Biberlerden turşular kurmuş...

Biberlerden turşular kurmuş...
Biberlerden turşular kurmuş...
Locavore bize yabancı bir sözcük. Başta Amerika olmak üzere kimi gelişmiş ülkelerde son yıllarda hızla yayılan bir beslenme modası. Locavore olanlar sadece yerel ürünlerle beslenmeyi tercih ediyorlar. Yani et yemem, ot yemem, yumurta yemem, organik olmayanları yemem, pişmiş yiyecek yemem değil, çevremde yetişmeyeni, üretilmeyeni yemem diyorlar
Haber: TİJEN İNALTONG / Arşivi

Bir avuç renkli fasulye ister misiniz? Sağlık fışkırıyor cildinden. Pırıl pırıl. Canlı mı canlı. Güzelliği emekle, sabırla yetiştirilmiş olmasında. Bir de doğallığında. Nasıl olması gerekiyorsa öyle. Yani binlerce yıldır atalarımızın yöntemleriyle yetiştirildiği için bunca güzel.
Bir bahçeniz olsun ister miydiniz? Şöyle büyücek bir bahçe. Bir çiftlik veya. İçinde ferah bir ev. Bahçenizde her mevsim meyvesini yiyeceğiniz sağlıklı ağaçlar, kış aylarında fide yetiştirmek için kullandığınız ufacık bir sera ve bu serada tohumdan ekilip adım adım büyümesini izlediğiniz domatesler, biberler, kabaklar, patatesler, ayçiçekleri... Baharda havalar ısındığında o fideleri hazırladığınız sebze yataklarına diktiniz, gerektikçe çapaladınız, otlarını yoldunuz, su verdiniz ve gün be gün büyüyüşünü, gelişmesini izlediniz her birinin. Sonra bir gün bir baktınız domatesler kızarmaya başlamış, yaprakların altında bir kaç salatalık var, kabaklar öyle bol ve renkli ki onlardan ne yapacağınızı şaşırmışsınız. Yaz güneşi güçlendikçe, sabahın erken saatlerinde kalkıp bahçedeki işinizin başına geçmiş, sepet sepet domates getirmişsiniz eve, fasulye ayıklamış, biberlerden turşular kurmuş, kayısılardan reçeller, marmelatlar yapmış, patatesleri teker teker köklemiş, sarımsakları kurusun diye serin yerlere asmış, bahçenizin ürünleriyle renkli salatalar yapmış, mısırları közlemiş, tavuklarınızın yumurtasından omletler hazırlamış, yorgunluğunuza rağmen ya yine bahçeye dönmüş, ya kışın yemeklerinize tat verecek sosları kaynatmaya koyulmuşsunuz.

Bu aile locavore oldu artık!
Sonbahar gelip güneş ışıkları artık yeterince ısıtmadığında bahçede de yorgunluk belirtileri gözlenmeye başlar. Bir mevsim boyunca tüm gayretini kullanıp büyümüş, gelişmiş, ürün vermiş bitkiler sararmaya, boyunlarını bükmeye başladılar. Artık onları söküp sebze yataklarını boşaltmak, sürüp bir sonraki yaza kadar dinlenmeye bırakmak gerek. Sadece toprak değil, bitkiler değil, siz de çok yorgunsunuz ancak dolaplarınız ve kileriniz sağlıklı yiyeceklerle dolu. Kimini konserve yaptınız, kimini kuruttunuz, kimini dondurdunuz. Kış boyu onları yiyecek, dışarıdan alışveriş yapmadan döngüyü sürdüreceksiniz. Buzluğunuz ve kileriniz boşalmaya yüz tuttuğunda, yemekler tekdüzeleştiğinde ise kuşkonmazlar, mantarlar, yabani otlar fışkıracak ve topraktaki yaşam döngüsü baharla yeniden başa dönüp size bereketini sunmayı sürdürecek.
Aynı atalarımızın yaptığı gibi değil mi? Bunda bir terslik yok. Gayet doğal. Doğal da bunu yapan Amerikalı bir aile, köydeki büyükannenizle dedeniz değil. Üstelik kadın Amerika’nın ünlü roman yazarlarından biri. Adam akademisyen, büyük kızları yoga hocası, küçük kızları ise henüz ilkokulda okuyor. Kentteki lüks yaşamdan (lüksten kastım her tür ihtiyacın marketlerden, pazarlardan karşılandığı, her mevsim her ürünün bulunduğu, tüketildiği, restoranların günün 24 saati yiyecek sunduğu bir yaşam) vazgeçen, üstüne üstlük bir yıl boyunca kendi yetiştirdikleri veya çevrelerinde yetişen, üretilen yiyeceklerin dışında hiç bir şey tüketmemeye karar veren bir aileden bahsediyoruz. Sadece kahve, un ve bir kaç tane daha ürünü yakın çevreleri dışından almak zorunda kalan bu aile, alışageldiği tüm lükslerden (muz veya portakal yemek, ithal şaraplar peynirler satın almak gibi) vazgeçip bir yıl boyunca ‘locavore’ olmaya karar veriyor ve bunu uyguluyor. İşte burada anlattığım kitap da bu süreç boyunca ortaya çıkıyor. Barbara Kingsolver kitabın asıl yazarı ancak Eşi Steven ve kızı Camille de yazı ve tarifleriyle ona destek oluyor.

