Bir güne sıkışan üç hayat

Bir güne sıkışan üç hayat
Bir güne sıkışan üç hayat

Oyunculuk konusunda da hiçbir sıkıntısı yoktur bu kederli ama umutsuz olmayan filmin.

Cunningham'ın romanı 'Saatler', Virginia Woolf'un 'Mrs. Dalloway'ini merkeze alarak edebiyat tarihinin 'kurgu harikaları' arasına girer. Stephen Daldry imzalı aynı adlı filmse Nicole Kidman'a Woolf karakteriyle Oscar getirir
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Çok da uzun olmayan ve deliliğin sınırlarında (ya da aklın sınırlarını zorlayan bir iç âlemde) var olmaya çalışan bir hayata sığdırılmış onca edebiyat eseriyle 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir yazardır Virginia Woolf. Onun her daim kederle örülmüş yaşamının ayırıcı özelliklerinden biri ve belki de en önemlisi ise hayatının her döneminde (ve yapıtlarındaki kadın kahramanların kimliğinde) feminizmin bayraktarlığını üstlenmiş olmasıdır.
Virginia Woolf’un imzası haline gelmiş 1925 tarihli romanı ‘Mrs. Dalloway’ ise, 50 yaşlarındaki başkarakteri Clarissa Dalloway’in Haziran ayında bir günlük serüvenini anlatır. Depresif karakterleri ve onların ‘sınırda’ hayatlarıyla öne çıkan bu roman, feminist çığlıkların da apaçık kendini gösterdiği bir edebiyat şaheseridir.
Michael Cunningham’ın kendisine Pulitzer ödülü getiren 1998 tarihli romanı ‘Saatler’, kısa zamanda edebiyat tarihinin ‘kurgu harikaları’ arasına girmiş sağlam (hatta ‘yıkılmaz’ denebilir) bir metindir. Genel anlamda Virginia Woolf ruhundan, özelde de yazarın başyapıtı ‘Mrs. Dalloway’den beslenen bu roman, merkeze aldığı Woolf metnindeki gibi, üç ayrı dönemden üç farklı kadın karakteri bir Haziran gününe hapseder, onların bir günlük serüvenlerine kucak açar.
Virginia Woolf’un 1941’deki intiharını betimleyen ‘Öndeyiş’le açılan ‘Saatler’, sonrasında 1923’te ‘Mrs. Dalloway’i yazmaya çalışan Woolf’a, 1949’da kocası için bir doğum günü partisi hazırlığı yapan Laura Brown’a ve 2001’de AIDS’li yazar arkadaşı için bir kutlama partisi hazırlığı içindeki Clarissa Vaughan’a uzanır, onların bir gün içinde yaşadıklarını önümüze getirir. Woolf’un Clarissa Dalloway karakterini yaratırken yaşadığı sancılar ve kendi dünyasındaki gelgitler, ‘Mrs. Dalloway’i okuyan Laura Brown’da ‘olduğu yeri kabullenememe’ biçiminde karşılığını bulur. 2000’lerin kadını ise benzer biçimde ‘boşuna yaşamak’ sendromuyla boğuşarak mutsuzluğunu kusar hikâyede...
Her üç karakterin hayatındaki erkekler de ‘kaybeden’ özelliklerine sahiptir ve kadınlarının hayata bakışlarına ‘derin’ gözlemler atmaktan uzaktırlar. Bunun doğal sonucu olarak da depresif kadınlardan oluşan bir mozaik karşılar bizleri. Bazı şeyleri fark etmeyi sağlayan ‘çocuklar’, hiç durmamacasına insanı tüketen ‘zaman’, bir tür arınmayı ve beraberinde de ölümü getiren ‘su’, hazırlanılan ama olmaması istenen ‘partiler’, kimi duyguları bir anlığına bile olsa açığa çıkaran küçük bir ‘öpücük’ gibi olgular da her öykünün nüvesine nüfuz eder roman boyunca. Bunları ‘Mrs. Dalloway’ ortak kümesinde buluşturan ve Woolf’a özgü ‘kasvetli’ diyaloglarla desteklenen metin, bir günlük hikâyeleri adeta bir ömür kıvamında ruhumuzun derinliklerine şırınga eder.
İlknur Özdemir’in akıp giden çevirisinden (iç sayfada çevirmen olarak Rekin Teksoy’un adı yazılmış olsa da!) okuduğumuz ‘Saatler’, kaleme alınması son derece zor bir metin ama okuması da o derece keyifli. Michael Cunningham’ın ‘edebiyat edebiyata bakıyor’ yaklaşımıysa, belli ki uzun bir araştırma-inceleme aşamalarından sonra hayata geçirilmiş. Gözü kapalı girişilecek bir çaba değil bu zira... 

