Bir ailenin görkemsiz hayatı

Bir ailenin görkemsiz hayatı
Bir ailenin görkemsiz hayatı
Gazeteci yazar Mustafa Mutlu'nun yeni romanı 'Sonra Hayat Yeniden Başlar'ın asıl merkezini, son yıllarda daha da keskinleşen siyasal ve toplumsal kutuplaşmalar oluşturuyor
Haber: ERKAN CANAN - erkancanan@yahoo.com / Arşivi

Mustafa Mutlu, gazeteci olup da roman yazarlığına heves eden isimlerden. Kendisinin ilk romanı ‘Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?’, 2010 Mayıs’ında yayımlandı. Mutlu, pek de uzun sayılamayacak bir aranın ardından, şimdi de ikinci romanı ‘Sonra Hayat Yeniden Başlar’ı edebiyat meraklılarının beğenisine sunuyor. Hikâye, annelerinin ölüm döşeğinde olması nedeniyle yan yana gelen bir aile efradının yaşadığı çatışmayı anlatıyor. Yazar, asıl konunun arka planına da, muhtemel ki kurgunun romantik unsurunu eksik bırakmamak adına, bir aşk hikâyesi yerleştirmiş. Fakat romanın asıl merkezini, son yıllarda daha da keskinleşen siyasal/toplumsal kutuplaşmalar oluşturuyor. Bilindiği gibi Mutlu’nun gazete yazıları, Kemalist cenahın özel ilgisine mazhar. Haliyle bu yazılarda, eleştiri oklarının asıl hedefi iktidardaki AKP ’yle onu destekleyen kesimler. Elimizdeki romanın siyasi çerçevesi, Mutlu’nun gazete yazılarındaki üslubunun biraz daha süslenmesinden, roman türüne daha uygun hale getirilmeye çalışılmasından ibaret.
Hikâye, kardeşlerin, annelerinin hastalığı nedeniyle ablaları Hanife’nin evinde bir araya gelmeleriyle başlıyor. İktidarlarla arası hep iyi olmuş iş bitirici Hayri; her daim muhalif olmuş solcu avukat Halil ve ailesiyle yaşadığı sorunlardan bunalmış, savcılık mesleğine sadık Hamit, kardeşlerin öne çıkanları. Bunlara bir de, az görünmekle beraber, üstlendiği enteresan rolle aşağıda anlatılacak ‘bilim adamı’ damat İlhami’yi de ekleyelim. Görüldüğü gibi Mutlu’nun öne çıkardığı karakterler erkeklerden oluşuyor. Kadın karakterler de, yukarıda bahsedilen en büyük kardeş Hanife’nin yanı sıra, Hayri’nin eşi Seniha; Hamit’in eşi Esma ile kızı Filiz; kız kardeşlerden Hamiyet ve son olarak da Halil’in sevgilisi Hasret. Kadınların, kurguda hiç görünmediğini söylemek haksızlık olacak belki. Fakat Hasret’in, Halil’le yaşadığı aşkın bir tarafı olması; Hanife’nin de kısa bir süre önce ölen kocası ile annesinin hastalığından dolayı yaşadığı üzüntüler nedeniyle daha görünür olması dışında kadınlar, erkeklere nazaran daha önemsiz roller üstlenmiş. 

Günah keçisi Hayri
Romanda görüldüğü kadarıyla Halil, Mutlu’nun gözbebeği. O, hem iktidarı protesto ettiği için tutuklanan veya yargılanan gençlerin her zaman yardımına koşan idealist bir avukat, hem de genç hayatına, iktidarlara karşı sergileyegeldiği mücadelelerle taviz vermez bir muhalif. Hasret’le yaşadığı inişli-çıkışlı aşkla da kurgunun en görünen siması olan Halil, romandaki tüm karakterlerin de hayranlığını kazanmış. Mutlu, güzel ve iyi olanın birebir karşılığı gibi tasarladığı Halil’in karşısına, her yönüyle antipatik denebilecek ağabeyi Hayri’yi çıkarır. Büyük kardeş Hamit’in “Önce ülkücüydün, sonra liboş oldun, şimdi de bay badem bıyık” dediği ortanca kardeş Hayri, devlete işi düşenlere aracılık yapıp hatırı sayılır paralar kazanmış iş bitiricilerdendir. Tabii Hayri’nin de, Mutlu’nun en sevmediği karakterlerden biri olduğu çok açık. Zira karakterlerin ortak özelliklerinden biri annelerinin ölüm döşeğinde olmasıysa, diğeri de Hayri’ye karşı hissettikleri bariz öfkeleridir.
Bu karşıt karakterler arasında yaşanan çatışma, başlarda biraz eğlenceli olsa da, bir aşamadan sonra gerçekliğini yitiriyor. Bunun başlıca nedeni, güya farklı dünyaları temsil etmesi amaçlanan kardeşlerin, birer karikatürden öteye gidememesi. Örneğin Hayri, sadece iktidar yalakalığını, siyaseti çıkara dönüştürmeyi üstlenmesi için kurguya dahil edilmiş gibidir. O, kişiliğiyle, iç dünyasıyla, çevresiyle kurduğu ilişkilerle değil, yalnızca bildik eleştirilerin somut hedefi olan, karikatür bir karakter olarak rol almış. Bunun yanı sıra, bizim ‘ilkeli’ avukatımız Halil, yeri gelince kıyasıya eleştirmekten çekinmediği Hayri’nin iş yapma biçimini, kendi lehine kullanacak kadar uyanıktır. Mesela, sevgilisi Hasret’in Bolu’da bulunan öğretmenlik kadrosunu İstanbul’a aldırmak için, Hayri’nin ilişkilerini kullanabileceğini, pek rahatsızlık hissetmeden dile getirir. 