Politik olarak yiyecek seçimi
Locavore bize yabancı bir sözcük. Başta Amerika olmak üzere kimi gelişmiş ülkelerde son yıllarda hızla yayılan bir beslenme modası. Bu kişiler sadece yerel ürünlerle beslenmeyi tercih ediyorlar. Yani et yemem, ot yemem, yumurta yemem, organik olmayanları yemem, pişmiş yiyecek yemem değil, çevremde yetişmeyeni, üretilmeyeni yemem diyorlar. Bloglar kuruluyor, siteler açılıyor, gazeteler bu yeni hareketi destekleyen makaleler yayımlıyor, restoranlar, marketler yerel ürünleri ön plana çıkarıyor... Örneğin San Fransiscolu bir grup www.locavores.com adlı siteyi kuruyor. Diyorlar ki, bizler, bir ay boyunca San Fransisco’yu çevreleyen, yarıçapı yüz millik bir dairenin dışından gelmiş hiç bir şey tüketmeyeceğiz! Yiyecek seçimlerinin politik, çevresel, ekonomik ve sağlık açısından önemli olduğuna inanıyor ve çevrelerindeki insanları ürünlerin bol olduğu zamanlarda bolca alıp konserve, reçel, turşu ve benzeri şekillerde sonraki mevsimler için saklamaları, üretime ortak olmaları konusunda özendiriyorlar. Aynı atalarımız gibi. Yeryüzünde bıraktığımız ayak izlerini azaltalım diyorlar. Binlerce kilometre öteden gelmiş muzları, elmaları değil, çevremizde yetişen meyveleri tüketelim, pazarlarda yerel üreticileri arayalım, ufak çevre gezileri yapıp civarda nelerin yetiştiğini öğrenelim, çevremizdeki üreticileri destekleyelim ve böylece hem onlar hayatlarını sürdürebilsinler hem de bizler daha sağlıklı olalım. Hayvan, Sebze, Mucize Barbara Kingsolver ve ailesinin bir yıllık bahçe ve mutfak macerasını anlatıyor. Bence harika bir yaz kitabı. Aslında hayatınızda yer edecek bir kitap. Eğer siz de kentin hayhuyundan kaçıp doğaya sığınmak, kendine yeterli bir hayat sürdürebilmek hayalini canlı tutanlardansanız, bu kitap sizin için bir el kitabı olabilir. Değilseniz de belki sağlıklı ürün arayışınıza ışık tutabilir.
(Bu kitabın da bir web sayfası var: www.animalvegetablemiracle.com Bu adreste dünyanın çeşitli yerlerinden kendine yeterli yaşam sürdürme adımları atmış insanların ufak öykülerini de bulacaksınız.)

HAYVAN, SEBZE, MUCİZE
Bir Yılın Yemek Güncesi
Barbara Kingsolver
Camille Kingsolver, Steven L. Hopp
Çeviren: Seda Cıngay
Bilge Kültür Sanat
2009, 413 sayfa, 13.5 TL.