Bir sepetin içinde buldum seni

Bir sepetin içinde buldum seni
Bir sepetin içinde buldum seni
Belçikalı yazar ve çizer Gabrielle Vincent'in 1980'lerin başında yarattığı Ayıcık ile Farecik'in, yaş, cinsiyet, tür ve diğer farklılıklarına rağmen kurdukları sevgi dolu dünya çocuklara çok şey söyleyecek
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Hepimizin ağzımıza sakız ettiğimiz, ancak anlamını yitireli de çok olmuş değerleri, o değerlere yakışır bir incelikle hikâyeleştiren kitaplar; sevginin, fedakârlığın, karşılık beklemeden vermenin ve diğer birçok güzel eylemin anlamını hangi yolda düşürdüğümüzü bize düşündürecek, bizi kendimize getirecek kitaplar bugünlerde kıymete binmeyecekse ne zaman binecek acaba! Altı kitaplık Ayıcık ile Farecik’in Maceraları serisi bana ilk önce bunu düşündürdü.
Yağmurlu bir günde bir sepetin içinde terk edilmiş halde bulduğu, kimselerin, anlaşılan o ki anne babasının bile istemediği Farecik’i, cüssesi kadar kocaman yüreği sayesinde bağrına basan, hayatına sokan Ayıcık ile, terk edilmişliğini bile olumlu bir duyguya çevirip olgunlukla kabullenebilen, tam da küçüklüğünden, çocukluğundan beklenecek bir dobralık ve sevimlilikle davranan Farecik’in maceralarında, görmeyen gözler ve yürekler için bile çıkarılacak çok dersler var. Bir kere serinin her cildi bir sanat eseri gibi çalışılmış görsel açıdan. Ayıcık’ın kocamanlığından akan o güzelim sıcaklık, Farecik’in tepinirken bile baştan ayağa sevimli oluşu, her desenden fırlayan ayrıntılar, yan karakterlerin sayfadan az sonra fırlayacakmış gibi bir gerçeklik taşımaları, bu güzelim altı hikâyenin bile eline su dökecek nitelikte. Serinin yaratıcısı, hem yazarı hem de çizeri olduğundan, sanırım bunu söylemekle haddi aşmış olmuyorum.
Belçikalı yazar ve çizer Gabrielle Vincent’in 1980’lerin başında yarattığı bu ikilinin, yaş, cinsiyet, tür ve diğer farklılıklarına rağmen kurdukları sevgi dolu dünya , birbirlerinin duygu dünyalarını anlama gayretleri, bir arada geçirdikleri her tür zamanı kıymetli becerileriyle çocuklara bugün de, gelecekte de söyleyecek güzel sözleri var, bu kesin.
İlk kitap ‘Ben Nereden Geldim’ ikilinin tanışma hikâyesine odaklanmış; dolayısıyla hayli dokunaklı bir hikâye, ama duygu sömürüsüne kesinlikle yüz vermiyor. Farecik’in pek kıymetli bez pengueni Bebecik’i kaybetmesi üzerine, dünyanın en güzel oyuncaklarını bile gözünün görmediğini anlatan ‘Bebecik Kayboldu’ ise, okuyucuya muhakkak ki tanıdık gelecek hüzünlü, komik bir konuyu ele alıyor.
‘Amerika’dan Gelen Teyzecik’ ise sevmediği en az bir akrabası olan her çocuğun, bu ‘ayıp’ta bir haklılık payı olabileceğini, bu ayıbın aslında yapılabileceğini göstermek için anne babasıyla ısrarla paylaşmak isteyeceği bir öykü olabilir pekâlâ. Ayıcık’ın sürpriz yılbaşı partisini konu edinen ‘Yılbaşı Ağacı’ adlı hikâye ise, tercihlerimizi her zaman bize ‘güzel’ olarak sunulan klişeden yana yapmak zorunda olmadığımızı, güzelin kişiden kişiye değişebileceğini, bazen yamuk yumuk ve minicik bir çam ağacının dünyanın en güzel yılbaşı ağacına dönüşebileceğini, kalabalıklarla birarada olmak kadar baş başa kalmanın da güzel bir yanı olduğunu ortaya koyan bir hikâye. ‘Ormandaki Kulübe’ye ne demeli! Bizimkilerin ormanda bir tür oyun evi olarak inşa ettikleri kırık dökük kulübeyi bir evsizin geçici bir süre için sahiplenmesini anlatan bu öyküde, Farecik’in önceleri bu duruma canı sıkılsa da, bu beklenmedik misafire yiyecek, giyecek götürmesi, bu iyiliğinin tatlı teşekkür notları ve şekerlemelerle ödüllendirilmesi bir yana, Ayıcık’ın yaptıkları bütün o yardıma karşılık o evsizin karşısında “Sana ben yardım eli uzattım” diye dikilmemesi de anlamlı. Vincent’in yarattığı bu iki kahramanın hikâyelerini, kütüphanelerinin rafına yerleştirmeyecek çok az çocuk vardır. Biz yetişkinler kendi derdimize yanalım.

AYICIK İLE FARECİK’İN MACERALARI
Gabrielle Vincent
Çeviren: Füsun Önen Pinard
Yapı Kredi Yayınları
2011, 6 kitap her biri 28 sayfa ve 8 TL.