Bir ağacın en mutlu günleri

Bir ağacın en mutlu günleri
Bir ağacın en mutlu günleri
Cömert Ağaç, çocuğa para kazandırmak için elmalarını sunar, ev yapması için dallarını büker, teknesi olsun diye gövdesini ortaya koyar... Bir kütüğün bile verecek şeyi vardır, köklerinde onu besleyen katıksız sevgi yitip gitmedikçe...
Haber: IRMAK ZİLELİ - irmakzileli@gmail.com / Arşivi

Öner Ciravoğlu’nun bir dizesi dönüp duruyor zihnimde: “Annem nasıl da hazırdı sevinçlerimize...” Bu dizeyi çağıran ve bir daha çıkmamak üzere oraya hapseden ise bir çocuk kitabı. Çocuk kitabı mı dedim? Dilim sürçmüş olmalı. Cömert Ağaç, her yaşın kitabı... İnsanlığın bütün evrelerenin kitabı. Çocuklukta, gençlikte, yolun yarısında ve devamında, bir kütüğün üzerinde dinlenmekten öte bir ihtiyacınız kalmayacak günlere dek size söyleyecek şeyi olan bir hikâye kitabı.
“Annem nasıl da hazırdı sevinçlerimize...” diyor ya şair, gözümün önünde ilk kendi annem canlanıyor. Ardından tüm annelerin siluetleri... Sevinçlerimizle beslenen o kadınların katıksız sevgisi ile Cömert Ağaç’ın kendinden yonta yonta mutluluk üreten sevgisi bir yerlerde buluşuyor.
Küçük bir çocuğu çok seven bir ağacın öyküsü müdür bu, yoksa bir ağaçla dostluk eden ama yalnızca ihtiyaç duyduğunda ona yolu düşen ‘çocuğun’ öyküsü mü? Kahraman arayacaksak eğer kendimize, benim kahramanım ‘Cömert Ağaç’!
“Bir zamanlar bir ağaç vardı...” cümlesiyle başlar öykü, sonunu haber verircesine. Bir ağacın küçük bir çocukla, çocukluktan ihtiyarlığa uzanan yaşam yolu üzerinde seyreden ilişkisini anlatır bize. Kitabın kapağında ellerini ağaca doğru açmış küçük bir çocuk görürüz. Ağaçtan çocuğa doğru yol almış elmanın havadaki görüntüsü ise her şeyi özetler.
Küçük çocuk da çok sever ağacı, yapraklarını toplayıp eğlenir, o yapraklardan taç yapıp kendini ormanın kralı gibi hisseder, gövdesine tırmanıp haylazlık eder, dallarında sallanır, yorgun düşünce gölgesine sığınır, gövdesine yaslanır... Ağacın en mutlu günleridir o günler... Ama gün gelir o ağacın yanına uğramaz olur çocuk... Büyümüştür.
Yeniden ağacın yanına varması için başının sıkışması gerekmektedir. Ve bu döngü hep böyle devam eder. Ne zaman başı sıkışsa, bir ihtiyacı olsa o zaman çareyi ona başvurmakta bulur. İnsanın koca adam olduğunda bile anne sıcaklığına sığınmak istemesi gibi ağacın yamacına ilişir... Alacağını aldıktan sonra da ortalardan kaybolur. Ta ki yeni bir ihtiyaç başgösterene dek... Cömert Ağaç içinse hep bir çocuktur o. Eski günlerdeki gibi dallarında sallanmasını, gövdesine sarılmasını ister ondan. Onsuz geçen günlerinde ise “çocuğun” özlemi yakar içini. Yapayalnız hisseder kendini. Onun yolunu gözler...
Dönüp dolaşıp yine gelir çocuk ve isteklerini söyler ağaca... Her çağın talebi öncekinden başkadır. “Bana para verebilir misin?”, “ “Bana bir ev verebilir misin?”, “Bana bir tekne verebilir misin?”... Tüm soruları, talep bildiren “vermek” fiiliyle sonlanır çocuğun. Cömert Ağaç içinse tüm soruların yanıtı “evet”tir. Çocuğa para kazandırmak için elmalarını sunar, ev yapması için dallarını büker, teknesi olsun diye gövdesini ortaya koyar... Sanırsınız ki ağaç kendini yok etme pahasına sunduğu tüm olanaklardan mutsuz olacak. Öyle olmaz ama... Çocuk hiç sakınmadan elmaları toplarken, dalları yüklenip oradan uzaklaşırken, ardına bile bakmadan ağacın gövdesini bir teknenin gövdesi haline getirmek üzere yola koyulmuşken ağaç hep mutludur, o heybetli görüntüsünün ardından geriye bir kütük kaldığında bile... Ama bir kütüğün bile verecek şeyi vardır, köklerinde onu besleyen katıksız sevgi yitip gitmedikçe...
Peki ya çocuk? Mutlu olabilmiş midir? Yaşamının sonlarına vardığında nasıl hisseder kendini? Güçlü ve başarılı mı? Huzurlu ve rahat mı? Hayır, yalnızca yorgun... Para, ev, tekne istekleri geride yalnızca yorgunluk bırakmıştır... “Sadece oturmak ve dinlenmek için sakin bir yer istiyorum. Çok yorgunum” der...
Kütük onu oracıkta beklemektedir zaten. Bir ana kucağı gibi...

CÖMERT AĞAÇ
Shel Silverstein Çeviren:
Sevim Öztürk, Bulut Yayınları & Özel Sezin Okulu, 2009, 54 sayfa, CD armağanlı, 26.5 TL.