Bıçak sırtı konuların zorluğu

Bıçak sırtı konuların zorluğu
Bıçak sırtı konuların zorluğu

RESİMLER: Tülay Sözbİr Seidel

'Puding Poli Karıştırıyor', yazık ki bütün sorumlulukları çocukların sırtına yıkıyor. Lea arkadaşlarını hırsızlıkla suçlamış oluyor, sınıftakilere yargısız infaz yapıyor. Yazar bütün bunları eleştiriyor mu, belli değil
Haber: IRMAK ZİLELİ - irmakzileli@gmail.com / Arşivi

Christine Nöstlinger’in ‘Aklından Düşünceler Geçen Çocuk ’ isimli kitabını okumuş ve çok sevmiştim. Fakat bu kez yazarın daha karmaşık bir romanı var elimde. Karmaşık olması kast ettiğim, anlaşılırlık düzeyi değil. Okuduktan sonra insanın ne düşüneceğini, yazarın söylemek istediği şeyi nasıl yorumlayacağını bilememesi. Bunda konunun hassas, kullanılan kavramların bıçak sırtı özelliklerinin de payı var: Suç , günah, ceza , yaptırım vb…
Nöstlinger’in, ‘Puding Poli Karıştırıyor’ (1. Olay) isimli kitabı, on bir yaşındaki Poli ile Rozi’nin okulunda yaşanan bir ‘hırsızlık’ olayıyla başlıyor. Kendisine hediye gelen altın kolyeyle gösteriş yapan Lea’nın haykırışları sınıfta çınladığında, öğrenciler hırsızlıkla suçlanacaklarını bilemezlerdi. Lea’yı çantasını ve sırasının altını iyice kontrol etmeye zorlayan sınıf öğretmeninin sağduyulu yaklaşımı da böyle bir sonucu aklımıza getirmemiz için bir neden olmadığını söylüyordu. Ama sonra olay idareye intikal etti. Çünkü kolye ne çantadan ne de sıra altından çıkmıştı. İdareyi temsilen sınıfa gelen müdür yardımcısı da sağduyulu davransaydı olaylar bu romanda okuduğumuz gibi gelişmeyebilir, Lea’nın sınıf arkadaşlarından ikisi herkes tarafından ‘hırsız’lıkla suçlanmayabilirdi. Ancak ne yazık ki, müdür yardımcısı Küçük Sebze, idarecilik görevinin gereği olan, olayı aydınlatma sorumluluğunu iki cümlecikle üzerinden atıverdi. Önce, bunu yapmış olduğu düşünülen kişiyi ‘günahkâr’ olarak niteledi. Herkes bilir ki, bu tür dini kavramlar sorunu çözmeyi değil, toplumu baskılamayı hedefler. Küçük Sebze’nin de yaptığı bu oldu. Öğrenciler üzerinde psikolojik hâkimiyetini kurdu ve ikinci cümlesini söyledi: Biz hâlâ insanların içindeki iyiliğe inanmak istiyoruz. Yine dini motifler barındıran bu cümlenin ardından, olayın bir hırsızlık olup olmadığını bile araştırmadan, kolyeyi çalan her kimse okula postalamasını söyleyip, sınıfı ‘aceleyle’ terk etti. Aslında Küçük Sebze’nin meseleyi günah olarak ele alması, hiçbir şekilde araştırmaması ve hırsızın ortaya çıkmasını ‘iyi insanlara duyulan umuda’ bağlaması, bir tevekkülün işaretiydi. Tevekkül sahibi olmak bir idareciyi, Tanrı nezdinde sorumluluktan kurtarabilirdi ama ya biz insanların gözünde? Müdür yardımcısının, olayın, iki öğrencinin töhmet altına alınması, linç mantığının çocuklar içinde işlemesi ve kahramanlarımız Poli ile Rozi’nin polisliğe soyunması gibi sonuçlara yol açmasındaki sorumluluğunu yadsıyabilir miyiz? Sakın bir öğretmenin de polis gibi davranması gerektiğini savunduğum düşünülmesin. Küçük Sebze, öğrencilerin üstlerinin aranması teklifini şiddetle reddederken, orada onu destekleyenlerden biri de bendim… Ama bir sorunun tek bir çözümü yoktur. Böyle bir durumda idarecinin yapabileceği iki şeyden biri üst aramak, diğeri de aceleyle sınıfı terk etmek olmamalıdır. 