Senaryodan yansıyan hassasiyet
Bu romandan yapılan beyazperde uyarlamasına gelince... İlk uzun metrajlı sinema filmi ‘Billy Elliot’ ile önünü kolaylıkla açabileceğini kanıtlayan ve hemen ardından altından kalkılması zor bir proje olan ‘Saatler’e soyunan İngiliz yönetmen Stephen Daldry, Michael Cunningham’ın romanından yola çıkarak dört başı mamur bir Virginia Woolf hikâyesi izlettirir bizlere. Ara sıra yönetmenlik de yapan (‘Wetherby’sini İstanbul Film Festivali’nde izlemiştik) senarist David Hare’in, olaylara ve kişilere karşı mesafesini filmin her anında koruyan senaryosu, belki de en büyük yardımcısı olur yönetmen Daldry’nin. Senarist, Cunnigham’ın metnini beyazperdeye taşıma konusunda gösterdiği hassasiyeti filmin neredeyse her anına nakşeder, kayıplara mahal vermez.
Cunningham’ın romanının girişinde okuduğumuz Woolf’un intiharını, hem filmin açılışında hem de finalinde kullanan Stephen Daldry, en az romandaki kadar etkili çeker bu sahneleri, hikâyenin ‘depresif’ tonunu kusursuzca belirler bu sayede. Sonraki dakikalarsa romanın izini takip eder ve üç başkarakterin bir günlük serüvenlerine ‘net’ bakışlar atmamıza fırsat tanır.
‘Saatler’deki kadın özgürlüğünün sınırlarını genişletme, giderek sınırsızlandırma eğilimi, üç öykünün geçiş noktalarındaki yumuşaklık ve sinemasal hamlelerdeki doğru seçimler, filmin kıvamını yoğunlaştırıcı işlevler üstlenirler. Böylesi bir yaklaşım, bir tür lezbiyen antolojisi olan ‘Duvarların Dili Olsa’ (If These Walls Could Talk) serisindeki epizodik anlatımdan da uzak tutar ‘Saatler’i. Kısacası baştan sona kırılma noktaları ustaca dengelenmiş bir bütünsellikle yoğrulur film.
Oyunculuk konusunda da hiçbir sıkıntısı yoktur bu ‘kederli’ ama umutsuz olmayan filmin. Nicole Kidman (buradaki rolüyle Oscar’a uzandı), Julianne Moore ve Meryl Streep’in (romandaki karakteri, Meryl Streep’i gördüğünü düşünür!) üç karaktere yükledikleri ekstra anlamlar bir yana, yardımcı oyuncularda da benzer bir durum söz konusudur. Özellikle Ed Harris’in AIDS’li yazarın hezeyanlarını yansıtma konusundaki ustalığı gözden kaçacak gibi değildir.
Philip Glass’ın Richard Strauss destekli müziğinin öyküye adeta yapıştığını da vurguladıktan sonra, Kidman’ın aldığı Oscar dışında sekiz dalda daha bu ödüle aday gösterilen ‘Saatler’ hakkında son notları ileterek yazımızı sonlandıralım isterseniz: Filmde küçük bir rolü olan İngiliz tiyatrocu Eileen Atkins, Hollandalı feminist yönetmen Marleen Gorris imzalı ‘Mrs. Galloway’in de senaristidir aynı zamanda. Aynı filmde Clarissa Dalloway’i canlandıran Vanessa Redgrave’in adıysa Cunningham’ın romanında geçer...
Not: ‘Saatler’in DVD’sini raflarda bulmanız mümkün.

SAATLER
Michael Cunningham
Çeviren: İlknur Özdemir
Can Yayınları
2009, 211 sayfa, 15 TL.