Bir 'işgüzar'ın kaleminden...

Bir 'işgüzar'ın kaleminden...
Bir 'işgüzar'ın kaleminden...

Mehmet Can Doğan

'Şiir Arkeolojisi'nin yazarına imrenmemek, onu takdir etmemek elde değil. Çünkü o, ezberi bozmaya niyetli bir araştırmacı, bir 'işgüzar', bir nevi şiir ortamının rüzgâra göre savrulan yel değirmenlerine karşı Don Kişot
Haber: DİDEM ATAYURT / Arşivi

Tarihin bilindik zamanlarında, malum nedenlerden dolayı saklanan, gizlenen, örtbas edilen ya da tam tersine yüceltilen, göklere çıkarılan olaylar ve kimselerle yüzleşmek hem kuşkunun, hem hatıraya saygının ve biraz da hatırın işidir. Özellikle edebiyat alanında, edebiyat tarihçiliğinin kanonla, kanonun iktidarla ilişkisini bile bile, bilinmeyene ya da yanlış bilineni düzeltmeye doğru yol alma cesareti de az şey değildir. Şimdi, ilk Arap harfli Türkçe roman olarak kabul edilen Şemsettin Sami’nin ‘Taaşşuk-u Ta’lat ve Fıtnat’ının 1872’de yayımlanmasından önce Ermenice harflerle Türkçe yazılan Vartan Paşa’nın ‘Akabi Hikâyesi’nin (1851) örtbas edilmiş olması ve ancak 1991’de Latin alfabesiyle yeniden basımıyla okura ulaştırılmasını hatırlatmamın sebebi, sadece kanon ve iktidarda olanın ilişkisinin göz boyacılığına değil, aynı zamanda Türkiye özelinde konuşarak, edebiyat tarihçiliğinin çoğu zaman kendinden önce yazılmış olanları araştırmadan tekrar etmek, söyleneni onaylamak anlamına geldiğine, bir anlamda yeniden üretimden öteye gitmediğine de dikkat çekmek… Bunu bir kez fark ettikten sonra ‘Şiir Arkeolojisi’nin yazarına imrenmemek, onu takdir etmemek elde değil. Çünkü o, ezberi bozmaya niyetli bir araştırmacı, bir ‘işgüzar’, bir nevi şiir ortamının rüzgâra göre savrulan yel değirmenlerine karşı Don Kişot.
Kendisi de bir şair olan Mehmet Can Doğan’ın kitabı ‘Şiir Arkeolojisi’nden bahsediyorum… Daha önce ‘Şiiraze: Şiirin İç Dikişi Üzerine Yazılar’ kitabında 1980 dönemiyle ilgili yazılarını kendi çalışmalarımda yol gösterici metinler olarak kullandığım Mehmet Can Doğan’ın ‘Şiir Arkeolojisi’ndeki metinlerinin tarihsel perspektifi, II. Meşrutiyet sonrası ve İkinci Yeni aralığını kapsıyor. Bununla birlikte bazı yazılarda divan şiirine bakıldığı da görülüyor. Türkiye’de şiir eleştirisi/incelemesi alanında ve edebiyat tarihçiliğinin tekrardan ibaret olmayan kısmındaki boşluk göz önüne alındığında, yapılan her nitelikli çalışmanın bundan sonrası için bir temel teşkil ettiğini, geleceğe dair bir umut yarattığını, bu çalışmaları bir sıçrama tahtası olarak gördüğümü de söylemeliyim. ‘Şiir Arkeolojisi’; şiir alanındaki akademik çalışma kıtlığının aşılması yönünde bir verim olduğu kadar, tarih hakkında ‘desteksiz atmalar’dan rahatsız olan okurun da içini ferahlatacak bir çalışma. Kitapta toplam otuz bir inceleme yazısı yer alıyor. Her bir metnin yoğun bir araştırmanın ürünü olduğunu söylemek lafügüzaf; zira çok dikkatli olmayan okuyucu dahi sadece dipnotlara bakacak olsa, öne sürülen her iddianın hakkının verildiğini fark edecek. 

