Bir Çingeneye âşık olunca...

Bir Çingeneye âşık olunca...
Bir Çingeneye âşık olunca...
'Çingene', Osmanlı'nın son döneminde bile kadın hakları ve kadının toplumsal yeri konularında ne denli geri kalmış olduğunu çok güzel gösteriyor. Roman kendi çağına dışarıdan bakamayacağı için elbette bu konuda eleştirel değil. Bu konulardaki gerçekleri görmek, toplumsal sorunları anlamak için Ahmet Mithat'ın romanları bulunmaz fırsat veriyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Besteci Igor Stravinski, sivri dilliliğiyle bilinirdi. Yüzlerce konçerto bestelemiş Vivaldi için bir seferinde “o, 500 konçerto değil, aynı konçertoyu beş yüz kez bestelemiştir” demiştir, bestecinin bu sözleri Vivaldi’nin birbirine benzer konçertolarını dinlerken mutlaka insanın aklına gelir. Bugün çoğu Mevsimler’in gölgesinde kaybolmuş olsa da, Vivaldi’nin yüzlerce konçerto bestelemiş olması başka bir açıdan bakıldığında, kaçınılmazdır. Bir türün oluşum çağında genelde örneklemeler fazla sayıda olur. Vivaldi’nin yüzlerce konçertosuyla kıyaslayınca, elli yıl kadar sonra Mozart’ın yüz sayısını bulmadığını, otuz yıl kadar sonra da Beethoven’in on sayısını bile bulamadığını görürüz. Bu yıllara gelindiğinde form olarak konçerto oturmuş, çizgileri belli olmuş, sanatçı ifade etmek istediklerini daha yoğun dile getirebilmiştir. Bütün bunları Ahmet Mithat Efendi’nin Çingene romanını okurken düşündüm, çünkü aynı konçertonun ilk çağı gibi Türkiye’de romanın ilk çağında Ahmet Mithat, Vivaldi gibi çok fazla sayıda eser yaratmıştır.
Ahmet Mithat Efendi gerçekten de olağanüstü üretken bir yazardı. İki yüzün üzerinde eseri olduğu bilinir; makaleler, piyesler, öyküler çıkarıldığında yine de çok sayıda roman kalır geriye. Bu denli üretici bir yazar olması sayesinde ele almadığı konu kalmamıştır. Ancak geniş yelpazede çeşitlilik gösteren konuları genelde benzer yapılarla ele alır. Hemen her zaman romanlarıyla toplumu eğitmek amacı gütmüştür. Bu amacında başarılı olduğu da söylenebilir, çünkü Ahmet Mithat geniş kitlelerin okuduğu ilk yazardı. Yaklaşık yüz elli yıl önce yazmaya başladığı romanları bugün hâlâ ilgiyle okunabilir, hatta belki halkı eğitecek dersler bile bulunabilir içlerinde.
Ahmet Mithat aynı zamanda Baba Efendi adıyla da anılırdı, bunun başlıca nedeni yazdıklarında hep öğretici hoca tavrı olabilir. Edebiyat anlayışı da didaktik bir doğrultudadır. Edebiyatın halkı eğitmek için çok faydalı bir araç olduğunu düşünürdü. Edebiyatın, müzik ve resimden çok daha kolay ve doğrudan etki yaptığı doğrudur; halkçı yazarların edebiyatı ya da genelde yazıyı (örneğin gazetelerde) kullanmaları bazen sonuç vermiştir. Ahmet Mithat, sadece insanları doğru davranışlara yöneltmek değil, bir de bilgi vermeyi amaçlamıştır, bu yüzden romanları bazen gereksiz detaylarla dolu hissi de verebilir.

