklaması ya da en azından kime, ne zaman anlatacağı konusunda çok dikkat etmesi gereken hikâyelerdir. 

Büyükbabanın hatırladıkları
Bütün hikâyelerini neredeyse ezbere bildiği ‘Orman Çocuğu’ kitabının, büyükbabanın hikâyeleri üzerinde bir etkisi olduğu su götürmez elbette. Hiçbir hikâyenin tek bir doğrusu olmaz, onu anlatana göre az çok farklılıklar gösterir. Örneğin, büyükbabanın “Kaplanın Karısı” ve “Ölmez Adam” hikâyelerini Natalia’ya bu şekilde anlatıp anlatmadığını asla bilemeyiz çünkü onları bize aktaran Natalia’nın kendisidir. Dolayısıyla, ‘Orman Çocuğu’ kitabının derin etkisinde ve Kaplanın Karısı’yla tanıştığında henüz bir çocuk olan büyükbabanın da olayları algılama/anlatma konusunda ne kadar gerçeğe tutunduğunu, ne kadar kurguya kaydığını bilmek mümkün değildir.
Büyükbabasının ölümünün ardından hissettiği büyük yoksunluk duygusunu, onunla geçirdiği çocukluğunu ve onun anlattığı hikâyeleri yeniden düşünerek gidermeye çalışan Natalia, o sırada öksüz çocuklara aşı yapmak için bir taşra yetimhanesinde görevlidir. Yetimhanenin bulunduğu kasabadaki halkın batıl inançlarıyla bir yandan savaşırken, öte yandan onları anlamaya da başlar. Bütün bu duygusal karmaşayı, kasaba rahibinin kısa bir cümlesi özetler: “Batıl inanç herkesin hakkı”dır.
Çoğunlukla efsane, hurafe ya da uydurma diye adlandırılan pek çok hikâyenin ardında, materyalist dünyadan bir soluk alma, inanma ihtiyacını tatmin etme, hayal gücünü besleme gibi bir arzu yatıyor. Bu yüzden, bu tip hikâyelere genelde ya çocuklar ya da yaşlılar inanıyor. Dedeler ve ninelerle torunlar arasındaki, anne-babaların sırrına eremediği bu yakınlığın sebeplerinden biri budur belki. Natalia ile büyükanne-büyükbabası (babasından hiç söz edilmez, annesi ise bir sebepten uzaktadır ve romanda önemi olan bir karakter değildir) arasındaki ilişki de bu önermeyi destekler nitelikte. Özellikle kendisi gibi doktor olan ve evden uzakta çalıştığı yıllar boyunca pek çok tuhaf hikâyeye tanıklık eden büyükbaba, Natalia için önemli bir rol modeldir. 

Birbirine bağlanan öyküler
Kitap sadece Natalia ve büyükbabasından ibaret değil elbette. Kaplanın Karısı ve Ölmez Adam’ın yanı sıra pek çok fantastik ve gerçekçi karakter, pek çok alt-öykü var. Ünlü Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz şekilde, bunların birçoğu öyle ya da böyle birbirine bağlanıyor.
Téa Obreht’in röportajlarından okuduğumuz kadarıyla onun da büyükbabasıyla arasında çok yakın bir bağ varmış. Yaklaşık dört yıl önce büyükbabası aniden öldüğünde, onun vasiyeti üzerine cenazesine gitmemiş ama birkaç hafta sonra Sırbistan’a gidip mezarını ziyaret etmiş. Romanı yazmaya da büyükbabası öldükten sonra başlamış. (Küçük bir ara not: Yazarın gerçek adı, Téa Bajraktarevic. Büyükbabası ölüm döşeğindeyken, Obreht soyadıyla yazmasını vasiyet etmiş.) Kaplanın Karısı, yazarın özel hayatından pek çok detay barındırıyor. Elini tahtaya vurmak, nazar değmesin diye tükürmek (ABD’de buna haliyle bir tuhaf baktıkları için sadece “tu tu tu” diyor ya da öpüyor gibi yapıyormuş), başınıza gelen çok iyi bir şeyin ardından hemen kötü bir şeyler olmasını beklemek ona ailesinden (özellikle büyükannesinden) miras kalmış. “Ölmez Adam” ya da “Kaplanın Karısı” gibi hikâyelerin benzerlerini küçüklüğünde duyduğunu düşünmek de gayet makul. Kaplanın Karısı’nı okumuş biri olarak, ben yazarın özellikle ikinci romanını merakla bekleyeceğim. Çünkü genç yazarların henüz ilk romanlarını özel hayatlarından bu kadar detayla doldurmalarına biraz şüpheyle yaklaşıyorum. Edebiyat eğitiminin tek başına dili ustaca kullanmaya yetmediği, bunun belli bir yetenek ve özel çaba gerektirdiği konusunda pek çok kişiyle kesinlikle hemfikirim ve Téa Obreht’in bu konularda gayet başarılı olduğu su götürmez. Ama malzemenin önemine de inanıyorum. Bu kadar güzel bir ilk romandan sonra gelecek kitaplarında, Téa Obreht’in kendi çizgisinin gerisine düşmemesini ümit ediyorum sadece.
‘Kaplanın Karısı’, anlatımı ve içeriğinden çevirisine kadar, okura tam bir edebiyat ziyafeti sunuyor. Téa Obreht, kesinlikle yakından izlenmesi gereken bir yazar. Ama daha önce söz ettiğim batıl inançları yüzünden bu ödüle çok sevinememiş yazar: “Belki bu ödül başıma gelen son iyi şeydir,” diyor ve ekliyor, “belki bu akşam bana otobüs falan çarpar!”
Aman, ağzından yel alsın!

KAPLANIN KARISI
Téa Obreht
Çeviren: Merve Sevtap Ilgın
Siren Yayınları
2011, 360 sayfa, 24 TL.