Bir komplocunun günlükleri

Bir komplocunun günlükleri
Bir komplocunun günlükleri
'Prag Mezarlığı' 19. yüzyıldan çarpıcı görüntüler sunuyor. Yemek tariflerinden kent tasvirlerine, giyim kuşam biçimlerinden ev içi mimarisine, savaşlardan Paris Komünü'ne, kilise ayinlerinden hapishanelere, tarihi şahsiyetlerden dönemin sanatçılarına kadar çok zengin bir malzeme kullanmış Umberto Eco
Haber: A.ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Çağdaş romanın en önemli ve aynı zamanda en renkli isimlerinin başında hiç şüphesiz Umberto Eco gelir. 1932 doğumlu –kendi ifadesiyle, genç- İtalyan yazar sadece romanlarıyla değil, geçmiş çağlara dair kültürel çalışmaları, anlatı yapıları üzerine yazdığı denemeler, incelemeler ve roman eleştirileri ile de entelektüel hayatı zenginleştiriyor. Eco’nun ilk romanı ‘Gülün Adı’ barındırdığı tarihi bilgiler ve ağır felsefi tartışmalara rağmen beklenmedik bir okuyucu kitlesine ulaşmış, romandan uyarlanan filmin de katkılarıyla hem yazar hem romanı dünya çapında bir tanınırlık kazanmıştı. Arkasından gelen ‘Foucault Sarkacı’, ‘Önceki Günün Adası’, ‘Baudolino” ve ‘Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi’ romanlarıyla tarih içerisinde gezinmeyi sürdürdü Eco. Yeni romanı ‘Prag Mezarlığı’nda yine tarihi bir hikâye anlatmış. Eco’yu tanıyanlar için güzel bir süpriz; konu ‘Anlatı Ormanlarında Altı Gezi’ adlı denemelerinde uzun uzadıya üzerinde durduğu –Yahudi katliamına dayanak sağlayan- “Sion Bilgelerinin Tutanakları” adlı metnin hazırlanış sürecine dayanıyor; kötü bir şaka gibi başlayıp korkunç sonuçlar doğuran büyük bir tarihi komploya.
‘Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti’de doğal anlatı ile yapay anlatı arasındaki ayrımı çizmek için her iki anlatı tarzını tanımlayarak söze başlar Eco. Doğal anlatı, gerçekten olmuş, anlatanın olduğuna inandığı veya gerçekten olduğuna bizi inandırmaya (yalan söyleyerek) çalıştığı bir olaylar dizisidir. Hakikati söylüyor gibi yapan ya da hakikati bir kurmaca söylem evreninde söylediklerini öne süren –destan, hikaye, roman gibi- anlatılar ise yapay anlatılar. Ne var ki çoğu zaman doğal anlatılarla yapay anlatılar birbirine karıştırılmıştır. Bu karıştırma işinin en trajik örneği Dumas ve Eugene Sue romanlarına dayandırılan büyük Yahudi komplosudur. Eco, -son olarak Hitler tarafından dillendirilen- Yahudilerin dünyayı ele geçirme planlarını ‘kanıtlayan’ “Sion Bilgelerinin Tutanakları”nın anlatı yapısı ve tarihi kökenleri üzerinde titiz bir araştırma yaparak popüler tarihi romanların insanların komplocu zihniyetini nasıl tetiklediğini ayrıntılarıyla anlatır. ‘Prag Mezarlığı’ romanında komplocuların yöntemini tersine çeviriyor. Bu kez “Tutanaklar”ın gerçek yazılış hikayesini -doğal anlatısını- kurmacaya –yapay anlatıya- uyarlamış.
Roman kahramanını tanıyarak başlayalım: “Yaşını iyi gösteren, dolu dolu yetmiş yedi yaşında (yakışıklı bir adam sıfatını hak edecek kadar şişman) Yüzbaşı Simonini: Adımın önündeki sıfatı dedemin anısına Fransa’da edinmiştim. Garibaldi’nin Binler Seferi diye tanınan harekâtına katılmış olmamla ilgili anılar uydurmuştum, çünkü Garibaldi bu ülkede İtalya’da olduğundan daha çok sevilir ve bu da bana belli bir seçkinlik sağlar. Ben, Torino’da, Torinolu baba ve Fransız (Savoialı, ama o doğduğu sırada Savoia artık Fransızların eline geçmişti) anneden doğma Simone Simonini.” 

