Beş perdelik bir Brecht oyunu gibi

'Bert'in aşkları, tutkuları... Hepsi bu kitapta! Birbirinden güzel çizimleriyle, pek eğlenceli; Michaël Toss ve Patrick Boussignac'ın kaleminden çıkan 'Yeni Başlayanlar İçin Brecht'
Haber: MERT FIRAT / Arşivi

Beş perdeden oluşan bir Brecht oyunu gibi... Bertolt Brecht’in tüm yaşam hikâyesi, okurken hiç sıkılmayacağınız, tersine içindeki mizahı sürekli hatırlatan biçimde yazılmış. Brecht, zorlu hayat serüveninde kimlerle karşılaşmış, kimlerin peşinde koşmuş, kimler onun peşinde koşmuş… ‘Bert’in aşkları, tutkuları… Hepsi bu kitapta! Birbirinden güzel çizimleriyle, pek eğlenceli; Michaël Toss ve Patrick Boussignac’ın kaleminden çıkan ‘Yeni Başlayanlar İçin Brecht’.
Brecth’le tanışmam lise yıllarımda ‘Üç Kuruşluk Opera’ oyununu okumamla olmuştu. O dönem Ferhan Şensoy ve ekibi de (Orta Oyuncular) aynı oyunun Türkiye ’ye uyarlanmış halini ‘Üç Kurşunluk Opera’ adıyla oynuyordu. Ankara ’da oturduğum için seyretmem imkânsızdı. Hani şöyle bir seyretsem, tüm epik tiyatroyu anlayacakmışım gibi bir his vardı içimde. Lakin kitaplarda okuduğum bu akımın bir uygulamasına rastlamamıştım henüz. Oyunu okuduktan bir hafta sonra bir vesileyle İstanbul’a gitmemiz icap etti ve kendimi Ses Sahne’nin önünde buldum. Oyun çok güzeldi ama ben tabii ki dramatik tiyatroyla, epik arasındaki farkı yine anlamamıştım. ‘Yeni Başlayanlar İçin Brecht’ o vakit elimde olsa kesin anlardım, gerçekten! 

Ozan neyin mücadelesini verir?
Sahne haksızlıkla mücadelenin en sert biçimde yapılabileceği yerdir. Seyirciyle tüm fikirleri açık bir biçimde paylaşabilmek için bulunmaz bir olanak sunar, bu herhalde benim ilk sahneye çıkış sebebim. Brecht’le ilk tanıştığımda ‘İnsan ne içindir?’ sorusuyla karşılaştım. Bu soruyu George Bühner, henüz yirmi bir yaşında yazdığı ‘Woyzeck’ oyununda aynı isimli karakterine sordurmuş. ‘İnsan ne içindir?’ Bu soru beni çok etkiledi, Brecht’i de etkilemiş olmalı ki ondan sıkça bahsetmiş ve bu soruyu kendine defalarca sormuş.
Peki, onun gibi bir ozana ne yazdırır? Neyin mücadelesini verir yıllarca? Kitap bu soruların cevabını sunuyor. Almanya’nın ve dünyanın içinde bulunduğu ekonomik, siyasal, sosyolojik süreçlerini anlatırken sanat akımlarının siyasete paralel geliştirdiği değişim ve tepkilerini de atlamıyor. Brecht’in sanatsal üretimini ve haksızlıklara duyduğu tepkiyi siyasi duruşundan nasıl ayırabiliriz ki? Elimizdeki çalışma da ayırmıyor.
Brecht ve Nazım’ın dost olabileceklerini düşünmek…
Brecht’in mücadelesine saygı duymanın yanı sıra onun Haldun Taner’e etkisini, Ferhan Şensoy’a nasıl esin kaynağı olduğunu ya da Aziz Nesin ve Nazım Hikmet’le nasıl da dost olabileceklerini düşünmek ayrı bir keyif veriyor insana. Onların da mücadelelerinden başka hiçbir şeyleri yoktu. Amaçları farkındalık yaratmak, daima haksızın karşısında, ezilenin yanında olmaktı. Tahammül edemedikleri tek şey hakkını aramaktan geri duran halktı, ne kalemleri ne de ağızları durdu. Kitaba dönelim: “…Bu arada gittiği bir oyunda oldukça kötü olduğu anlaşılan bir oyuncuya hakaret ettiği gerekçesiyle 100 mark ödemeye mahkûm olur.” (Şimdi bile hangi seyirci bunu yapabilir ki?) (…) Brecht’in dadaistlerle ortak yanı, sapkınlıktan aldığı keyiftir. Tiyatroyu kutsallığından arındırarak, kendine has bir imaj edinir. Saf sanat kavramı onda öfke patlamalarına neden olur zira. Saf sanata karşı neşeli sanatı ileri sürer.” Çünkü artık burjuvazinin ürettiği sanat, onun midesini bulandırır. Hitler’in faşist bildirilerle halkı kandırdığı dönemde, onları etki altına almak için kurduğu illüzyona karşı Brecht’in epik tiyatro akımı yabancılaştırması yetişti. İşte o hep okuduğumuz ‘Her akım karşı akımını yaratır’ın örneği. Tam da şöyle bir durum:
“…Bir gösteri sırasında seyirci başroldeki kişiyle özdeşleşmeye meyleder. Özdeşleşme gerçekleşirse, kahramanımız her ne yaşayacaksa (korku, acı vs.) biz de aynısını onunla birlikte yaşarız ve aynı zamanda psikolojik olarak o yaşanandan arınırız. İşte bu katharsistir. Katarsisin reddi duyguların toptan reddi anlamına gelmez. Brecht yalnızca, duyguların insanı her türlü bilinçlenmeden ve insanın bilinçlenmesi yönündeki eylemlerinden alıkoymasını engellemek istemektedir.” 

