Bir hayalim var, izniniz olursa!

Bir hayalim var, izniniz olursa!
Bir hayalim var, izniniz olursa!

1992 yapımı Fareler ve İnsanlar , John Steinbeck in metnini adım adım takip eder ve minik ayıklamalar dışında çizgiden dışarı taşmamaya özen gösterir.

Steinbeck, bir düşün peşine takılan insancıkların toplumun acımasız çarkları arasında ezilip un ufak edilmesini anlatır 'Fareler ve İnsanlar'da. Aktör Gary Sinise ise bu mükemmel metne müdahale etmeden sonuca ulaşır
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Çağdaşı Ernest Hemingway’le birlikte Amerikan edebiyatının aktığı yönü değiştiren, Amerikan toplumunun Büyük Bunalım’la tepetaklak olan ruhsal yapısını ete kemiğe büründüren, sol düşünceyle yakın teması yüzünden bir dönem devlet tarafından baskı altına alınan John Steinbeck, Amerikan edebiyatında ‘Güney’in sesi’ olmuş bir yazar. Hem düşünsel hem de sosyal olarak ‘az gelişmiş’ Güney’in insanlarının ezikliğini sık sık kendine malzeme yapan Steinbeck, ‘başka bir büyüklük’ünü Nobel Edebiyat Ödülü alarak da kanıtlamış bir isim. Toplumun kırılgan yapısını mükemmelen sayfalara yansıtan, yoksulluk ve yoksunluğun insan üzerindeki tahribatını etkili cümlelerle eserlerine aktaran yazar, toplumsal eleştiri boyutunu da her daim dengede tutabilmiş, ‘sömürü’ edebiyatına prim tanımamış büyük bir usta.

Alman ve İrlandalı köklere sahip John Steinbeck, en önemli üç eserinden (diğer ikisi ‘Gazap Üzümleri/The Grapes of Wrath’ ve ‘Cennetin Doğusu/East of Eden’) biri olan ‘Fareler ve İnsanlar’ı 1937’de yayımlar. İsmini İskoç şair Robert Burns’ün bir şiirinden alan bu ‘novella’ (uzun hikâye), Büyük Bunalım döneminde Güney’in yazgısını California’daki bir çiftliğin içine sıkıştırır. Bir yandan yoksulluğun anatomisini çıkarır Steinbeck, bir yandan işsizliğin tetiklediği ‘vahşi kapitalist’ düzeni sorgular, bir yandan alabildiğine saf bir insanlık portresi çizer, bir yandan da son derece trajik bir hikâye anlatır bizlere. Tüm bunları sayfalara yansıtırken insanoğlunun karşıtlıklarından beslenir, insanın binbir halini birkaç karakterin ruhuna gizler, oradan çıkan sonuçla devasa bir resim ortaya koyar.

Her şey ‘normal’ken

Yüzeyden bakıldığında hikâye basittir aslında. İş bulup karınlarını doyurmak için yollara düşen iki can yoldaşının hikâyesidir bu; ufak tefek ama akıllı George ile iri kıyım ama bir çocuğun aklına sahip Lennie’nin hikâyesi. Lennie’nin ‘iyi niyeti’yle başlarına açılan belalardan uzaklaşmak için kaçan ikili, kendilerine bir çiftlikte iş bulur. Başlangıçta her şey ‘normal’ken, çiftlik sahibinin oğlunun ‘fettan’ karısının yol açacağı problemler, onları burada da rahat bırakmayacak, Lennie’nin saflığı bir kez daha başlarına bela olacaktır...

Bu kadarını bildiğinizde, böylesi bir hikâyenin ‘evrensel’ boyutunu kavramak güç olabilir. Ancak metnin ayrıntılarına girdiğinizde, her şeyin o kadar da basit olmadığını, George ve Lennie’nin serüveninin insanlığı defalarca duvara toslatacak kadar derinlikli bir yapının üzerine inşa edildiğini görürsünüz. Öncelikle iki arkadaşın birbirlerine olan bağını netleştirir Steinbeck, onların ayrılmaz bir bütün olduğunu hissettirir. Hatta ikili o kadar ayrılmazdır ki, onları ‘tek adam’ gibi görmeye başlarsınız, çünkü birbirlerini tamamlayan özellikleri vardır. Lennie’nin, sürekli olarak George’dan anlatmasını istediği ‘hayal’dir onları bir arada tutan, bir gün kendi evlerinde yaşayacakları hayali.

