Bil bakalım yemekte ne var?

Bil bakalım yemekte ne var?
Bil bakalım yemekte ne var?
Küçük ejderha, 'Yarın doğum günüm. Pirinç lapası yemek istemiyorum' deyip koyuluyor yollara. Yolda arkadaşlar buluyor. Her arkadaşın aynı zamanda yemek olacağını unutmayın söz konusu ejderha olduğunda
Haber: GÖRKEM YELTAN / Arşivi

Feridun Oral’ı çok severim ve çok beğenirim. Bir kitabın yazan ya da resimleyen bölümünün karşılığında Oral ismini görmek beni her daim mutlu eder. Hele ki hem yazan hem resimleyen bölümünlerinde ismini gördüysem değmeyin keyfime. ‘Böğürtlen Cini ve Sarı Karga’, ‘ Kırmızı Elma’, ‘Kirpi ile Kestane’, ‘Baloncu Dede ile Üç Küçük Yaramaz’, ‘Benekli Faremi Gördünüz mü?’... Ve şimdi de ‘Pirinç Lapası ve Küçük Ejderha’. Hepsi çok sevdiğim, beni muhakkak o ya da bu yönüyle kendine hayran bırakmış kitaplar.

Çiziminin herkesçe beğenildiğinden kuşku duymadığım sanatçının biraz diline değinmek istiyorum öncelikle. Sessiz okuduğunuzda akıveren ve dışınızdan okuyacak olduğunuzda sizi büyüleyen bir dil. Geçişlerinin inceliklerine takılıp kaldığınız bir ustalık var hikâyesinde de anlatım biçiminde de. Harika çizimler dışında bu yönüyle de benim büyütecime takılmış bir isimdir Oral.

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan tüm renkli resimli kitaplar, bu kitaplara ülkemizden örnek verilebilecek kadar değerli bence. YKY’nin bu anlamda diğer kitaplarının da haklarını teslim etmek gerek. Baskı da dahil tüm kalite kriterlerini yakalamaya çalışan kitaplar çıkarmaya özen gösteriyor ve hemen hemen herkesin kaçtığı, kâğıt kalitesinden ya da kapaktan ödün vererek hakkını teslim edemediği bu kitap biçimine ustalıkla yaklaşıyor.

Bugün Kaborüko’daki konuğumuz olan ‘Pirinç Lapası ve Küçük Ejderha’ isimli kitaba dönecek olursak... Muhteşem bir dünyası var Oral’ın. Pirinç lapası yemekten bıkan ejderha ile muhakkak tanışmalısınız. Hikâye başlar başlamaz kremalı pastaya benzeyen dağı görüyor ve ormanın çok yakınlarındaki küçük evde yaşayan bir ejderha ailesinin olduğunu öğreniyoruz. Kremalı pastaya benzeyen dağdan uzaklaşıp da sayfayı çevirdiğimiz anda ejderha ailesinin evi ve yemek yiyişiyle karşılaşıyoruz. Ne tatlı bir çizim, ne güzel bir bakış! Duvardaki resimler, mavi beyaz vazo ve masadaki tabakların, altlarına aldıkları minderlerin çizimleri; baba ejderhanın iki çubuğu ile epeyce keskin görünen dişlerinin arasından pirinci ağzına atış anı...

Küçük ejderha, “Yarın doğum günüm, artık büyüdüm. Pirinç lapası yemek istemiyorum,’’ deyip koyuluyor yollara. Yolda karşılaştıkları ona arkadaşlık ediyorlar. Her arkadaşın aynı zamanda yemek olacağını unutmayın söz konusu ejderha olduğunda. Ejderhamız keyifli mi keyifli bir yolculuğa çıkıyor anlayacağınız. Çizimler bir taraflarda uçuşuyor, karakterler gezinmeye başlıyor kafanızın içinde.

Eve dönüşten ve pirinç lapası ile kurulan ilişkiden pek fazla bahsetmek istemiyorum hikâyeyi açık etmemek için ama doğum günü sofrasına katılan yeni arkadaşlardan ve herkesin nasıl da pirinç yediğinden söz etmek isterim muhakkak.

Upuzun bir masa. Masaya çökmüş arkadaşlar. Resimlerin yerini doğum günü süsleri almış. Herkes çubuklarıyla mutlu. Ben böyle tatlılık görmemiştim denecek cinsten bir kare. Afiyet olsun.