Bilim felsefesi terörü

Bilim felsefesi terörü
Bilim felsefesi terörü

İLÜSTRASYON: YURİY KOSOBUKİN

'Bilim Felsefesi', yarım yüzyıldan fazla süren bu konudaki tartışmayı ve devamını içeren, Türkiye'deki ilk telif kitap. Tartışmayı ateşleyen Viyana Çevresi düşünürlerinin ana kaygısı bilimle metafiziği ayırmaktı
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Bilim felsefesi, pasif ve spesifik gibi algılanmasının tersine, sonuçları bakımından 20. yüzyılın siyasal, kültürel ve toplumsal değişmeleri üzerinde bu denli etkili olmuş ve popüler bir tartışma alanı yaratmış bir başka felsefe alt dalı yoktur. Bilim felsefecileri, 20. yüzyıl felsefesini adeta terörize etmiş ve tedhiş alanına çevirmişlerdir. Cemal Güzel’in, ‘Bilim Felsefesi’ kitabı, artık bitmiş gibi görünen bu tartışmayı, bir yekûn olarak tekrar gündeme getiriyor. Bilim felsefesinin, söz konusu popülerliğine rağmen, telif eserle bakımından, Türkiye ’de pek de verimli olmadığını belirtmeliyim. Mevcut olanlar bir elin parmakları kadar: ‘Bilim Felsefesi’ (1973, Cemal Yıldırım), ‘Modern Bilimin Arkaplanı’ (1985, İlhan Kutluer), ‘Bilimsel Açıklamada Hempel Modeli’ (1993, Kurtuluş Dinçer), ‘Bilim Felsefesi, Ders Notları’ (2003, Doğan Özlem). Cemal Güzel’in, kitabının altyapısını oluşturması bakımından, daha önce, derleyip çevirdiği, ‘Sağduyu Filozofu: Popper’, ‘Bir Bilgi Anarşisti: Feyerabend’, ‘Çoğulculuğun Kurakcısı: Lakatos’ adlı kitaplarından da söz etmek gerekir. 

Bir felsefe altdalı değil
Bilim felsefesi, ontoloji, etik veya siyaset felsefesi gibi, bütün felsefe tarihinde varolagelmiş bir felsefe alt dalı değil; epistemolojinin 20. yüzyıldaki gayrimeşru çocuğudur. Bugün , bilim felsefesini, bir 20. yüzyıl fenomeni gibi değil, tam tersine bütün felsefe tarihinde varolagelmiş bir felsefe disiplini gibi algılayan, felsefe eğitimi için gerekli bir eğitim programı dersi gibi kurgulayan çabalar da mevcuttur. Örneğin, bilim felsefesinin başlangıcını Aristoteles’e kadar geri götüren John Losee’in, ‘Bilim Felsefesine Tarihsel Bir Giriş’ bu türden bir çalışmanın verimi. Ancak bilim felsefesi, bir 20. yüzyıl fenomenidir. Kaldı ki, bilim felsefesi ifadesindeki ‘bilim’ kavramı da, 17. yüzyılda fizik biliminin ortaya çıkışından günümüze kadar gelen modern bilime işaret eder. Bu tarzdaki disipliner bir başlangıç için, David Hume’un nedensellik eleştirisi belki milat edinilebilir ama bilim felsefesinin 20. yüzyıldaki durumu öylesine farklıdır ki, kendisinden önceki bir başlangıcı, bağlam dışı bırakmaktadır.
Bir 20. yüzyıl felsefesi fenomeni olarak bilim felsefesinin temelde üç uğrağı söz konusudur: Viyana Çevresi, Karl R. Popper ve Thomas S. Kuhn. Neredeyse yüzyılın sonuna kadar sürecek olan tartışmanın fitilini, mantıkçı pozitivizm veya neopozitivizm olarak da anılan Viyana Çevresi ateşleyecektir. Çevre, 1929’da yayımlanan ‘Dünyanın Bilimsel Kavranışı: Viyana Çevresi’ adlı kitapçıkla tartışma ortamına çıkar. Kitapçığı, Otto Neurath kaleme alır; Rudolf Carnap baskıya hazırlar. Meslekten felsefeci değil, meslekten bilim adamıdırlar. Çevre, Berlin’den Hans Reichenbach ile Carl Gustav Hempel’i kendilerine dâhil ederken, İngiltere ’den Bertrand Russell ile Ludwig Witgenstein’i, daha eskilerden Hume’u kendilerinin öncüsü olarak görmektedirler. 

