Bir çığlık duyulmaz olur

Bir çığlık duyulmaz olur
Bir çığlık duyulmaz olur
Eşini, kardeşlerini, annesini, babasını, yakınlarını bir katliamda kaybetmenin getirdiği yıkıcı acının dayanılmazlığı hangi sınırlara uzar?

Mustafa Sancar, ‘Şehirler Ağladığında’ romanında bu kez bir ressamın bir günlük hikâyesiyle çıkıyor karşımıza. Akşamüstü dinmek bilmeyen bir yağmurla başlayan ve sabah sonsuzluğuna uzanan şehir insanlarının sarsıcı çığlığı ve bu çığlığın aynasına yansıyan sanatın başkaldırı çağrısı romanın izleği.
Şehir, farklı kültürlerden, eğitim seviyelerinden, sınıflardan gelen insan gruplarının bir arada olmasına imkân tanıdığı kadar çok farklı yaşanmışlıklardan artakalan ağır acıları, beraberliğe ve güce dönüştürebiliyor. Acı paylaşılmazsa tek başına alt edilecek bir his değil, karamsarlığa hatta yaşamdan vazgeçmeye kadar gidebilir ve buna engel tek duygu acının paylaşılırlılığı, kolektif güçle dayanabilirliğidir. Eşini, kardeşlerini, annesini, babasını, yakınlarını bir katliamda kaybetmenin getirdiği yıkıcı acının dayanılmazlığı hangi sınırlara uzar? Bosna’daki iç savaşta kızı dışında tüm ailesi Sırp askerlerince katledilmiş Canan Hanım, o hüzünlü ve yağmurlu deniz şehrinde, içinde küllenip yitmiş olan yaşam kıvılcımını yeniden canlandırabilir mi? İşte egemen düzenin karşısında, yığınların acıya mahkûm edilmelerinin; baskı, sömürü, haksızlık, savaşlar, iç savaşlar yoluyla düşkünleştirmelerinin, hayattan koparılmalarının karşısında en büyük silah kardeşlik ve dayanışmadır. Canan Hanım’ı da ayakta tutan budur. Güneydoğu’daki iç savaşta köylerinden kovulup işsiz, aç kalan komşularının; hastalıkla, ölümle boğuşan onurlu sanatçı dostlarının ayakta kalma mücadeleleri, onun acısını ötelemekte, paylaşma erdemleri hayata tutunma itkisini oluşturmaktadır. 

Göç çocukları...
Kuşkusuz savaşların yaşamda kalan mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Bunu, yarattığı kadın karakter Canan ve çocukları üzerinden çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor Sancar. Rüzgârgülü yapıp satarak ailelerin geçimini sağlamaya çalışan hem de okula giden iç savaş çocukları... Göç çocukları... Düzenli gelir getiren bir işleri olmadan sadece günü kurtararak karın doyuran, birbirine tutunarak hayatta kalabilen yoksul kent insanları... Ressam İsmail; yokluğun, yoksunluğun son haddeye geldiği bu insanların birbirine kenetlenmesini hem şaşkınlık hem sevinçle karşılıyor...
Bir başka kadın kahraman Giritli Nergis. Tiyatro oyuncusu, öykü ve oyun yazarı, aynı zamanda müzisyen. Kemanının büyülü ezgilerini, kendisi gibi tiyatrocu olan, ölümcül hastalığı nedeniyle yataklara düşen kocası için, hiç durmamacasına, yorulmamacasına çalıyor... O büyülü müziğin tınılarının onu iyileştirmesini dileyerek, umudunu hiç yitirmeden, açlığa, yoksulluğa aldırmadan... Güçsüzlüğün, yoksulluğun, terk edilmişliğin mağdurları olarak bu romanda yine kadınlar karşımıza çıkmaya devam ediyor. Yoksul inşaat ustası Kamber’in kızı Menekşe sahipsizliğin, hukuksuzluğun, acımasızlığın, adaletsizliğin kurbanı oluyor; taptazecik bedeni aç kurtlar sofrasının aymazlığında, özgürlüğe doğru kanat çırpmaya çalışıyor. Her zamanki gibi polis, devlet sahip çıkmıyor ama yoksul insanların yaşamları pahasına gösterdikleri dayanışma iyiliğe giden yolu örebiliyor.
‘Şehirler Ağladığında’nın ilginç yönlerinden birisi de, sanatı/sanatçıyı tartışması. Bunu, yaşamın ve insanlığın en çıplak, en sert, zor hallerini, ressam İsmail’in iç özgürlüğünden, arayışlarından duyumsayarak gerçekleştiriyor. Müzik, tiyatro, öykü, resim birleşerek büyük insanlık ırmağına akıyorlar; resimden parlayan renk ve ışık, müziğin güçlü ezgisi, tiyatronun, öykünün haykırışı birleşerek büyük bir çığlığa dönüşüyor. Ressam İsmail bu haykırışı şöyle açıklıyor: “Eğer insan yoksa hayat eksiktir; varsa, ama açlıktan ve savaşlardan dolayı acı çekiyorsa yine eksiktir... Sanatçı bunu bilmeli, kavramalı, özümsemeli...” Ressam, yüreğinde her biri ağır bir kaya kütlesine dönüşen insanlık acısı için ayrı bir resim yapar, acılar öylesine çoktur ki yüreği, bütün gücünü toplayıp sarf ettiği bu çığlığa dayanacak mıdır?

ŞEHİRLER AĞLADIĞINDA
Mustafa Sancar
Berfin Yayınları
2011
192 sayfa, 13 TL.