Bir dönüm noktası: ironi

Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Recaizade Mahmut Ekrem’in romanı, ‘Araba Sevdası’ (1896), zamanında önemsenmiş mi? Sanmıyorum. ‘Araba Sevdası’ sonra da yıllarca önemsenmemiş. ‘Aşk-ı Memnu’ Türk romanının ilk büyük eseri sayılmış, ‘Araba Sevdası’ adeta yitip gitmiş. Oysa Recaizade’nin eseri bizde ironiye açılan ilk roman. Tuhaf ama, başlangıçta, ilk adımda ironiyle burun buruna gelmiş romanımız, sonra bambaşka bir çizgide gelişiyor. Hüseyin Rahmi’nin kara gülmecesi bile fazla önemsenmiyor. Hüseyin Rahmi gerçi çok seviliyor, çok okunuyor, ama onun kara gülmeceden ne amaçladığı üzerinde durulmuyor.
İroninin kara gülmeceden, hele kaba gülmeceden çok ayrılan bir yanı var. İroni trajiği barındırır. ‘Araba Sevdası’nı alafranga Bihruz Bey’in gülünç maceraları gibi okursunuz; eser bitince öyle bir burukluk yakanıza yapışır ki, handiyse derin bir hüzün kalmıştır geriye.
Sözlüklerde ironiye baktım. Tanımlarda hüzünlendiriş, içlendiriş üzerinde durulmuyor. Kimi, alay etme, mizah diyerek geçiştiriyor; kimi, gülmece yanı ağır basan anlatım tanımını vermiş. Ali Püsküllüoğlu’nun emek ürünü sözlüğünde fazladan bir dikkat karşıma çıktı:
Püsküllüoğlu, tiyatro sanatında, ironinin etki gücünü arttırmak için gerçekliğin tersini söyleyerek alay etme anlamına değinmiş.Bence ironi, ısrar ediyorum, trajikle hep iç içedir.
Romanımız çokça ilgilenmemiş. Yine de bazı örnekler, hem de unutulmayacak örnekler, verimler söz konusu. Hüseyin Rahmi ‘Utanmaz Adam’da öteki eserlerinden farklı bir tutumla ironiye yaslanır. Utanmaz adam Avnussalâh’ın pek çok kirli işten sonra toplumun gözbebeği olması gerçekten ironik bir sonuçtur.
Tanpınar’ın eşsiz ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü elbette unutmuyorum. ‘Abesle iştigal’in toplumumuzda hangi başarılara imza atabileceğini Tanpınar akıllara durgunluk verici bir tutumla anlatır. Bunlar hepsi yalan, roman için uydurulmuş şeyler dersiniz ince ince gülerken, bir yandan da bunlar hepsi yarın gerçeklik olabilir ve tıpatıp böyle olabilir kaygısıyla ürperirsiniz. Sonra bunların niye böyle olduğunu düşününce, işte ‘trajik’ toplumsal eleştiri karşınıza çıkar.
İroni bizde sesini yükseltememiş: ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ gibi bir başyapıt, bugün bile, ‘Huzur’un gölgesi altında. Melih Cevdet Anday’dan iki başyapıt: ‘Aylaklar’ ve ‘Gizli Emir’. İlkinde, Abdülhamid ve Meşrutiyet artığı bir konağın, o konaktaki insanların öyküsü soluk soluğa ironinin süzgecinden geçirilir. ‘Gizli Emir’ bir kehanet romanıydı: Tuhaf bir dikta yönetiminin tutsağı kılınmış aydınlar anlatılıyordu. İronisi yüksekti. İroniye kapılıp gidiyor, arka plandaki kehaneti –belki- kavrayamıyordunuz.
‘Gizli Emir’ 1970’te yayımlandı. Türkiye bir yıl sonra 12 Mart diktasını yaşayacaktı... İroni Oğuz Atay’ın da gönlünü çelmiştir. ‘Korkuyu Beklerken’deki bazı öyküler, özellikle ‘Ne Evet Ne Hayır’, olağanüstü ironileriyle anılacak. Hemen Tehlikeli Oyunlar’ı ekleyeyim: Bu romanın ironiyle haşırneşirliği yarın daha derinden yorumlanacak umudundayım.
Yenilerde yayımlanmış iki roman: Yiğit Bener’den ‘Heyulanın Dönüşü’, Ahmet Sipahioğlu’ndan ‘Tepelitaklak’. İlki Can Yayınları’nın, ikincisi Metis Yayınları’nın verimi bu iki romanı art arda okudum. Öyle sanıyorum ki, bir dönüm noktasındayız. Ne ‘Tepelitaklak’, ne ‘Heyulanın Dönüşü ‘satış rekortmeni’ romanlardan. Öte yandan, romanımızda bir dönüşüme işaret ediyor ikisi de. Sipahioğlu üniversite çevrelerini teşrih masasına yatırmış, tabii ironinin eşliğinde. Abartının eşliğinde demiyorum; önceleri abartılı bulduğunuz her olgu, ‘Tepelitaklak’ta çok geçmeden yürek yakıcı gerçekliğin ifadesi olup çıkıyor. Gerçekliği bezediğini sandığımız ironi birdenbire bir ‘şamar’ olup çıkıyor. Yiğit Bener’se, ‘Heyulanın Dönüşü’nde, bugüne kadar hep gerçekçilikle, hatta çıplak gerçekçilikle yaklaşılmış ‘baskı dönemleri’ni ironik yaklaşımla değerlendirmiş. Sonuç enikonu etkileyici: Bener, bugüne kadar hep belli süreçlerle değerlendirilmiş baskı dönemlerini bütün bir yaşayışımıza, toplumsal ve kişisel yaşayışlarımıza savurup, fırlatıp atıyor. Handiyse, hep baskı dönemleri! Başka bir şey yok! diyor romancı.
Mutlaka okuyun Bener’in ve Sipahioğlu’nun romanlarını.

Gündeş öneriler:
Genç Bir Romancının İtirafları, Umberto Eco, İlknur Özdemir’in çevirisi, Kırmızı Kedi Yayınları, 2011.