Bir yanı 'Ege' bir yanı 'Yaşlı Ejderha'

Bir yanı 'Ege' bir yanı 'Yaşlı Ejderha'
Bir yanı 'Ege' bir yanı 'Yaşlı Ejderha'

Nazlı Eray ve Metin And

'Tozlu Altın Kafes'te, Nazlı Eray'ın yüreğine oldukça derin bir çentik atmış olan ilk aşkı Ege ve yıllar sonra evlendiği Metin And'la ilgili anılar iki koldan akıyor
Haber: IRMAK ZİLELİ irmakzileli@gmail.com / Arşivi

Nazlı Eray, ‘Tozlu Altın Kafes’ isimli anı kitabına başlarken şöyle diyor: “Anılarımın bir bölümünü kaleme alırken, kimi anılarımın, yaşantımın bazı bölümlerinin geri çekilip saklandığını gördüm. Zorlamadım onları.” Sonra da şu cümlelerle noktalıyor bu ‘giriş’i: “Benim size aktardığım anılar, güneşli bir sabah vakti bir iç odanın kalın tül perdesinin bir ucu hafif kaldırıldığında içeriye sızan ışık huzmeleri gibi...” İki vurgu da Nazlı Eray’ın ‘Tozlu Altın Kafes’inde nelerle karşılaşacağımızın ipucunu veriyor. Bu anlatı, ‘dört başı mamur’ bir biyografi değil. Doğum yeri ve yılıyla başlayıp, nasıl bir aileye sahip olduğunu anlatarak devam etmiyor Nazlı Eray. Hangi okullarda okuduğu, hayatına sırasıyla kimlerin girdiği, çocuklarının ne zaman doğduğu, yazmaya nasıl başladığı, ilk kitabının ne zaman, hangi yaynevince basıldığı türünden bilgiler yok. Yaşadığı döneme ilişkin öyle elle tutulur bir tanıklıktan da söz edilemez. Peki tüm bunlar yok ama ne var?
Kitap , ‘Yaşamımdan Anılar’ altbaşlığını taşıyor. Nazlı Eray, bugünden geçmişe şöyle bir baktığında gözüne ilişenleri dökmüş kâğıda. Kuşkusuz, başka anıların değil de bu okuduklarımızın gözüne ilişmiş olması boşuna değil. Demek en azından ilk elde, en çok iz bırakan onlar. Bu anıların öne çıkmış olması, ötekilerin ‘geri çekilip saklanması’, şimdiki Nazlı Eray’ın duygu dünyasını da yansıtan, ayrıntılarını bilemediğimiz bir başka gerçeği ifade ediyor olmalı aynı zamanda. ‘Tozlu Altın Kafes’te, Nazlı Eray’ın yüreğine oldukça derin bir çentik atmış olan ilk aşkı Ege ve yıllar sonra evlendiği Metin And’la ilgili anılar iki koldan akıyor. Nazlı Eray, iki ilişkiyi de hem bugünden, hem de yaşandığı günden bakarak yansıtıyor kitaba. Nasıl mı? Okur, kâh 2010 yılında Galata’da bir kafenin terasından İstanbul’a bakarken gidiyor o günlere, kâh eski defterlerden okuyor yaşananları. Nazlı Eray, o terastan kitabını ithaf ettiği İstanbul’u seyrederken, çoğunlukla Ege’yi, ona olan aşkını, olayları, Ege’nin yalanlarını, duyduğu acıyı hatırlıyor. Bölük pörçük, oldukça da flu olan bu anılar bir süre sonra yetmez oluyor. Daha, daha fazlasını bilmek, hatırlamak istiyor Eray. Okur da onunla birlikte merak ediyor; Ege ne oldu, ilişki neden ve nasıl bitti? Ve daha önemlisi, yıllar sonra hatırlananlar ne ölçüde yansıtabiliyor gerçeği. Zamanın süzgecinden geçen ve bize ulaşamayan tortularda neler var? Böylece Eray, yıllardır saklı duran hatıra defterinin üzerindeki tozu silip açıyor kapağını. Ve okurunu on sekiz yaşındaki Nazlı’yla buluşturuyor. Onun naif sözcükleriyle. Aşkın üzerine sünger çekilmemiş haliyle... Bu ikili anlatım bize, zamanın neleri değiştirebildiğini, hatta bozabildiğini, hafızanın bize ne tür oyunlar oynayabildiğini de gösteriyor. 