Bir araç olarak tiyatro
Yani duygulara karşı da tıpkı fikirlere karşı edinilen eleştirel tavır benimsenmelidir. Sanatın ve onun oluşturduğu tavrın siyasetle yani faşizmle mücadele biçimi... Brecht zekâsını, muhalifliğini, vicdanını ve ilericiliğini kendini en iyi şekilde ifade ederek yazdı oyunlarını. Tiyatroyu tüm bunlara bir araç olarak kullandı ve bununla kitlelerin harekete geçebileceğini düşündü. Geçtiler, yine de geçerler… Kişinin hakkı olan için mücadelede gerekli çabayı göstermemesi halinde, Brecht’in nasıl tepki vereceğini özetleyen, şiddetle desteklediğim bir alıntıyla sonlandıralım: “Herr Keuner, maruz kalınmış haksızlığın sessizce sineye çekilmesinin biçimsizliği üzerine konuşurken şu hikâyeyi anlattı: Bir yoldan geçen önünden duran ağlamakta olan bir çocuğa derdinin sebebini sordu. “Sinemaya gitmek için 2 kuruşum vardı” dedi çocuk.” Sonra bir genç geldi ve onların birini zorla elimden aldı” dedi, biraz uzaktaki bir genci işaret ederek. Adam “İmdat diye bağırmadın mı?” diye sordu. “Bağırdım” dedi çocuk ve hıçkırmaya devam etti. “Kimse seni duymadı mı?” diye sormaya devam etti adam, çocuğu sevgiyle okşayarak. “Hayır” dedi çocuk. “Daha fazla bağıramaz mıydın?” diye sordu adam. “Hayır” dedi çocuk ve umut dolu bakışlarla adama baktı. Adam gülümsedi ve “O zaman öbürünü de bana ver” dedi, çocuğun elindeki diğer kuruşu da elinden aldı ve tasasız bir şekilde yoluna devam etti.”

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN BRECHT
Michael Thoss, Patrick Boussignac
Habitus Yayınevi
2011
192 sayfa
15 TL.


    ETİKETLER:

    Almanya

    ,

    Türkiye

    ,

    Ankara

    ,

    sanat

    ,

    hayat

    ,

    kitap

    ,

    Oyun