Bir sömürgecilik ütopyası mı?

Bir sömürgecilik ütopyası mı?
Bir sömürgecilik ütopyası mı?
Francis Bacon'ın ünlü ütopyasında, gemiyle çıktıkları yolculukta kaybolan bir grup Avrupalı gizemli bir adaya rastlar: bilim ve aklın egemenliğindeki 'Yeni Atlantis'te zamanlarını çeşitli doğabilimlerini uygulayarak geçiren insanlar yaşamaktadır
Haber: KAYA GENÇ / Arşivi

Bu konudaki görüşleri sorulduğunda, pek az kişi hayallerindeki ideal düzeni mikroskoplarına gömülmüş doktorlardan ve kendini doğadaki çeşitli böcek türlerini tasnif etmek üzere çalışmaya vermiş doğabilimcilerden oluşan bir yer olarak tarif eder. İnsanın zamanını sahilde uzanıp günün çeşitli bölümlerinde kestirerek, bir kitabın sayfalarını ondan faydalanmayı düşünmeden çevirerek, balık tutup şarkı söyleyerek geçirdiği bir toplum çok daha sevimli görünür bize. Ancak Francis Bacon’ın 1626 yılındaki ölümünden bir yıl sonra edebi vârisi Dr. Rowley tarafından İngilizcesi yayımlanan ‘Yeni Atlantis’ ütopyasında bunlara yer yoktur. Kitapta tarif edilen, kâşif Columbus’un ve mucit Gutenberg’in heykellerinin dikildiği Bensalem, Pasifik Okyanusu’nda Peru yakınlarında gizemli bir bölgedir; mürettebatı Avrupalılardan oluşan bir gemi yolunu şaşırıp buraya geldiğinde Bensalem adasının sakinleri onları mutlulukla karşılayıp bu kafası karışık insan sürüsüne bilim dolu bir yaşantının güzelliklerini vaaz etmeye koyulurlar. Bensalem’de toplumsal hayat , büyük bir tesadüf eseri, kitabın yazarı Francis Bacon’ın bilim üzerine görüşleri çerçevesinde düzenlenmiştir. Novum Organum’da dile getirdiği yöntem, doğa fenomenlerinin incelenişi sırasında izlenecek bilimsel ilkeleri açıklar ve doğanın incelenişini daha kesin ve faydalı kılacak yöntemleri yasalaştırmayı önerir. Bensalem’in bilimle ilgilenen sakinleri, adanın Salomon’s House denilen bilim kurumunda bir araya gelip Bacon ilkelerine göre doğayı tasnif ederler. Bu durum bir edebiyat eleştirmeninin, diyelim ki Bahtin’in bir roman yazarak burada karakterlerin en çok diyaloji ve karnaval üzerine konuşurken mutlu olduklarını anlatmasına benzer; yazar, herhalde Tanrı gibi, mutluluğun kendisinden kaynaklandığını göstereceği bir otorite konumunda mutlulukla oturmaktadır. 

Francis Bacon ‘Shakespeare’!
‘Yeni Atlantis’in altbaşlığı onun hakkında bize çok şey söylemektedir: ‘Bitmemiş Bir Yapıt’. Bacon’ın 1623 yılında yazdığı tahmin edilen ‘Yeni Atlantis’in çevresinde yazarının yaşadığı sıkıntıların izlerinin dolaştığını hissederiz. İki yıl önce 1621’de Bacon’a parlamentonun oluşturduğu bir komite dava açmış, Kral James döneminde İngiltere’nin başyargıcı olan Bacon birkaç günlüğüne olsa da Londra Kulesi’ne atılmıştı. Devletteki konumunu kötüye kullandığı, rüşvet olarak değerlendirilebilecek biçimde çeşitli kişilerden gelen hediyeleri kabul ettiği söylenmiş ve bu suçlamaların gerçek olduğu yönünde bir kanaat oluşmuştu; devlet hayatında yaşadığı bu sıkıntılar sonucunda 60 yaşındaki Bacon yalnızca yazmakla uğraşmak üzere kamusal hayattan çekildi. Daha sonra Royal Society’nin kuruluşuna ilham verecek olan Salomon’s House’u ve Bensalem’i de bu dönemde hayal etmişti; ilk olarak 1624’te Latince olarak yayımladığı kitabının düz ve ekonomik anlatımı Shakespeare’in yine bir ada çevresinde geçen ‘Fırtına’sından çok Defoe’nun ‘Robinson Crusoe’suna yakındır; Shakespeare diye birinin yaşamamış olduğu ve onun bütün yapıtlarını Francis Bacon’un takma isimle yazdığı yolundaki kuramı düşündüğümüzde ‘Yeni Atlantis’ bize Shakespeare’in yazarlığını onaylayan ipuçları verir. Adadaki Yabancılar Evi’nde bekletilen yolculara öncelikle Hıristiyan olup olmadıkları sorulur ve kırk gün boyunca kimsenin kanını ister yasal ister yasadışı bir biçimde dökmemiş kişiler olduklarını ve korsanlıkla alakalarının bulunmadığını kanıtlamaları istenir. Gemi halkından altı kişiyi daha sonra adada gezdirdiklerinde buranın güzel sokaklarla, medeni insanlarla dolu bir yer olduğunu anlarız, kollarını hafifçe yana açarak onlara hoşgeldiniz diyen ada sakinleri daha sonra kendi ütopik işlerine doğru yürümeye devam ederler. Mavi tuğlalarla örülmüş Yabancılar Evi’nde bekleyen toplam 51 kişilik gemi ekibine daha sonra güzel bir akşam yemeği servis edilir. Elma suyu, şarap ve güzel yiyeceklerle ekmekleri mideye indiren Avrupalılara bir de bunları güzelce sindirsinler diye gri ve beyaz renklerde haplardan oluşan bir kutu verilir (hapların işlevleri konusunda bir ayrım yapılmamıştır). 