Kendi komplonu kendin yaz
Hikâye artık iyice yaşlanmış, belleği zayıflamış Simonini’nin hatıralarını kaydetmesi şeklinde kurgulanmış. Ne var ki tuhaf bir hatıra defteri bu. Çünkü defterin bazı sayfalarında başka bir karakter -Rahip Dalla Piccola- çıkıyor ortaya ve Simonini’nin eksik bıraktığı yerleri tamamlıyor. Birbirleri ile deftere bıraktıkları notlar aracılığıyla haberleşen bu iki adamın aynı evde kalıp birbirleriyle karşılaşmamaları belirsiz. Bu nedenle birbirlerinin ikinci kişiliği olup olmadığından şüphe içindeler.
Şüphe, Simonini’nin kişiliğinin bir parçası. Her şeyden şüpheleniyor, herkesten nefret ediyor Simonini; cizvitlerden, masonlardan, komünistlerden, kadınlardan, İtalyanlardan, Fransızlardan, ama en çok –dedesinin telkinleri sayesinde- Yahudilerden. Aslında diğerlerinden nefret etmesinin ardında onların Yahudilere hizmet ettiği sabit fikri yatıyor. Dedesinden kahramanımıza miras kalan inanışa göre Hristiyanlık karşıtı bütün tahrikler Yahudilerden kaynaklanıyor. Hatta Vatikan’a bile ulaşacak kadar sinsi ve güçlüler. Komünistler zaten Yahudi. Cizvitler, Gül Haçlılar, Templier şövalyeleri, masonlar, illuminati üyeleri,hepsi de Yahudilerin hizmetinde. Kısacası zihni tamamiyle komplocu bir mantığa göre düzenlenmiş. Yetiştiği ortam düşünülürse hiç de şaşırtıcı değil; “Tanıdığım herkes hep gizli bir düşmanın komplosundan korkardı: bu düşman dedem için Yahudiler, Cizvitler için masonlar, Garibaldi yanlısı babam için Cizvitler, Avrupa krallarının yarısı için Carbonari örgütü, arkadaşlarım için rahiplerin kışkırttığı kral, dünyanın polislerinin yarısı için Bavyera İlluminatoları idi ve eminim dünyanın her yanında böyle bir komplo korkusuyla yaşayan çok insan vardı. Buyurun size keyfinizce dolduracak bir form: Herkes kendi komplosunu yazabilir.”
Sonuçta zihniyetini mesleği haline getirecektir Simonini. Önce sahte noter sözleşmeleri oluşturmak, zor bir durum yaratan itirafnaler kaleme almak, birilerinin mahvına yol açacak belge düzenlemekle işe başlayacak, sonra gizli servislerin hizmetine girerek iktidar karşıtlarının karanlık planlarına ilişkin belgeler uyduracaktır. Ancak dönemin ihtiyaçları ne olursa olsun Simonini’nin aklında daima Yahudiler vardır. Her türlü yıkıcı faaliyeti, doğrusu aslı astarı olmayan darbeci planları dönüp dolaşıp Yahudi komplosuna bağlamayı ihtiyat haline getiren Simonini için en önemli esin kaynağı A. Dumas’nın ‘Joseph Balsamo’ ve E. Sue’nin ‘Serseri Yahudi’ romanlarıdır. 