Metin And: “Yaşlı Ejderha”
Metin And’lı yılları da başlangıçta bugünden bakarak anlatıyor Nazlı Eray. “Yaşlı Ejderha” dediği Metin And’la ilgili ortaya çıkan, bir Mavi Sakal imgesi. Büyülü. Gizlerle örülü. Tuhaf. Sigara yanıklarıyla dolu bir koltukta saatlerce oturup, iki ayrı televizyon ekranından aynı anda ilüstrasyon gösterileri izleyen bir adam. Evinin duvarları türlü maskelerle dolu. Salona her adım attığınızda, komodinin üzerinden size bakan, Polonya toplama kampından getirilmiş, şimdi lamba görevi gören bir kurukafa. Onun gözlerinden, dişlerinin arasından sızan ışık, o ışığın yansıttığı kadarıyla bir ‘gerçeklik’. Böyle bir atmosferin içinde ‘cin’e benzetilen bir adamla, onun ‘tozlu altın kafesi’ne hapsedilmiş bir kadın ... Nazlı Eray, romanlarında bizi karşılayan büyülü anlatımını buraya da taşıyor. Geçmişini hikâyeleştiriyor. Yeniden kurguluyor. Kuşkusuz gerçekleri bozmadan. Ama bir romancıya yakışır biçimde. Sonra başka bir hatıra defteri çıkıyor ortaya. Onun sayfalarında, bu kez de ‘yaşlı ejderha’lı yılları, günü gününe okuyoruz. Tuhaf bir imge parçalanması. Mavi Sakal (ya da Eray’ın deyişiyle “Yaşlı Ejderha”) bir anda, insana dönüşüyor. Tuhaflıklarını tümden yitirmeden. Bu kez zamanın yarattığı hafıza oyunlarının ötesinde bir şey var burada: Nazlı Eray’ın romancılığı...
Eray, anılarını bir romanını kurgular gibi yazmış. Olmayan şeyler anlatmış demiyorum ama okurda bir romanla karşı karşıya olduğu hissini uyandıracak şekilde yeniden kurgulamış yaşadıklarını. Kitabın bir yerinde şöyle bir soru soruyor Eray: “Acaba bir başkası nasıl yaşardı bu hayatı?” Sanki bu sorudan yola çıkmış da, kendisini ‘bir başkasına’, hatta bir roman karakterine dönüştürmüş. Belki de anıların bir ‘roman gibi’ okunmasının ardındaki sır buradadır, kim bilir? Kitabın başından sonuna dek, bunun bir roman değil, Nazlı Eray’ın anıları olduğunu kendime sık sık hatırlatma ihtiyacı duymam başka nasıl açıklanabilir?
Eray, nasıl yaşadıysa öyle de yazmış. Renkli hayal dünyası romanlarında nasıl bir rol oynadıysa, anılar için de farklı değil durum. Eray’ın yaşamında da ‘gerçeklik’ ile ‘hayal’ koyun koyuna. Sokakta, alışverişte, bir kafede otururken, başına ‘hiç olmayacak’ şeyler gelebilir. Tıpkı roman kahramanları gibi. Yaşlı Ejderha’nın izlediği ilüstrasyon gösterisindeki sarışın kadın, bir pastanenin kasiyeri olarak çıkabilir karşısına sözgelimi; onu “büyülere karşı uyarmak için”! Romanlarında Marilyn Monroe’yu Ankara sokaklarında dolaştıran, Stalin’in hayatındaki kadınlarla bir otel odasında buluşan bir yazarın, yaşarken ve yaşadıklarını aktarırken o dünyanın dışına çıkması beklenemezdi herhalde.
Nazlı Eray, kronolojik bir çizgide aktarmıyor anılarını, onların içinde ‘ileri-geri yol alıyor’ ama bu, karışık ve anlaşılmaz bir kurgu da yaratmıyor. Parça parça ilerleyen anlatı, sonunda bir resim çıkarıyor ortaya. Eray’ın dediği gibi, bu resmin tüm parçaları tamam değil. Belli ki bazı anılar saklı kalmakta diretmiş, yazar da onların bu direncini saygıyla karşılamış. Okura düşen de bunu kabullenmek, hatta belki de kendi hayal gücünü işin içine katarak, Nazlı Eray’a yakışan bir okuma yapmak.
Ege’ye, Yaşlı Ejdarha’ya, annesine, ölümün eşiğinde günler geçirdiği hastane odasına ilişkin anlattıkları; korkuları, naifliği, sevecenliğiyle bir kadın portresi çıkarıyor ortaya. Bu yönüyle, kitabı okuduktan sonra Nazlı Eray’ı tanıdığınız, gizli duygularını bildiğiniz bir yakınınız gibi duymanız işten değil.
“Öyle bir hayat yaşadım ki, yazsam roman olur” klişesini dile getiren kişi, yaşadıklarının olağanüstülüğüne, başından ancak romanlarda karşılaşabilecek olaylar geçtiğine inanmaktadır. Nazlı Eray’ın yaşadıklarında bu anlamda bir olağanüstülük yok belki. Ama eğer sıradan bir yaşamınız olduğunu düşünüyorsanız bile, şu cümleyi gönül rahatlığıyla kurabilirsiniz, “Hayatımı Nazlı Eray yazsa, roman olur...”

