Batı'nın 'görmediği' tarih

Batı'nın 'görmediği' tarih
Batı'nın 'görmediği' tarih
Clive Ponting kitabında Avrupa merkezli bakış açısıyla yazılmış tarihe yüz vermiyor. Ponting 'hangi devirde dünyanın neresinde ne olmuştu?' sorusunu yanıtlayabilen bir bilgi manzumesi sunuyor
Haber: Prof. Dr. Ahmet Taşağıl / Arşivi

Tüm toplumlar dünya tarihi okuma ihtiyacı duyar. Bireylerin, içinde yaşadıkları toplumun tarihi kadar, yaşadıkları dünyanın geçmişiyle de ilgilenmesi sonucunda 1930’lardan itibaren genel dünya tarihleri yazılmaya başlanmıştır. Tarihyazımının gelişmesi paralelinde hâkimiyet kazanan Avrupa merkezli bakış açısı dünya tarihi yazımını doğrudan etkilemiştir. Bu anlayışa göre Avrupa çağdaş uygarlığın merkezidir ve kökleri Roma İmparatorluğu ve Eski Yunan’a dayanır. Dolayısıyla dünya tarihi yazımları bu anlayışının etrafında örülmüştür. Çin’de, Hindistan’da, hatta Ön Asya’da ve diğer bölgelerde gelişen kültürler arka plana itilmiştir. Avrupa merkezli bakış açısını reddetmesiyle önce çıkan kitabın temel yaklaşımı -yine ‘Batı’ya özgü bir bakış açısı olarak Avrupa’nın Asya’dan farklı bir alan olduğu kabulünü reddederek- Avrasya’yı tek bir tarihsel alan olarak kabul etmek.
Adaletli bir bakış açısına sahip olduğu iddiasıyla yazılan Clive Ponting’in ‘Yeni Bir Bakış Açısıyla Dünya Tarihi’nin içindekiler kısmına bakarken bile bu bakış açısının yansımasını görmek mümkün. Dünyanın her tarafı aynı devirde aynı seviyede gelişmemiş olduğu, yine her yeri aynı coğrafi koşullara sahip olamadığı için kendilerine özgü gelişmeler gösteren toplumların izlediği farklı seyirleri takip etmeyi olanaklı kılan özgün kurgusuyla kitap -önsözünde iddialı bir şekilde vurgulandığı gibi- insanlık tarihine geniş bir açıdan bakıyor. Böylece okuyucuya doyurucu ve ‘hangi devirde dünyanın neresinde ne olmuştu?’ sorusunu yanıtlayabilen bir bilgi manzumesi sunuyor. Kitap boyunca her bölüm sonunda yer alan ve kilit gelişmelerin özetini veren ‘Dünyanın Genel Durumu’ bölümleri, kronolojik olarak tüm dünya genelini karşılaştırma imkanı sunan son derece faydalı bilgiler içeriyor. 

‘Merkez’in etrafındaki ‘çeper’
İlk bölümde, insanın gelişimini, farklı bölgelerdeki buluntuların yorumlanmasıyla irdeliyor. Modern insanın ortaya çıkışı yolunda sadece Afrika kıtası değil Pasifik, Amerika, Avustralya örnekleri de değerlendiriyor. İnsanlığın MÖ 10.000-MÖ 2.000 arasında aldığı mesafeye ve kurduğu ilk uygarlıklara değinilen ikinci bölüm, tüm insanlık tarihinin belirleyici özelliği olan tarım yapılması ve bunun ortaya çıkardığı yerleşik toplumlar. ‘Uygarlık’ın dünyanın birçok yerinde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkma sürecini de ele alan, Nil Vadisi’nin uygarlık alanında yıldızlaşmasına vurgu yapan bölüm Mezopotamya’da ilk hanedanlıkların, Mısır’da kurulan uzun süreli devletlerin, İndus Vadisi’ndeki izlerin, nihayet uygarlığın önemli göstergesi olan yazının gelişimi anlatılıyor.
Uygarlığın ‘merkez’inin oluşturan alanın genişlemesine ayrılan (MÖ 2.000-MS 600) üçüncü bölüm, ‘merkez’in etrafındaki ‘çeper’ bölgelerinin giderek uygar alana dahil olmasını ele aldığını için türünün diğer örneklerinden farklı olarak Avrasya dünyasına giren kitap, bu dünyanın uçsuz bucaksız bozkırlarında yaşayan göçebeleri de ele alıyor. Uygarlığın tedrici olarak yayılmasıyla özellik kazanan bu erken imparatorluklar dönemi, MS 200-600 arasında tüm dünya genelinde izlenen ‘kriz’ dönemiyle son buluyor: Hastalıklar, dağılmalar ve yeniden yapılanmalar, yenilenmeler, yeni dini etkiler…
“Büyük kırılma ve değişim” vurgusuyla MS 600-1500 arasında görülen büyük imparatorlukların ele alındığı dördüncü bölüm İslam’ın yükselişiyle meydana gelen köklü değişimle açılıyor. Uzakdoğu’da siyasi ve kültürel açıdan Çin tarihinin en çarpıcı hanedanı T’ang imparatorluğu kurulmuştur. Orta Asya’nın geniş bozkırlarında ise Türk adıyla tesis edilen ilk devlet (Gök)Türkler yer almıştır. Onları Uygurlar ve güçlenen Tangutlar izleyecek, söz konusu T’ang hanedanı Asya tarih sahnesinde yalnız kalmayacaktır. Burada özellikle toplumsal yapıdaki farklı gelişmeler ele alınıyor. Ön Asya’da yıldızlaşan Abbasi devletine gelindikten sonra İtalya, Fransa, Britanya ve İberya gibi Avrupa’nın batı kıyısında yükselmeye çalışan devletlere dikkat çekiliyor. 

