Bilgi mabedi gibi...

Orhan Koloğlu kendisiyle yapılan söyleşide son yıllarda bir hayli moda olan medyatik tarihçiliğe ve bu tuhaf tarihçiliğin yöntem ile araçlarına değiniyor. Bu değinmeler esnasında Koloğlu okuyucuyu tarih ve tarihçilik alanındaki önemli tartışmalardan da haberdar ediyor. Bunlar arasında neler yok ki?
Haber: HALUK HEPKON / Arşivi

Stephane Mallerme “Dünyadaki her şey günün birinde bir kitap olmak için vardır” der. Doğrudur da. Ama yine de bu tespitin eksik olduğunu söylemek gerekir. Çünkü bazı şeylerin ve hayatların kitap olmak için önceliği vardır, olmalıdır. Orhan Koloğlu’nun hayatını ve fikirlerini anlattığı Bilimselden “Medyatik”e Tarih isimli kitabı da böyle bir kitap. Aslında Koloğlu, bilindiği üzere, son derece üretken bir yazar. Sayısız kitabı ve çalışması bulunuyor. Ama Barış Doster tarafından hazırlanan çalışmada meseleye bambaşka bir yönden yaklaşılarak, Koloğlu’nun çokyönlülüğü ve birikimi öne çıkarılıyor. Bilimselden “Medyatik”e Tarih ‘i okurken insan, asıl Koloğlu’nun hayatının kitap olması gerektiğini kavrıyor.
Koloğlu’nun kitaplarına aşina olanlar onun çalışmalarının ne kadar zengin bir arşive dayandığını bilir. Bilimselden “Medyatik”e Tarih’in ilk bölümü Koloğlu’nun yaşamöyküsüyle başlıyor. Koloğlu’nun yaşamöyküsünü okurken bu alışkanlığın kökeni hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. Aslında bu yaşam öyküsünde Koloğlu’nun çokyönlülüğünün sırrı da saklı. Libya’ya kadar uzanan, Zap Suyu’ndan beslenen, Milli Mücadele’de çelikleşen bir öykü bu. Bu öykü Koloğlu’nun spordan gazeteciliğe, ataşelikten tarihçiliğe birçok alanda çalışma yapmasına vesile olmuş. Bir konu hakkında üç-dört kitap okumayı araştırma yapmak zannedenlerin, arşive girmeden tarihçi olanların Koloğlu’ndan ve çalışma yönteminden öğrenecekleri çok şey bulunuyor.

Ufuk açıcı tartışmalar
Koloğlu kendisiyle yapılan söyleşide son yıllarda bir hayli moda olan medyatik tarihçiliğe ve bu tuhaf tarihçiliğin yöntem ile araçlarına değiniyor. Bu değinmeler esnasında Koloğlu okuyucuyu tarih ve tarihçilik alanındaki önemli tartışmalardan da haberdar ediyor. Bunlar arasında neler yok ki? Okuyucu Bilimselden “Medyatik”e Tarih ‘in sayfalarını karıştırırken Asya Tipi Üretim Tarzı, Türk Tarih Tezi, resmi tarih, Ermeni Olayları gibi meseleler hakkındaki tartışmaların ayrıntılarını öğreniyor. Oryantalizm ve Edward Said hakkında söylenenler ufuk açıcı bir tartışmayı müjdeliyor. Üstelik Koloğlu bütün bunları son derece nesnel bir biçimde yapıyor. Söyleşi esnasında Barış Doster’in de sıkça üstünde durduğu gibi, nesnellik Koloğlu’nun en önemli özelliğidir. “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bir aydın olarak tarihe her türlü önyargıdan uzak bir biçimde yaklaşıyor. Okuyucu Koloğlu’nun fikirlerine katılsa da katılmasa da, anlattıklarından öğreneceği çok şey bulunuyor.
II. Abdülhamid hakkında yazdıkları söz konusu nesnelliğe en güzel örnektir. Gerçekten de II. Abdülhamid ülkemizdeki siyasi ayrışmalar açısından hep turnasol kağıdı görevi görmüştür. Koloğlu ise bu meseleye alışılmışın çok dışında yaklaşıyor. taraftar değil tarihçi olduğunu hiç aklından çıkarmıyor. II. Abdülhamid’i tarihsel bir çerçeve içerisinde ele alıyor. Ama bunu yaparken numaracı cumhuriyetçilerle ve neo Osmanlıcılarla arasındaki sınıra çok dikkat ediyor. Koloğlu, II. Abdülhamid’den bahsederken masonlukla ilgili yorumlarını da ekliyor.

Kemalist devrim üzerine
Koloğlu’nun Doster ile yaptığı söyleşinin ağırlık merkezini Kemalist Devrim ve bu devrimin evrensel boyutu oluşturuyor. Koloğlu, Kemalist Devrim’in İran ve Hindistan üzerindeki etkilerini çarpıcı örneklerle inceliyor. Kemalist Devrim’in mazlum milletlerin önünü açışı ele alınıyor. Kitabın son bölümündeyse Koloğlu’nun tarihe ve Halil İnalcık, Doğan Avcıoğlu gibi önemli isimlerin tarih anlayışlarına bakışı ayrıntılı bir biçimde işleniyor. Koloğlu’nun Osmanlı İmparatorluğu ile Batı’nın ilerleme potansiyeli hakkında söyledikleri son derece ilginç bir tartışmanın ipuçlarını veriyor.
Doster’in Koloğlu’yla yaptığı söyleşi esnasında bir portre ortaya çıkıyor. Bu porte aslında kitabın en mühim kısmı. Koloğlu, günümüzde giderek unuttuğumuz çalışan, üreten, sırtını bir yere yaslamadan dimdik durabilen, yelkenlerini Batı’dan gelen rüzgârlarla doldurmaya tenezzül etmeyen aydının nasıl bir şey olduğunu hatırlamamızı sağlıyor. Katkıda bulunduklarıyla birlikte 70 kitabı, 100 kadar bildirisi, ansiklopedi maddeleri dahil 550 makalesi olan birisinin ne kadar mütevazı olabileceğini gösteriyor. İşte bu tavrın ve aydın tipinin kitap haline gelmesi son derece önemlidir. Bilimselden “Medyatik”e Tarih sırf bu yönüyle bile okunmayı hak ediyor.

BİLİMSELDEN “MEDYATİK”E TARİH 
Orhan Koloğlu
Söyleşi: Barış Doster
Destek Yayınevi
2009
485 sayfa, 24 TL.