Ziba adında bir kız
Çingene’de, varlıklı ve iyi terbiye görmüş yirmili yaşlardaki Şems Hikmet adlı genç delikanlının çok güzel Ziba adında Çingene kızına âşık olmasını anlatır. Bu romanda ele aldığı konu, toplumda aşağı tabaka sayılan Çingenelerin aslında iyi eğitim verildiklerinde topluma kazandırılabilecekleridir fakat bu teorisinde çok ısrarcı değildir, ancak Ziba gibi on altı yaşında ya da daha genç ele alındıklarında bunun mümkün olduğunu söyler. Hümanizm, insanların doğaları gereği iyi olduklarını ama bu iyiliği ancak bilim, sanat ve felsefeyle şekillenmiş iyi bir eğitim sonucunda ortaya çıkarabileceklerini savunur. İnsan kötü değildir, sadece emek verilmemiş, kötü deneyimlerle karşılaşmış ya da kötülüğe itilmiştir. Ahmet Mithat Ziba karakterinde bu unsurlara dikkat çeker. Şems Hikmet ile Ziba ilk karşılaştıklarında Ziba’nın Çingeneliğinden, sırnaşmasından, konuşmasındaki bayağılıktan söz eder fakat bunlara rağmen genç kızın güzel parlak gülüşü, melekler gibi şarkı söyleyişi, bilmediği şarkıları çabuk öğrenmesinden ortaya çıkan zekâsı gibi özelliklerine de dikkatimizi çeker. Aslında Şems Hikmet güzelliğine tutulduğu Ziba’ya ilk görüşte âşık olmuştur fakat bunu okur hemen anladığı halde epeyce bir süre dile getirmez çünkü sevdiği kızın Çingene olmasından utanır. Ailesine gelin olarak sunabileceği, çevresine kabul ettireceği bir kız olmamasından dolayı, güvendiği bir kadının yanına eğitim görmesi için koyar kızı. Akıllı bir kız olan Ziba kısa zamanda öğrenmesi gereken her şeyi öğrenir. İlk öğretilen şey, velinimeti olan Şems’in eteğini öpmektir! Bunu öylesine zarafet ile yapar ki, verilen her şeyi öğreneceği anlaşılır.
Ahmet Mithat herkesin anlayacağı bir dilde, herkesin anlayacağı duygulanımlarla yazmış Çingene’yi. Yine herkesin anlayacağı şekilde bilim ve sanat konularında bilgiler verir. Bu romanda keman hakkında detaylı bilgi verdiği uzunca bir bölümde, kemanın perdesiz bir saz oluşundan dolayı çalınmasındaki zorluğu anlattığı satırlar konunun bir hayli dışına taşar. Romanın bir başka yerinde batı ve doğu müzikleri arasındaki farklılıkları ele alır. Yine çok didaktik ve konudan kopuktur, buna rağmen verdiği bilgiler tam ve doğrudur. Ansiklopedik bir tonda yazılmış olmasına rağmen romanın eğlenceli ve hafif havasına döndürür okuru.
Ahmet Mithat’ın romanlarındaki bir başka özellik, güçlü üçüncü tekil şahıs anlatıcıdır. Özellikle bu romanında doğacılık akımı etkisi çok hissedilir; anlatıcının doğrudan okura sorular yöneltmesi, açıklamalarda bulunması, etken bir anlatıcı olduğu için toplumsal konularda kendi görüşlerine de yer vermesine izin verir. Ahmet Mithat öğretici olduğu kadar eğlendirici eserler vermeyi hedefler. Okura yönelttiği sorular bazen komik bazen da düşündürücüdür.
Dönemi için hümanist düşünceleri olan Ahmet Mithat, ne yazık ki bugün pek hümanist gelmeyebiliyor okura, aksine konformist ve erkek egemen tonu biraz rahatsız bile edebiliyor. Romandaki kadın kahramanların iffetleriyle ölçülür olmaları, erkeklere karşı hürmet etmelerinin beklenir olması, okuru hafiften delirtebilir. Tabii, kahramanımız Şems Hikmet’in ailesine para verip satın aldığı Ziba’nın toplumsal konumundan söz bile etmiyorum. Kadınların cariye ya da hizmetkâr olarak alınıp satıldığı toplumda, Şems Hikmet’in davranışlarını yine de saygın bulmamız (ki, buluyoruz) bekleniyor. Kahraman öyle bir kişilikle sunuluyor ki, bir seneden uzun emrinde tutuğu halde genç Çingene kıza hiç el sürmemiş olması o günün gerçekleri açısından inanılması zor olsa da, kahramanın gerçekten Ziba’ya âşık olduğuna inandırıyor.
Çingene, Osmanlı’nın son döneminde bile kadın hakları ve kadının toplumsal yeri konularında ne denli geri kalmış olduğunu çok güzel gösteriyor. Roman kendi çağına dışarıdan bakamayacağı için elbette bu konuda eleştirel değil. Bu konulardaki gerçekleri görmek, toplumsal sorunları anlamak için Ahmet Mithat’ın romanları bulunmaz fırsat veriyor. Yazarın romanlarından alınan bir başka keyif de anlattığı İstanbul’un bozulmamış güzelliği. Çingene’de Kâğıthane, Haliç ve Boğaz öylesine güzel betimleniyor ki, okur istemeden bugünün İstanbul’u ile karşılaştırıyor.
Ahmet Mithat’ın çok sayıda roman ürettiğini biliyoruz. Yazarın bu denli çok eser üretirken doğal olarak çok hızlı bir tempoda yazdığını tahmin edebiliriz. Hızlı yazıldıkları için romanlarında süreklilik hataları da bolca olur. Bu romanda da araba hazırlatılıp gidilen bir yerden kayıkla dönmesi gibi küçük hatalar bolca var fakat bunların okuma zevkini engellemediğini hemen eklemek gerekir. Bir de kahramanın fazla para harcamadığı sık sık tekrarlansa da, kolayca yapılacak hesaptan bu rakamın bayağı yüksek olacağı ortaya çıkıyor. Yine de bunları önemsiz olarak görebiliriz fakat bence Çingene’deki asıl sorun, yazarın büyük detaylarla romanın girişinde anlattığı karakterleri romanın geri kalanında tamamen unutmuş olması. Önemsiz karakterlere ayrılan yer genelde romana yük olur. Bu romanda da ressam Artin Elvanyan Efendi, şair Sihri Efendi, fiziksel ve kişilik detaylarıyla anlatılmalarına rağmen, romanda etken bir rol oynamıyorlar. Bunlar daha önemli sayılacak kurgusal hatalar olarak görülebilir. Türk romanının oluşmasında ve gelişmesinde önemli rol oynamış bir yazar olarak yine de mutlaka okumak gerekir.

ÇİNGENE
Ahmet Mithat Efendi
Sel Yayıncılık
2009
100 sayfa
7 TL.