Arşivlerin derinliğinde
Doğan, ‘Şairin Meşruiyeti, Şiirin Meşrutiyeti’nde Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul ve Mehmet Âkif Ersoy’un politik konumlanışlarını arşivlere inerek tartışıyor. Murat Belge’nin Tevfik Fikret’le ilgili söylediklerine karşı çıkarken ortaya attığı argüman ve bu argümanı desteklemekte kullandığı nesnel veriler bu metnin en dikkat çekici yanı olarak öne çıkıyor. ‘Şaire Yol Gösterenler!’, 1930’lu yıllarda edebiyat dergilerinde şiirin gideceği yönün çizilmesi isteğinin anketler ve tartışmalar üzerinden anımsanmasını içeriyor. Sabahattin Rahmi Eyuboğlu ile Nurullah Ataç arasındaki ‘öz şiir’; Vahdet Gültekin ile Süreyya Hayret arasındaki şiirde ‘vezin ve kafiye’nin gereksizliği; Hasan Âli Yücel ve Prof. Yusuf Şerif Kılıçel arasındaki şiirin toplumculuğu ve şairin toplumla mesafesi tartışmaları, ilk kaynaklara gidilerek okura hatırlatılıyor. Hemen ardından gelen ‘Şiirin Sağlığı’nda ise 1937’de Ulus gazetesinde “Şiir Ölüyor mu?” sorusuna ‘tanınmış’ şairlerin verdiği cevaplar ele alınıyor ve sağlığı bozulanın şiir değil, şiir üzerine söz alanlar olduğuna dikkat çekiliyor.
‘Şiir Arkeolojisi’ndeki ‘Şiir ve Sürüm’ başlıklı makalede, ‘büyük şairliğe’ açılan yola, başka bir deyişle ‘kanon’u belirleyen etkenlere dikkat çekiliyor. Şairin ‘büyüklüğü’yle ilgili tartışmalardan bir diğeri de, ‘İfrat ile Tefrit Arasında Yahya Kemal’ başlıklı yazıda yer alıyor. Doğan, bu yazıda Yahya Kemal için söylenen ‘Tanrı Şair’ sözünün, Aile dergisinde Yahya Kemal’den düzenli olarak şiirler yayımlamasının, ödülün şairin tutunmasındaki öneminin ve 65. yaş günü için düzenlenen törenler ve bu törenlerin basında tuttuğu yerin Yahya Kemal fenomeninin yaratılmasındaki önemine dikkat çekiyor. Bana kalırsa Doğan’ın Yahya Kemal bağlamındaki bu tespitleri, günümüzün şiir ortamında ‘şair’in büyüklüğüne açılan kapının anahtarını da içeriyor. Nâzım Hikmet’in ‘İlk Şiir Kitaplarına Getirilen Eleştiriler’ ve ‘Serbest Nazım’ başlıklı yazıları ise Nâzım Hikmet’in karşısında ve yanında yer alanların onun şiiriyle ilgili söylediklerini derleyip toparlama konusunda önemli birer belge niteliğinde.
Mehmet Can Doğan’ın İkinci Yeni ile ilgili özgün bir bakışa sahip olduğunu, şairlerin geçirdikleri gelişim ve değişim süreçlerinin farkındalığıyla elini kaleme götürdüğünü söylemek güç değil. Oktay Rifat’ın İkinci Yeni’nin öncülüğüne soyunduğu ‘Perçemli Sokak’ kitabının, dönemin kimi şairleri tarafından yöneltilen eleştirilere rağmen, yeni şiir için nasıl bir dayanak noktası ve tartışma ortamı yarattığının açımlandığı ‘İkinci Yeni’nin Vitesini Değiştiren Kitap: Perçemli Sokak’ makalesi; Doğan’ın Turgut Uyar’ın kitaplarına girmeyen şiirlerini derlediği ‘Yitiksiz’ için yazdığı ‘Muhtemelen ‘Yitiksiz’i; ‘İkindi Üstü’nün reddedilme nedenleri ve Ö. Edip Cansever’den Edip Cansever’e giden yolu ele aldığı ‘Ö. Edip Cansever’in 16-18 Yaş Şiirleri’, ‘İki Kapakta Bir Kitap’, ‘Öncesi de Kalır’ makaleleri, Doğan’ın İkinci Yeni şiirine dair bilgisinin ve uzmanlığının belirginleştiği örneklerden sadece bir kısmı. Dahası Cemal Süreya’nın ‘Üvercinka’ya almak istediği ama arayıp da bulamadığı ‘ilk baş dönmesi’ni yaşatan Üç Adet Yıldız adlı şiiri ve şairin bütün şiirlerinin yer aldığı ‘Sevda Sözleri’ne girmemiş şiirleriyle ilgili iki yazıda... Kitapta dikkatimi çeken ve Cemil Meriç okurlarının gözünden kaçmayacağını düşündüğüm bir yazı da ‘Düzyazıya Kaçış: Şiir Öldü, Yaşasın Cemil Meriç!’. ‘Fethi Naci’nin Şiir Sevgisi’ başlıklı yazıda, Naci’nin şiirle ilişkisinin ‘sevgi’ düzeyinde kaldığı ise yeni bir iddia .
Bunların dışında ‘Şiir Arkeolojisi’, Cahit Sıtkı’nın “Haydi Abbas, vakit tamam/ Akşam diyordun işte oldu akşam” dizeleriyle kime seslendiğini, ‘Abbas’ın kimliğini, “Yaş otuz beş yolun yarısı eder/ Dante gibi ortasındayız ömrün” dizelerindeki ‘tarihi’ yanılgıyı; folklorun şiire, Cemal Süreya’nın kime ‘düşman’ olduğunu ve onun adı üzerinden sağlanan fırsat rantını ve 1948 yılında sadece tek sayı çıkan Meydan dergisinin yayın öncesi ve sonrasıyla ilgili iddiaları öğrenmek isteyen okurları bekliyor. Mehmet Can Doğan, eleştirilerinde ölçüyü hiç kaçırmayan bir yaklaşımla aşırı yoruma gitmeden, nesnelliğin sınırlarını zorladığı, modern Türk şiirinin tarihini yeniden yazmaya kalkıştığı, okuru uyandırmayı istediği, dahası başardığı ve isminin hakkını kesinlikle verdiği yeni inceleme kitabı ‘Şiir Arkeolojisi’nde, edebiyat tarihi yazımında öne çıkmış ve çıkarılmış şairleri ele alıyor. Görünen o ki sadece bu şairler özelinde bile atlanan, unutturulan, unutturulmak istenen, kimilerinin edebiyat tarihine yazılmalarına, kimilerinin de atlanmalarına yol açan incelikler var. Bilinen, tanınan, adları ‘genç’ şairler tarafından sık sık ‘usta’ olarak anılan bu şairlerin kamusal alanı dışında kalan, tarihin izbe yerlerinde kalması tercih edilenler için ya da en azından bundan sonrası için umut vaat eden birileri var: ‘işgüzar’ edebiyat tarihçileri.

ŞİİR ARKEOLOJİSİ
Mehmet Can Doğan
Yapı Kredi Yayınları
2011, 360 sayfa, 22 TL.