Bilimsel olmayanın eleştirisi
Burada bir parantez açalım.. Bilgi felsefesi dediğimizde, söz konusu olan şey, bilginin, kaynağı, sınırları, değeri ve neliği bakımından irdelenmesi veya sorgulanmasıdır. Dolayısıyla, bilim felsefesi derken de, söz konusu olması gereken, bilimin neliğinin, değerinin veya sınırlarının irdelenmesi veya sorgulanmasıdır. Ancak Viyana Çevresi’ni hesaba kattığımızda, söz konusu olan bu değil. Viyana Çevresi’nin yaptığı, bilimin neliğinin irdelenmesi değil, tam tersine neredeyse, bilimsel olmayan dünyanın eleştirilmesidir ve neticede bütün edimselliği de, bütün dünyanın, bilimsellik ülküsü doğrultusunda dönüştürülmesi çabasına dönüşecektir. Nitekim Viyana Çevresi’nin manifestosu niteliğindeki bu kitapçık şu teşhisle başlar: “Pek çok kişi günümüzde metafizik ile ilahiyatla ilgili düşüncenin yalnız yaşamda değil bilimde de yeniden yükselişe geçtiğini savunuyor.” Dolayısıyla dünyanın bilimsel olarak kavranması ve metafizik önermelerden arındırılması gerekir. Onlara göre, olgusal karşılığı veya duyu deneyi sonucu olmayan bir önerme metafizik ve anlamsız bir önermedir. Viyana Çevresi, “doğrulanabilirlik” adını verdiği ölçütle, sadece metafizik ve ilahiyatı değil, etiği, sanatı, müziği ve şiiri de devre dışı bırakır. Şiirin dünyanın bilimsel kavranışı içinde yeri yoktur. Temel orta eğitimde, din, edebiyat, mantık, şiir gibi türleri hem “-bilimidir” biçiminde tanımlamamız, Viyana Çevresi’nin günlük hayatımıza etkilerinin bir sonucudur. “Felsefe” terimine bile “düşünbilim” karşılığının önerildiğini unutmamak gerekir. Viyana Çevresi düşünürlerinin ana kaygısı, bilim olan ile metafizik olanı ayırmaktı. Onların devamında gelen Karl Popper ise, “doğrulanabilirlik” ölçütüne karşı çıkıp “yanlışlanabilirlik”i getirecektir. Yanlışlanabilirlik, bir kuramın hangi koşul altında yanlış olduğunun belirlenmesidir. Doğrulayıcı veriler ne kadar çok olursa olsun bir kuramı bilimsel yapmaz. Popper’ın ana kaygısı, bilim ile metafizik arasındaki ayrı değil, “bilim” ile “sözde-bilim” arasında bir ayrım yapmaktı ve ana hedefi de, o dönemde “bilim” olarak adlandırılan Marksizm ile psikanalizin bilim olmadığı teziydi. Popper’la birlikte, Viyana Çevresi’nin bilimsellik ülküsü doruk noktasına çıkar. 

Mantıkçı pozitivizme yakın
‘Bilim Felsefesi, ana hatlarını kabaca verdiğim ve yarım yüzyıldan fazla süren bu tartışmayı ve devamını içeren, Türkiye’deki ilk telif kitap. Güzel’in çalışmasının ayırıcı özelliği, bilim felsefesi fenomenine, epistemolojiden çok, ontolojik bir zeminden hareketle bakıyor olmasında ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, söz konusu bilim felsefesi öğretilerinden birinin öznesi gibi değil, tam tersine konu nesnesinin neliğini irdeleyen bir özne olarak yer alıyor. Bu arada, Güzel’in mantıkçı pozitivizmin savlarına gönülden yakınlık duyduğunu ve bu ölçüde de, Kuhn’a eleştirel yaklaştığını, Türkiye’de, Kuhn sonrası dönemde bu tür yaklaşımın da ilk defa belirdiğini, belirtmeliyim.
Bilim Felsefesiyle ilgili kaynakların ise, Türkiye’deki ilginç bir tarihi var.. Viyana Çevresi sonrası düşünürlerinin hemen hemen hepsinin başlıca metinleri Türkçeye tercüme edilmiş durumda. Popper’ın, Kuhn’un, Koyre’nin, Feyerabend’ın, Lakatos’un ana metinleri, tercüme edilmiş olarak bugün Türkçede mevcut. Ama bu ateşin fitilini yakan Viyana Çevresi’nin metinlerinin ise derli toplu bir tercümesi hala mevcut değil. Bilim felsefesiyle ilgili ilk etkili telif eser olan ‘Bilim Felsefesi’ Cemal Yıldırım’a aitti. Bu kitap, mantıkçı pozitivizmin Türkiye’deki ‘kale kapısı’ydı. Bu kale kapısı, kendi ana metinlerinden oluşan neo-pozitivizm evine açılmış değil. Cemal Güzel, yukarıda değindiğim derleme/çevirilerini hatırlarsak, bu projede, bir Viyana Çevresi derlemesinin de olması gerekti. Böylece çok önemli bir eksiklik giderilmiş olacak.

BİLİM FELSEFESİ
Cemal Güzel
Kırmızı Yayınları
2010
213 sayfa
15 TL.