Bir intikam fantezisi

Bir intikam fantezisi
Bir intikam fantezisi

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Radikal Kitap'ın 10. yaşını kutladığımız bu sayı için bir de soruşturma gerçekleştirdik: 2000'lerin En İyi Türk Romanı soruşturması. Yazardan yayıncıya, editörden çevirmene 53 kişinin oluşturduğu jüriden, 2000'li yılların en önemli beş romanını seçmelerini istedik... Murat Uyurkulak'ın 'Tol' adlı romanı 53 kişiden 24'ünün oyunu alarak ilk sıraya yerleşti.
Haber: HAKAN GÜLSEVEN* / Arşivi

Uzun lafın kısasını önceden söylemek ve yazıların ilk paragraflarına bakıp bırakma alışkanlığı olan okurlara mesajı iletmek bakımından, ‘Tol’u alıp okuyun, sonra da çıkışı bilboardlar, TV reklamları vs. vasıtasıyla duyurulan, her hafta bir mecmuaya kapak olan, ‘popüler’ konuları ve ‘flaş’ yazarlarıyla ‘best-seller’laştırılan kitaplarla karşılıklı kefelerde bir tartın, demek isterim... 

Şimdi devam edebiliriz...
‘Tol’, ‘Avrupa Birliği’ne uysun’ diye çıkarılan yasalarla serbest bırakılmış bir dilde, intikam anlamına geliyor. Yazar Murat Uyurkulak, o dilin sadece misafiri. Belli ki, ‘tol’u, fonetik bakımdan ‘intikam’a daha yalın, sert ve net bir anlam kazandırdığı için tercih etmiş. Ayrıca sözcükteki üç harf, kitabın üç ana bölümünün başlığı. Harfleri siz dilediğiniz gibi tamamlayabilirsiniz.
‘Tol’ yaklaşık dört yılda tamamlanmış. Dört kuşak ve dört kent, bir roman kurgusunda iç içe geçiyor. Romanda acıma yok; sıradışının olağan fantezilerine ya da sıradanın olağandışı düşlerine konu olabilecek çarpıcı bir intikam öyküsü var. 50’lerden bu yana öldürülen, eziyet çektirilen, teslim alınan, böcekleştirilen tüm kayıp kuşak mensuplarının üzerinde anlaşabileceği bir fantezi bu.
Murat Uyurkulak, insan yaşamlarını öğüten çarklarda yitip giden kurbanlara da, o kurbanların öfkesinin ulaştığı ‘intikam mağdurları’na da aynı acımasızlıkla yaklaşıyor. Kurbanlara acımak yerine, intikamın haklılığını vurguluyor. 

Kentlerin şahsiyeti
İntikam, İzmir’de, Yamanlar Dağı’na bakan bir yetiştirme yurdundan, Diyarbakır’daki ciğerciye, İstanbul’daki musahhihin masasından, Ankara Maltepe’deki ucuz bir otel odasına kadar, ‘dipteki’ türlü mekânlarda büyüyor ‘Tol’un içinde. Murat Uyurkulak, her kentin kaldırım taşlarına sinmiş birer karakteri olduğunu biliyor, onları ücra mekânlarında buluyor, kulaklarından çekip çıkarıyor, berrak tasvirlerle okuyucunun önüne atıyor. Üstelik dört kuşaklık zaman dilimi içinde kentlerin geçirdiği doku değişimini, ki buna çoğu durumda şahsiyetsizleşme süreci demek de mümkün, teşhir ediyor. Evet, teşhir ediyor!
Narin okur için bir uyarı: ‘Tol’, yoksul mahallelerde, ölü evlerindeki yemek bolluğunu gören çocukların, yaşlı nenelerinin ölümünü ‘keşke’lerle beklediği gerçeğini tokat gibi çarpıyor suratınıza. Ezilenlerin, itilenlerin, günlük yaşamlarında ne kadar sefilleşebileceği ve fakat o sefilleşme içinde büyüyen intikamın ne büyük bir değişim gücü taşıdığı anlatılıyor ‘Tol’da. 

İntikam ne kadar haklı?
İşte bu yüzden, ‘Tol’daki öykü pek çok kişide ‘intikam’ı ve biçimlerini sorgulama isteği yaratabilir, hatta kesin yaratır. Tol’la birlikte, ister istemez intikamı bir vaka olarak düşünmek hali zuhur ediyor. İntikam ne vahşi bir duygu! mu?
Bir ‘intikam’ olarak 11 Eylül bombalamaları, karşılığında ‘terörizme karşı savaş’ intikamını doğurdu. İkiz kulelerde ölen yaklaşık 5 bin kişinin intikamı Afganistan’ın yoğun biçimde bombalanmasıyla alındı. Şimdi sırada Irak ‘terörizmi’nin cezalandırılması faslı var. Aslında intikam çok ikili bir vaka. Ne taraf intikam alıyorsa, kendi meşruiyetini kolayca yaratıyor. Bu vakitten sonra meselenin ahlaki boyutunu tartışmanın da bir manası kalmıyor.
Soruna ezen-ezilen ilişkisi çerçevesinde bakan Troçki, ‘kaşarlanmış ahlakçılar’ın, insan hayatının ‘mutlak değer’i üzerine saatlerce nutuk atabileceğini, oysa o ‘mutlak değer’in, başka bir ‘mutlak değer’ konu olduğunda derhal devre dışı kalabileceğini söylüyor. Ardından ekliyor:
“Bugün onların milli kahramanı, en kutsal hak olan özel mülkiyet adına silahsız işçilere ateş açılması için emirler veren bakandır; ve yarın, işsiz kalmış bir işçinin çaresizlikten deliye dönmüş eli yumruğa dönüştüğünde ya da bir silahı kavradığında, şiddetin hiçbir çeşidinin kabul edilemeyeceği üzerine türlü türlü saçmalamalara başlayacaklardır.
Ahlakçı haremağaları ve müritleri ne derlerse desinler, intikam duygusu haklıdır. İşçi sınıfının, olası dünyaların bu en iyisine boş bir aldırmazlıkla bakmamasını sağlayan en önemli ahlaki değerdir.”
Bundan sonra da intikamın biçimi üzerine tartışmaya geçiyor...
Bu fasıldan sonra, Tol için intikamın güncel ve fantastik manifestosu desek sınırları pek zorlamış olmayız. 

Bir dil, bir hayat
Tol’un edebi gücünün, yazarı hakkında, ‘Bu adam şimdiye kadar neredeydi?’ dedirteceği kesin. Ama başka bir şey daha var; Murat Uyurkulak, farklı yaşamların farklı dilleri olduğunu, ya da kullanılan dilin bir yaşamın en can alıcı noktasını oluşturduğunu gösteriyor ‘Tol’da.
Ve elbette bu ‘dip romanı’nda ‘kayıp kuşaklar’ın kendi aralarında bir dil bağı kurabildiği de görülüyor. Belki de kaybedenlerin ortak dilinden söz edilebilir. Hatta ortak puslu bakışlarından, ortak sürüklenmelerinden, ortak intikam fantazilerinden... 

* 4 Ekim 2002’de Radikal Kitap ’ta yayımlanmıştır.