‘O yaldızlı kapak, o kırmızı kalp’
‘Tozlu Altın Kafes’, Nazlı Eray’ın yazarlığına ilişkin fazla bir ‘bilgi’ vermiyor. Romanlarının izlerini, Eray’ın kişisel yazın tarihinin dönemeçlerini yakalamak olası değil. Ama şöyle bir fikir veriyor: Çevresine olağanüstü bir ilgiyle bakan biri Nazlı Eray. Bu, görünenle yetinmeyen, gördüklerinin arka perdesini hayal gücüyle deşen bir ilgi. Hastane odasında ona bakıcılık yapan Reşide Hanım’ın duygu dünyasına sızıvermesi mesela. Hatta öyle ki, birçokları için herhangi birinden farksız bu kişiyi özleyecek kadar yoğundur onunla kurduğu ilişki: “Eski Gülhane’yi özlemiştim. Reşide Hanım’ı, gececi Süleyman’ı, damarcı İsmail’i düşünüp duruyordum.” Sonra, Yaşlı Ejder’in eski karısına ait telefon defterinden bir öykü çıkartması, o kadının ruhuna ulaşma çabası... Eski eşe duyulan kadınca meraktan öte işaretler bunlar: “O yaldızlı kapak, o kırmızı kalp. Kadının umutları ve beklentileri. Kimbilir neler bekleyerek evlendi bu adamla.” Hepsi, Nazlı Eray’ın romancılığının köklerine işaret ediyor. Romancının olmazsa olmazına... Bu ‘bilgi’, pek çok biyografik bilgiden daha kıymetli.

TOZLU ALTIN KAFES
Nazlı Eray
Doğan Kitap
2011
376 sayfa
21 TL.


    ETİKETLER:

    Altın

    ,

    Ankara

    ,

    Ege

    ,

    hayat

    ,

    kitap

    ,

    Otel

    ,

    Mavi

    ,

    Resim

    ,

    Sabah

    ,

    Kadın