Çifte kodlama
Yaratıcı imgesini üzerinde çalıştığı tarihi gerçeklikten alan Eco’nun hikâyesi kendi başına yol alıyor. Simonini’nin başyapıtını, “Sion Belgeleri Tutanakları”nı yazılış sürecinde yaşanan olaylarla ilerleyen romanda 19. yüzyılın ikinci yarısını kapsayan hikâyede dönemin tarihinden çarpıcı görüntüler izleyeceksiniz. Yemek tariflerinden kent tasvirlerine, giyim kuşam biçimlerinden ev içi mimarisine, savaşlardan Paris Komünü’ne, kilise ayinlerinden hapishanelere, tarihi şahsiyetlerden dönemin ünlü yazar ve sanatçılarına kadar çok zengin bir malzeme kullanmış Eco. Romanın karanlık ve karmaşık komplo teorilerine denk düşen sürükleyici ve esrarengiz kurgusu ise ‘Gülün Adı’na benzer bir polisiye tad katıyor.
‘Genç Bir Romancının İtirafları’nda, Eco hikayenin öncelikle ve en başta kozmolojik bir mesele olduğuna inancını, ve bu inanca titizlikle uyduğunu belirtiyordu; “...bir şey anlatmak için bir tür yarı-tanrı gibi başlarsınız işe; bu yarı-tanrı, içinde tam bir güven duyarak hareket edebilmeniz için olabildiğince kusursuz olması gereken bir dünya yaratır.” O dünyanın yaratılması için gereken bir diğer koşul mekânların eksiksiz tasviridir. Bir dünyayı bütün ayrıntılarıyla birlikte kuran yazar, her şey gözleri önünde duracağı için onu nasıl tasvir edeceğini de bilir. Bu belli bir imgeyi onu hiç görmeyenlerin bile sanki karşılarındaymış gibi görebilecekleri kadar özenle, bütün ayrıntılarıyla betimlemek anlamındadır. Böyle bir roman anlayışından hareketle, ‘Prag Mezarlığı’nda her şeyi özenle ve ayrıntılarıyla aktarıyor okuyucuya. Büyük bir arşive dayanan olağanüstü malzemesinin de yardımıyla kurduğu dünyanın içine çekiyor, bu dünyayı bildik, tanıdık bir hale getiriyor.

Kusursuz bir kurmaca dünya
‘Genç Bir Romancının İtirafları’nda “...yazar belli bir anlatı dünyası kurduktan sonra sözcükler arkadan gelir ve o özel dünyanın istediği sözcükler olurlar” diye devam etmişti. Gerçekten de ‘Prag Mezarlığı’nda dil ile anlatı arasında büyük bir uyum var. Komplocu zihniyetin parodisi niteliğindeki romanda, özellikle kahramanının zihninden geçenleri sergilerken, ironik bir dil kullanıyor.
Diğer romanlarındaki gibi, yine çifte kodlama tekniğiyle yazmış. Eco’ya göre ‘çifte kodlama’, metinlerarası ironinin, üstü kapalı olarak başvurulan üst-anlatıyla birlikte eşzamanlı kullanılmasıdır. ‘Prag Mezarlığı’nda da hem başka tanınmış metinlerden doğrudan alıntılama yapıyor ya da onlara anlaşılır sayılabilecek göndermelerde bulunuyor hem de doğrudan okura hitap ettiği bölümlere metnin kendisinden doğuyor düşünceler. Eco’nun romanlarını çekici kılan, çifte kodlama dediği yöntemin yardımıyla çok katmanlı okumalara açık olmaları. Böylelikle bilmiş okurla kendisi arasında bir tür sessiz suç ortaklığı kurmayı amaçlar.
Gerçek tarihi şahsiyetlere, olay ve belgelere ve akıl almaz ama yaşanmış bir komplo sürecine dayanmasına rağmen kusursuz bir kurmaca dünya bulacaksınız ‘Prag Mezarlığı’nda. Batılı okurlar belki sadece tarihin garip bir cilvesi olarak algılayabilirler. Oysa yıllardır her siyasi olayın bir komplo teorisine, aslında gerçekten de bir komploya, uydurulmuş bir belgeye, düzenlenmiş bir telefon konuşmasına dayandığı Türkiye ’de, Simonini tipi ve icraatları hiç de olağanüstü sayılmaz. Medyaya baktığımızda her gazete köşesinde, her TV haber programında iktidar sahiplerine belgeler üreten Simoniniler görmüyor musunuz?

PRAG MEZARLIĞI
Umberto Eco
Çeviren: Eren Yücesan Cendey
Doğan Kitap
2011
496 sayfa, 28 TL.