Hayalgücünün zaferi
Yunusun karnından çıktığında kendini yapayalnız bulan Yunus Peygamber gibi çaresiz olan Avrupalılar, ada halkının sevgisini kazanmak amacıyla artık yalnızca iyilik yapmaya karar verirler. Ütopya fikrinin kendisinin dahi insanları ütopik davranışlara yönelttiği yönünde bir ima vardır burada. Üzerine masmavi kıyafetler, beyaz bir sarık ve kızıl bir haç giymiş olağanüstü derecede renkli bir Hıristiyan rahip onlara altı hafta boyunca adada kalabileceklerini anlatır ve pek çok tatlı sözün ardından özel bir izin almadan şehrin duvarlarından içeriye asla girmemeleri konusunda onları uyarır. Bensalem adasının kuruluşunun ve Hıristiyanlaşmasının anlatıldığı bölümde, aniden denizin ortasında bir sütun biçiminde yükselen ışık oldukça gizemlidir ve olayı incelemeye giden ada halkının ışığın olduğu yerde bulduğu ufak gemide Eski ve Yeni Ahit’in yer aldığı bir kitap olması bu mucizenin kitap kurdu bir güç tarafından gerçekleştirdiğini ele verir. Hıristiyanlığın, Terminatör filminde ışıklar içinde Amerika’nın karanlık bir bölgesinde beliren robotlar gibi adaya girişi başlı başına Bacon’ın hayalgücünün bir zaferidir. Joabin adlı bir tüccarla karşılaştıklarında yaşananlar da kitabın büyük ölçüde Edward Said’in tarif ettiği “Batılı zihnin tasarımları” çerçevesinde düşünülmesi gerektiğine işaret eder. Sünnetli olduğu ilk bakışta anlaşılan bir ‘şark’ figürü olan Joabin, Avrupalı karakterlere adadaki ilginç adetleri anlatmaya başlar ve ‘Adem ile Havva havuzları’ denilen yerlerde bir erkeğin bir kadınla birlikte çıplak yüzebilirken yanına bir başka erkeği, bir kadının da bir başka kadını alabileceğini ve bu tür ilginç ayrıntılarla dolu başka adetleri anlattıktan sonra onları adanın hükümdarına devreder. 

Heykelin gölgesinde
Pelerini içinde arzı endam eden hükümdar İspanyolca konuşmaktadır ve bütün zamanını doğanın incelenmesine adayan kişilerden oluşan ideal toplumu nasıl kurduklarını anlatarak Avrupalılara önemli bir ders vermiş olur. Sahip oldukları çeşmeler, kuyular, bahçeler, bereketli meyve ağaçları, çeşitli narin hayvanları sakladıkları parklar, hayvan çiftlikleri, fırınlar, şarap üretim merkezleri, eczaneler ve çok çeşitli ışık gösterilerinin yapıldığı eğlence kurumlarıyla bu dünya bize pek de ütopik gelmez. Bunlardan çok, her tür geometri ve gökbilim enstrümanının sergilendiği ‘matematik evi’ni ve hokkabazlığa, sihirbazlıkla yanılsamalar üzerine kurulu eğlencelere önem veren yanılsama evlerini daha yaratıcı ve ilginç buluruz.
Columbus’un heykelinin gölgesinde, Gutenberg’in matbaasının da yardımıyla bütün Amerika kıtasının Hıristiyanlaşması hayalleriyle yazılmış ‘Yeni Atlantis’, en çok zevk almaya başladığınız anda biten bir içecek gibi, kendi sırlarını en yoğun biçimde anlattığı bir bölümün ortasında sona erer. Peru’dan yola çıkan Avrupalı yolcularımız orada yaşamaya devam etmek yerine geri dönmüş olsa gerektir, böylece biz de onların yaşadıklarını okuma ayrıcalığına kavuşuruz. Coğrafya, bilim, tasnif sistemleri, keşifler ve sömürgecilik veciz ve renkli bir ütopya formunda içiçe geçer, geçmişin kuruluşunun kritik anlarından birinden bize bugünün kuruluşunun biçimleri üzerine gizli ve benzersiz bir bilgi sunarlar. Yine de insan, bu İngilizlerin adada böcek ve bitki türlerini tasnif etmekten daha eğlenceli işler bulacak kadar zevk sahibi olduklarını düşünmeden edemiyor, sahi ‘Yeni Atlantis’te neden kimse keman çalmıyor?

YENİ ATLANTİS
Francis Bacon
Çeviren: Hamdullah Benzer
Arya Yayıncılık
2011, 80 sayfa, 6 TL.