Mutluluğu bulanlar
Öte yandan yazar, güncel tartışmalara bu denli kafa yormak yerine, ilkeli ve taviz vermez bir kişilik olarak tasarladığı Halil’in temsil ettiklerine, pekâlâ biraz daha yer ayırabilir ya da onun mücadelelerine en azından değinebilirdi. Yüzeysel bir iktidar karşıtlığı dışında, sola dair hiçbir düşünceyi, projeyi, vicdanı veya ilkeyi dillendirememek, herhalde ancak Halil gibi kendilerini ‘solcu’ zannedenlere nasip olabilir. Roman için eğlenceli demiştik. Neredeyse tüm karakterlerin hızla, hatta gerçeküstü denebilecek şekilde ‘mutluluğu’ bulması, bunu sağlayan etkenlerden. Yazar, karakterleri için yarattığı çıkmazları ve sıkıntıları kısa kesip, onları hemen mutlu ediyor. Karakterler, sorunları ortaya çıktıkları gibi keşfedip, okurun bu sıkıntılara kafa yormasına fırsat vermeden, onları çözüme kavuşturuyor; bir nevi mutluluğu icat ediyorlar. Halil, aylardır aradığı sevgilisini aniden buluyor; Hamit, fazlasıyla şikâyet ettiği ailevi sorunlardan ayaküstü bir konuşmayla kurtuluyor; özel hayatı konusunda kafası karışık Hasret, birdenbire aydınlanıyor ve bunları gören genç öğretmen Filiz de, ses hızıyla gelecek kaygısı ediniyor ve doktora yapmak için Fransa’ya gitmeye karar vererek bu taze derdini ışık hızıyla çözüyor. 

Bay İlhami’nin ‘bilim adamlığı’
Şimdi, romanın daha ‘ilginç’ bir yönüne vurgu yapmak gerekiyor. Hatırlanacağı gibi gazeteci Candaş Tolga Işık, bir yazısıyla, dört başı mamur bir nefret söylemi ortaya koymuştu. Işık burada, halkın Roj TV’yi izlemek için edindiği uyduların, aynı zamanda porno televizyon kanallarına erişimi de sağladığını ve bu durumun bölgede yaşanan ensest ilişki, taciz ve tecavüz vakalarının artmasına neden olduğunu savunmuştu. Her toplumda karşılaşılabilecek münferit aşırılıkları, bölgenin geneline yayma hatasına düşen yazı, doğal olarak Kürtler başta olmak üzere toplumun duyarlı kesimlerinin tepkisini çekmiş, Işık çok geçmeden özür dilemişti. Konu da böylece kapanmıştı.
Mustafa Mutlu, Işık’ın ‘tezini’ ısıtıp yeniden önümüze koyuyor. Daha vahimi, bilimsel hiçbir temeli olmayan bu nefret söylemini, romanın güya en aklı başında, “ciltler dolusu kitaplar yazmış”, sosyoloji kürsüsünde görevli ‘bilim adamı’ İlhami’nin anlatımıyla vermesi. Konu, aile üyeleriyle beraber bir evlilik programını izleyen Hamiyet’in, programa katılan türbanlı Erguvan’ın “kıvıran kalçalarla” dans etmesini yadırgaması ve bu durum ile toplumdaki yozlaşma arasında bağlantı kurmasıyla başlıyor. Bu aşamada Bay İlhami, benzer bir yozlaşmaya örnek vermek adına, Kürtlerin uydu üzerinden porno kanallara ulaşmasının, sözümona yarattığı sapkınlıkları anlatıyor (s. 97-98). Bu yetmezmiş gibi, Işık’ın yazısına verilen tepkileri de “Feodal ağalar talimatı verdi ve çocuğun çalıştığı gazete resmen basıldı!” şeklinde veriyor. Bu söylemin başlıca sorunu, münferit bir durumu bölgenin tümüne yaymak, hatta burasıyla sınırlamak. Porno sorunsa eğer, bu dünyanın tümü için geçerli. Ayrıca internet ve CD teknolojileri üzerinden porno ürünleri edinmede Türkiye ’nin Batı’sı, Doğu’suna göre daha az ‘şanslı’ değil. Çocuklar dahi bilir: bilimsel araştırmanın olmazsa olmazı, olguları araştırırken daha kuşatıcı, daha bütünlüklü bir çerçeveden bakmaktır. Kurgu İlhami ile onun gerçek yansımaları, hiçbir şey için olmasa dahi, bu basit ve en bilinen gerçeği bize yeniden hatırlattıkları için teşekkürü hak ediyor.

SONRA HAYAT YENİDEN BAŞLAR
Mustafa Mutlu
Doğan Kitap
2011, 222 sayfa, 13 TL.