‘Fareler ve İnsanlar’, insanın ‘değersizliği’ üzerine yazılmış en etkili metinlerden biridir. Sadece yaşamak olması beklenen motivasyonlarını bir adım öteye taşımaya çalıştıklarında değersiz oldukları acımasızca hatırlatılan insanların dünyasına sokar bizleri. Lennie’nin George’a olan inancı, bağlılığıdır bu metnin dinamosu. George’un da Lennie üzerindeki etkisini ‘insanca’ kullanması, koruyup kollama içgüdüsüyle hareket etmesi gelir sonra. Ve bir düşün peşine takılıp gitme isteği duyan insancıkların düzen tarafından engellenmesi, çarklara boyun eğdirilmesidir resmi tamamlayan.
John Steinbeck, hikâyesine sindirdiği birçok unsurla dönemsel saptamalar da yapar, her eserinde olduğu gibi. Siyahlara reva görülenler, işçi-işveren ilişkileri, işçilerin gündelik sorunları, statüsü ne olursa olsun insanların kapana kısılmışlıkları ve en önemlisi de yalnızlaştırılıp içe kapanmaları sağlanan bireylerin umutsuzlukları öne çıkar ‘Fareler ve İnsanlar’da. Bu tetikleyici unsurlar, okurlara toplumun çarpık gelişimi üzerine ipuçları verirken, başkarakterlerin trajediye yönelen yazgılarının değişmezliğine vurgu yapar. “İnsan olmak kolay değildir, hele ki ‘insanca’ yaşanabilecek bir toplum düzeni yoksa!” der Steinbeck efsane metniyle. Bunca yıldır kulak verip de hiçbir şey öğrenmemiş olmamızsa işin ne derece ‘acınası’ boyutlara taşındığını gösterir bizlere...

John Malkovich fark yaratıyor

‘Fareler ve İnsanlar’ın sinemayla buluşmasının ilk ayağı, kitabın yayımlanışından iki yıl sonra olur. Lewis Milestone yönetiminde çekilen bu ilk uyarlamada, Burgess Meredith’i George, Lon Chaney Jr’ı da Lennie olarak değerlendirir sinema sanatı. Dört dalda Oscar’a aday gösterilen bu başarılı uyarlamanın ardından televizyon filmleri ve bazı esinlenmeler alır sırayı. Bu arada, ‘TRT’nin TRT olduğu’ yıllarda Tülay Eratalay tarafından bizde de bir TV filmi çekilir, Bozkurt Kuruç’un George’u, Nuri Altınok’un da Lennie’yi canlandırdığı. Ama Steinbeck’in eserini doğrudan beyazperdeye taşımak için epeyce beklemek gerekecektir.
1992’de aktör Gary Sinise, ikinci ve şimdilik son yönetmenlik çalışmasını ‘Fareler ve İnsanlar’la yapar. Kendisine George rolünü uygun görür, ki filmin bizce tek yanlış seçimidir bu. Öte yandan Lennie rolü için John Malkovich’i seçmesine diyecek yoktur, mükemmel tercihin sonuçları apaçık ortadadır. Sinise’in asıl başarısıysa senarist olarak Horton Foote’u ikna edebilmesidir. 2009’da hayata veda eden, o sıralar 76 yaşında olan bir efsaneyi senaryo için ikna edebilmek, başlı başına büyük bir iştir ve filmin selametini garantiye almak demektir.

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan 1992 yapımı ‘Fareler ve İnsanlar’, John Steinbeck’in metnini adım adım takip eder ve minik ayıklamalar dışında çizgiden dışarı taşmamaya özen gösterir. Birçok repliğin aynen kitaptan alıntılandığı bu uyarlama, böylesine mükemmel bir metin üzerine ‘ yorum ’ yapmanın gereksiz olduğunu belgeler. Gary Sinise, Horton Foote’un senaryoyu yazarken duyduğu heyecanı beyazperdeye yansıtırken benzer bir duyguya kapılır. Sorumluluğu büyüktür ve bu yükün altında ezilmemek için elinden geleni yapar. Burada aktör olarak filme pek bir şey katamaz ama yönetmen kimliğiyle işin altından kalkmayı başarır. Özellikle John Malkovich’in Lennie’deki müthiş performansından nemalanır, büyük aktörün varlığıyla filmini önemli kılar.
Filmin Steinbeck metniyle ayrışan üç noktası vardır, ki bunlara da keskin ayrımlar demek yanlış olur. Kitapta ‘şirret’ bir karakter olarak çizilen çiftlik sahibinin oğlunun karısı, filmde bir miktar ‘kurban’a dönüştürülür, onun siyahî seyisle yaşadığı aşağılayıcı konuşma kullanılmaz... Hikâyenin sonunda Lennie’nin Clara Teyze’yi (onu büyüten kadın ) ve dev bir tavşanı (kendi evlerinde tavşanları beslemektir Lennie’nin hayali) gözünün önünde George’un sesiyle canlandırmasını da filmde göremeyiz. George’un Lennie için ‘her şey’ olduğunu belgeleyen kısa bir bölümdür bu... Ve son olarak, her şey bittikten sonra işçilerin yaşananları son derece doğal karşıladıklarını gösteren final cümleleri yoktur filmde. Hayatın akışı içinde ‘kanıksanmış’ bir kayıptır Lennie’nin ölümü, her ne kadar George için öyle değilse de...

Not: ‘Fareler ve İnsanlar’ın 1939 ve 1992 yapımı uyarlamalarını DVD formatında raflarda bulmanız mümkün.

FARELER VE İNSANLAR
John Steinbeck
Çeviren: Leylâ Özcengiz
Remzi Kitabevi
2011 (21. baskı), 110 sayfa, 7.5 TL.