İslam’ın yolculuğu
MS 1000’lere gelindiğinde değişen çiftçilik ve yaşam biçimleri yeniden şekillenmeye başlamış, yeni ürünler ve ilgi alanları yayılmaya yüz tutmuştur. Çin’de ve İslam dünyasında büyük bilimsel gelişmeler meydana gelmiş, sonuçta kâğıt üretimi, matbaa ve barutun kullanımı yaygınlaşmıştır. İslam, Doğu ve Batı Afrika’da yayılma fırsatı bulmuş; denizaşırı ticaret yapan tüccarlar sayesinde Hindistan’a, Çin’e kadar uzanma fırsatı bulabilmiştir. Artık Batı Avrupa’da sağlam krallıklar ortaya çıkmaya başlar. 1200’lerde bütün dünyanın kaderini değiştirecek olan Cengiz Han ve Moğol İmparatorluğu Asya’yı ve Avrupa’nın doğusunu kaplayacaktır. Bu imparatorluk işgal ettiği her yerde her şeyi değiştirecektir. Avrupa’da kıtlık ve veba kol gezerken Çin’de yüzyıllarca istikrar sağlayacak olan Ming hanedanı imparatorluğunu kurmuştur. Moğolların ardından kurulan Altınordu, Çağatay, İlhanlı gibi devlet ve hanedanlıklardan sonra bozkırın son imparatoru Timur hâkimiyeti ele geçirmiş; büyük bir siyasi yapı oluşturmuş, ancak oğulları bunu devam ettirememiştir. Zaten akabinde Orta Asya’da Türk kökenli halklar hanlıklara bölünecek, Rus istilasına kadar dayanabileceklerdir. Ancak, dünya tarihinde bu asırlarda esas fırtına Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuyla yaşanacaktır.
Coğrafi keşiflerle başlayan beşinci bölüm Kolomb’a atıf yaparak, onun etrafında gelişen Yeni Dünya kavramı üzerinden yayılmaları ve sömürgeciliği, sömürge düzenlerini değerlendiriyor. Kölelik sistemlerinin ülkelere göre gelişimi, toplumlara ekonomik katkıları irdelenirken, değişen ticaret yolları ve ekonomik yaşam anlatılıyor. Dünyanın farklı bölgelerinin zenginlikleri Avrupa’ya akarken değişen Avrupa toplumsal yaşam biçimlerinin yanı sıra Osmanlı, Safevi, Özbek, Babür gibi Türk kökenli imparatorlukların parlak dönemlerine vurgu yapıldıktan sonra Avrupa’daki dini bölünmeler, bu bölünmelerin açtığı sosyal yaralar analiz ediliyor. Avrupa’da süren bu çatışmalarla birlikte Modern dünyanın kuruluşundaki temellerin izleri sürülüyor. 

Modern dünyanın sorunları
Altıncı bölüm, 1750-1900 arasında dünya tarihini derinden etkileyen olaylara ayrılmış. ‘Modern dünyanın kurulması’ ele alınırken, özellikle Britanya kıtasındaki ilerlemeler ve atılımlar, ilerlemenin sebepleri sorgulanıyor. Yanı sıra Avrupa ve Amerika’nın sağladığı gelişim vurgulanırken, endüstri devrimi ve neden olduğu sorunlar üzerinde duruluyor. Bununla birlikte köle ayaklanmaları, Latin Amerika’nın bağımsızlık mücadeleleri, Çin’deki iç savaşlar ve dış baskılar, Japonya’nın dış dünyaya verdiği tepkiler, Avrupa’nın ve Afrika’nın 19. yüzyıl sonundaki durumu analiz ediliyor. Devamında Avrupa’daki savaşlar, faşizm, nazizm, komünizm akımların seyrettiği yollar, nihayet II. Dünya Savaşı anlatılıyor. Modern dünya ekonomisinin getirdiği sorunlar, 20. yüzyılda dünyanın değişen dengeleri masaya yatırılıyor.
Kitabın sonunda çok faydalı bir okuma listesi ve dizin yer alıyor. Metinlere eşlik eden çok sayıda harita konuların mekân bağlamında daha sağlıklı analiz edilmesine imkân veriyor.

Yenİ Bİr Bakış Açısıyla Dünya Tarİhİ
Clive Ponting
Çeviren: Eşref Bengi Özbilen
Alfa Yayınları
2011, 874 sayfa, 39 TL.