Sıranın altına bak!
Devam edelim. Küçük Sebze’nin sorumluluğu üzerinden atmasıyla birlikte arkadaşlarının hırsız damgası yemesini içlerine sindiremeyen Poli ve Rozi, olayı aydınlatmak için kolları sıvadılar. Birilerini takip ettiler, birilerini tehdit ettiler, birinin robot resmini yapıp sağda solda gösterdiler, birinin fotoğrafını çekip araştırdılar… Anlayacağınız 11 yaşındaki çocukların kalkışmaması gereken işlere kalkıştılar. Öğretmenler polislik yapmamalıydı tamam, ama ya çocuklar?
Hikâyenin sonunda aslında bir hırsızlığın da olmadığını bu çocuklar ortaya çıkarttı. Öğretmen ‘sıranın altına bak’ dediğinde Lea’nın, kolyesini oracıkta buluverdiğini, bunu o anda itiraf etmeye utandığı için iki arkadaşının hırsız damgası yemesine göz yumduğunu öğrendiler. Aslında gerçek hayatta böyle bir şey olsa yaşanacak şey belli: Lea sınıfın önünde ‘suçunu’ ayrıntılarıyla itiraf eder. Linç sistemi bu kez de Lea’nın aleyhine işler. Ne yazık ki idare o zaman da sorumluluğu üstüne almaz.
Fakat bizi bu faciadan yazar kurtarıyor. Romanın sonunda Poli ile Rozi, Lea’nın işin aslını açıklamadan, ‘rastlantı’ sonucu kolyeyi bulduğunu söyleyip, sınıfta bir hırsız olduğunu sandığı için özür dilemesinin yeterli olacağında anlaşıyorlar. Peki ya okul idaresinin özürü? Yazar, bunu es geçmiş. Küçük Sebze ‘mutlu rastlantılara’ şükredip topu yine çocuklara atıyor; “mutlu bir rastlantı her şeyi ortaya çıkartmasa nasıl bir haksızlık yapılmış olacağını düşünmelerini” istiyor onlardan. 

Dini mesajlar
Romanın sonunda ortaya çıkan tablo yazık ki bütün sorumlulukları çocukların sırtına yıkıyor. Lea arkadaşlarını hırsızlıkla suçlamış oluyor, sınıftakiler kendi arkadaşlarını yargısız infazla hırsız ilan ediyor, Poli ile Rozi de taşımamaları gereken bir yükü sırtlanıp polisçilik oynuyorlar. Yetişkinler ise dini mesajlar içeren konuşmaların da yardımıyla bu işten sıyrılıveriyorlar. Yazar bütün bunları eleştiriyor mu, belli değil. Bu konuda netlik olmadığı için, kitabı okuyan çocukların Poli ve Rozi’nin giriştiği işi olumlu bir örnek gibi algılaması yüksek bir olasılık.

PUDING POLI KARIŞTIRIYOR
Christine Nöstlinger
Çeviren: Metin Alemdar
Resimleyen:
Tülay Sözbir Seidel
Tudem Yayınları
2011, 168 sayfa, 9 TL.


    ETİKETLER:

    Altın

    ,

    robot

    ,

    Hediye

    ,

    Çocuk

    ,

    Ceza

    ,

    Öğretmen

    ,

    Okul

    ,

    İlan

    ,

    suç

    ,

    yazar

    ,

    zaman