Bir kere kazandınız ya...

Bir kere kazandınız ya...
Bir kere kazandınız ya...
Adaletsizliğin yeşerdiği yerde, kazanma duygusundan öte ne barınabilir?
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Yıllar oluyor. Babıali yokuşunun hemen başındaki kırtasiyecilerden birinin vitrininde soluk mavi yatay çizgileri olan bir kitap görmüştüm. Fakültedeki hocalardan birisi mi söz açmıştı ismi bile biraz tuhaf şu Schopenhauer’dan? Sadi Irmak tarafından çevrilmiş bir kitapdı o. İrade Felsefesi. Bu irade meselesi sonradan ve hep ilgimi çekecekti ancak o kitap uzun süre de o vitrinde soldu durdu. İradesine teslim oldu. Oysa ben, ‘Aşkın Metafiziği’ne çoktan başlamıştım. Oradan buradan devşirdiğim ilgilerden bir şey hiç aklımdan gitmemiş, nedense. Annesi de yazar, romancı imiş Schopenhauer’ın. Durmadan kavga ederlermiş. Okuduğum kitapta, annesinin onun şöhretini kıskandığı bile ima ediliyordu. ‘Eristik Diyalektik: Haklı Çıkma Sanatı’nı okurken düşünmeden edemedim. Haklı çıkmak sanatını yazarken özel tartışmalarının da sebebi var mıdır diye? Kimbilir! Fakat burada ilginç olan, haklı çıkmanın bir ‘ sanat ’ olarak sunulmasıdır. Yeni çağa, yeni zamana dikilmiş bir hak hukuk anıtı olma savı mı saklıdır bu ‘sanat’ta? 

Haklılık savaşı
İlk günahtan bu yana egemen söylemin dili, insanın kendi haksızlığı karşısında, haklılığını yeniden kazanma mücadelesine dayanır. Yenilen, haksızlığı da kabul etmiştir çünkü. Öyleyse, ne yapacaktır ebedi yenik olan? Hz. İsa’nın Sezar’ın hakkı Sezar’a söyleminde bile gizlidir bu yeniklik. Haksızlığı kabul ediş. Ya bizim Nasreddin Hoca’nın dili? Herkese birden sen de haklısın demesinde başka, bakılmamış, açılmamış bir dil yok mudur? Herkes birden haklıysa eğer aslında herkes birden de haksızdır, değil mi? Sonra o çağlar başlar. Tabiata karşı, zamana karşı, Tanrıya ve dine karşı, dogmalara karşı, krala karşı. Haklılık savaşı. Soyuta karşı somut bireyin belirişi. Bu savaşın mutlak kazanılıp kazanılmadığı, kazanılıp kazanılamayacağı başka bir konudur lakin, çağımız, ‘Mutlak haklı çıkmak’ la dopdoludur. Artık herkes haklı olmak istemektedir. Herkes haklı olduğuna inanmaktadır. Herkes haksızlığa uğradığını düşünmektedir. Haklı olmak fiil olarak çekildiğinde; Haklıyım, haksızsın, haksız şeklinde uzayıp gitmektedir. ‘Mutlak haklı olan hep ve sadece benim, ben’ söylemi her yeri doldurmuştur. Çağımızda en az duyduğumuz şeydir, ‘haksızım’ demek. Çünkü artık daha çok muhalif, daha çok rakip, daha çok düşman, daha çok adaletsizlik vardır! Haksız olan bir kez daha kovulmuştur cennetten.
Adaletsizliğin yeşerdiği yerde, kazanma duygusundan öte ne barınabilir? Öyleyse, kazanmak, her hal ve şartta mutlak kazanmak gerekmektedir. Ülkü Hıncal’ın çevirisiyle okuduğumuz kitaba, editör kimi aydınlatıcı notlar da eklemiş. ‘Kazanma amaçlı tartışma bilgisi, tartışmaları kazanma sanatı’ demiş editör, Eristik için ve eklemiş; Eris, Yunan mitolojisinde anlaşmazlık tanrıçasıdır. Anlaşmazlık çıkacak ki bir haklı çıkan olsun değil mi? Bu herkesin içinde bir gizli eristik taraf olduğunu mu ima eder tam bilemeyiz.
Fakat herkesin her hal ve şart altında kazanmak istediği ve mutlak galip gelmeyi arzuladığı bir çağı yaşadığımız açık. Gerçek, müzakere, tartışma, tartışarak öğrenme, yenilgiyi kabul etme, yenilginin bile bir erdem olabileceğini kabullenme çağın çok uzağında. 19. yüzyılda yazılmış bir metnin 21. yüzyıla Schopenhauer vasıtasıyla şöylesi bir miras bırakması ilginçtir; ‘Çünkü önemli olan gerçek değil, zafer kazanmaktır.’ (Kendi Silahıyla Vurma) Gerçek hiçtir.
Kızdırma, bir anda çok soru sorma, zafer narası atma, tartışmayı kesme, kendi silahıyla vurma, tribünlere oynama (işte bizde en yaygın yöntem bu), saptırma, laf kalabalığı yapma vs. Haklı mısınız, haklılığınız rakipleriniz tarafından kabul görmüyor mu? Bir de hakkınızı siz kullanın. Yüksek sanatın katında bir kere daha haklı çıkmanın gururunu yaşayın. İster zafer narası atarak, ister saptırarak. Bir kere kazandınız ya, ömür boyu hatta dünya ötesi bile kazanmaya devam edersiniz! Bir de unutmayalım, ‘bir düşüncenin yaygınlığı onun doğruluğunun kanıtı değildir.’ Hile ile gerçekleşse bile bu yaygınlık, böyledir bu. 

Erİstİk Dİyalektİk
A. Schopenhauer
Çeviren: Ülkü Hıncal
Sel Yayıncılık
2012, 85 sayfa, 8 TL.