Bir taşra doktorunun güncesi

Bir taşra doktorunun güncesi
Bir taşra doktorunun güncesi
'Usta ile Margarita'yla tanınan Bulgakov'dan bir öykü seçkisi: 'Bir Köy Doktorundan Öyküler'. Başkahraman olan doktor, Muryovo'da, iki-üç hemşirenin hizmet verdiği hastanede kendi deneyimsizliğiyle baş başa kalıyor
Haber: TUĞBA ERİŞ - teriste@gmail.com / Arşivi

Dünya edebiyatında doktorlukla yazarlığı iç içe geçirmiş yazarların sayısı çok değildir. En tanınmışlarından biri kuşkusuz Anton Çehov. Aleksey Suvorin’e 1888 tarihli mektubunda, “Doktorluk karım, yazarlıksa metresim” diye yazması boşuna değil. Kırk dört yıllık yaşamına onlarca oyun ve öykü sığdıran Çehov, Tolstoy’un deyişiyle “kendine özgü bir ekol”dü... Doktor yazarlar arasında bir başka Rus yazar daha var: Mihail Bulgakov. Yirminci yüzyılın en önemli romanlarından biri kabul edilen ‘Usta ile Margarita’yla tanınan Bulgakov’dan bir öykü seçkisi ‘Bir Köy Doktorundan Öyküler’ adıyla yayımlandı.
Sovyet Rusyası’nda doktorluk yapan, 1920’de doktorluğu tamamen bırakıp kendini yazarlığa veren Bulgakov, devrimin ilk yıllarında ve özellikle Stalin döneminde sansür nedeniyle çok sıkıntı çekti. Yapıtlarının çoğunda Sovyet bürokrasisini eleştiren ve bu nedenle Sovyet otoriteleriyle karşı karşıya gelen Bulgakov’un, Stalin’in 1953’deki ölümüne dek birkaç öyküsü dışından hiçbir yapıtı yayımlanmadı. Fantastik kurgusu, keskin kara mizahı ve gerçeküstü öğeleriyle başyapıtı kabul edilen ‘Usta ile Margarita’ ilk kez ölümünden yirmi altı yıl sonra, 1966’da seksen sayfası sansüre uğrayarak yayımlandı. 

Gerçekçi öyküler
‘Bir Köy Doktorundan Öyküler’deki üç öykü kurgusal olduğu kadar özyaşamöyküsel öğeler de taşıyor. Motorlu araçların, telefonun ve elektriğin olmadığı Muryovo’da, yalnızca bir doktorun ve iki, üç hemşirenin gece gündüz hizmet verdiği hastanede kısıtlı olanaklarla ve hasta yakınlarıyla olduğu kadar kendi deneyimsizliğiyle de baş başa kalıyor başkahramanımız olan doktor. Tam da bu nedenle genel bir tedirginlik ve yer yer de karamsarlık hâkim ruh haline: “İnatla ve mutsuz bir halde, ‘Hata bende değil,’ diye tekrarladım kendi kendime. ‘Üstün dereceyle mezun oldum. Buraya gönderilmeden önce, yeni mezun bir doktor olarak mesleğe yardımcı pratisyen düzeyinde başlamak istediğimi onlara söyleyen ben değil miydim? Ama hayır, yalnızca gülümsemişler ve, İşin içine girince ne yapman gerektiğini bilirsin, demişlerdi. İşte, şimdi ne yapmam gerektiğini bilmek zorundaydım. Peki, ya bir fıtık vakası gelirse? Haydi söyleyin bakalım, içinde bulunduğum o durumda ne yapacağımı nasıl bileceğim? Bir de şu var: Ben muayene etmeye kalktığımda fıtık vakası neler hissedecek? O bilecek mi öteki dünyada ne yapacağını?’ Bunu düşünmek kanımı dondurdu.”
Başkahramanımız genç görünmesine de kafayı takarak hâlâ tıp öğrencisi olduğunun sanılması olasılığına karşı gözlük kullanmayı, yavaş ve ciddi konuşmayı, üniversiteden yeni çıkmış gençler gibi koşmayı değil, yürümeyi düşünecek kadar da takıntılı. Çevresindekilere soğukkanlı, deneyimli görünmeye çalışsa da korkunun, yorgunluğun, tedirginliğin etkisiyle sürekli kendi kendine konuşuyor, isyan ediyor. En çok korktuğu fıtık vakası olmasa da karşısına gelen ilk vakalar, sol bacağını keten lifi makinesine kaptırmış bir köylü kızı ya da difteriye yakalanmış bir çocuk oluyor. Bir yanda kızının ölmemesi için her şeyini vermeye hazır bir babanın duygusal baskısı ya da tedavi için gerekli olsa da kızının boğazının kesilmesini istemeyen bir anneannenin feryatlarıyla uğraşırken, bir yanda da deneyimsizliğinin doğurduğu kuruntularla baş etmek zorunda kalıyor başkahramanımız. İçinden hastaların sedyede ölmesi için dua ederken ağzından çıkanlara kendisi de şaşıyor: “Durum şu: Geç kalınmış, kızcağız ölümle pençeleşiyor. Yapacak tek şey var, o da ameliyat.”
‘İşlemeli Havlu’ ve ‘Çelik Nefes Borusu’ başkahramanımızın her gün karşılaştığı yeni sorunlar ve hastalıklar karşısındaki tedirginliğini, içten ve merak uyandırıcı bir anlatımla ortaya koyduğu gibi, hasta yakını köylülerin cehaletiyle doktorun talimatları arasındaki gerilimi de başarıyla veriyor. Kar fırtınalarıyla olduğu kadar dostluk ve minnetle dolu sıcak ve candan öyküler bunlar. 

Bir doktorun vicdanı
‘Katil’ ise Kiev’de 1919 yılının kışında geçen bir hikâyeyi anlatıyor. Başkahramanımız olan doktorun arkadaşı Doktor Yaşvin’in gözünden anlatılan ve arka planında Sovyet devrimi sonrası Ukrayna’da, devlet adamı Semen Petlyura’nın Yahudilerin çoğunlukta olduğu birçok insanı öldürdüğü dönemi anlatan bir öykü bu. Kahranımızın, çok iyi bir öykü anlatıcısı olduğunu düşündüğü Doktor Yaşvin, doktorun bakımındaki hastanın ölmesinin cinayet mi şanssızlık mı olduğu üstüne yapılan bir sohbette altı yıl önce yaşadıklarını anlatmaya başlıyor. 1919’daki çarpışmadan kaçmayı planlarken, komutan Petlyura’nın katliamlar yapan ordusuna sağlık hizmeti vermek üzere çağırılıyor Doktor Yaşvin. Çektiği işkenceye daha fazla dayanamayan bir tutuklunun saldırısıyla yaralanan Albay Leşçenko’nun karşısına çıkarılıyor. Bir katili tedavi edip etmemek arasında bocalarken kocası öldürülen bir kadının feryatlarıyla vicdan muhasebesine girişiyor: “Sen de doktor olacaksın! ... Ne alçak bir adamsın... Üniversitede okumuşsun, sonra gelip bunun gibi cani bir domuzu tedavi ediyor, güzelce yarasını sarıyorsun! Bu adam yüzlerine vura vura insanları çıldırtıyor, sen gelmiş yarasını sarıyorsun!” Albay Leşçenko kadına işkence yapılması için emir verdiğinde doktorluğuna karşılık insanlığı ağır basan Doktor Yaşvin, albayın vücuduna altı kurşun sıkıyor, sonuncusunu da kendisi için saklayıp kaçmayı başarıyor. Kiev’e döndüğündeyse Bolşeviklerin geldiğini, Petlyura’nın kaçtığını ve kentte devrim komitesinin kurulduğunu görüyor.
Bulgakov’un, Moskovalı bir cerrahın bir sokak köpeğini evine alıp ölmüş bir adamın testisleriyle beyninin bir kısmını naklederek tehlikeli bir insan-hayvan yarattığı Köpek Kalbi ile Sovyet Rusyası’na şeytanın yaptığı geziyi anlatan ‘Usta ile Margarita’daki gerçeküstü üslubu, aynı dönemde yazdığı bu öykülerinde farklılaşıyor. ‘Bir Köy Doktoru’ndan Öyküler’ Bulgakov’un fantastik anlatımına alışkın okurların, onun gerçekçi ve yalın anlatımıyla tanışması için de iyi bir fırsat.

Kitabını göremedi
Kiev Üniversitesi’ni 1916’da bitiren Bulgakov, on sekiz ayını Muryovo’daki taşra hastanesinde geçirdi. Devrim öncesi yaşanan seferberlik nedeniyle sağlık görevlisi açığını gidermek için taşra hastanelerine atanan yeni mezun doktorların yaşadığı sıkıntılar, 1920’lerin başında yazdığı ve doktorluk yıllarını anlattığı öykülerine konu oldu. 1925-1927 yıllarında yayımlanan bu öyküleri ‘Notes of a Young Doctor’ (Genç Bir Doktorun Notları) adıyla kitaplaştırmayı düşünse de bunu kendi sağlığında göremedi. 

BİR KÖY DOKTORUNDAN ÖYKÜLER
Mihail Bulgakov
Çeviren: Haluk Erdemol
Notos Kitap
2011
80 sayfa
18 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    kitap

    ,

    Doktor

    ,

    Oyun

    ,

    Çocuk

    ,

    Fırsat

    ,

    Köy