Bir yazarın odasında

Oates'in 'Bir Yazarın İnancı'nı genç yazar adaylarının dikkatle okumasında yarar var. Çağın sorunlarını yine aynı çağın duygularıyla buluşturma becerisi öncelikle dikkatli bir okur olmayı zorunlu kılıyor
Haber: Ahmet ÖNEL / Arşivi

Amerikan edebiyatının günümüzdeki önemli temsilcilerinden biridir Joyce Carol Oates. Önemi, biraz da verimli bir yazar olmasından kaynaklanmaktadır. Roman, şiir, öykü ve denemelerini yaklaşık elli kitaplık bir toplamda okurlarıyla buluşturan yazar, ait olduğu sınıfın sözcülüğünü yapmaktan çekinmemiş; yine onların sorunlarını, yaşam savaşımlarını dile getirirken aynı zamanda bir edebiyatçı olduğu gerçeğini de akıldan uzak tutmamıştır. Bir yazar sorguladığı ölçüde yaşadığı dünyayla buluşur. Her sabah boş bir beyaz sayfayla karşı karşıya gelmenin “peşin yenilgisini” yine bir yazardan başka biri kolay anlayamaz. Yazar olmanın inancı, dahası direnci bu yenilgiyi baştan kabullenmemekle başlayan bir süreçtir. Yazmayı dileyenle yazanı birbirinden ayıran temel ölçüt, bu “disipline” ait olma becerisiyle ilgilidir.
Oates’in ‘Bir Yazarın İnancı’ başlığıyla yayınlanan denemelerinde, sözünü ettiğimiz bu farklı edimin sebep sonuç ilişkileriyle ilgili çağrışımlara tanıklık ederiz. Aralarında Woolf’un, Çehov’un, Tolstoy’un, Conrad’ın, Henry James’in bulunduğu klasik yazarların benzeri kaygıları, yine onların verimliliğini nasıl etkilemiş; buna kulak kabartırız. Oates, belli ki bir sevgi ve hayranlıkla yaklaştığı çağdaşlarını da ihmal etmez: John Cheever, Frank O’Connor, Raymond Carver, Jack Kerouac, Henrry Miller, yine onun çağdaşı olmaktan onur duyduğu yazarlardır ve bu adların yazınsal serüvenleri kimi zaman giriştiği amansız mücadelede ona kendisinin hiç de yalnız olmadığını hatırlatır. Bir yazarın bir başka yazarı okurken yaşadığı tedirginlik, bu yüzden güzel bir tedirginliktir!
Oates’in denemelerini okurken aslında bir yaratıcının kendi yolculuğunda ne denli yalnız olduğunu da fark ediyor okur. Yazma sürecinden de önemlisi yazar olmanın yüklediği tedirginliktir çünkü. O kendiliğinden üstlenilen görevde bir yazar olma yetisinin yanına sosyal , dahası sorumlu bir varlık olmayı koyma becerisi de gerekiyor. Tüm okurların bildiği bir gerçektir: Okuma edimi kendi yatağında sessizce ilerleyen bir süreç olmamıştır hiçbir zaman. Sorgulamanın doruğa çıktığı anlar, aslında okuru doğal hakkıyla, yani değerlendirmeyle de baş başa bırakacaktır. Eleştirmenlerin bir fazlasını yaptıkları bir uygulamadır bu. Yazınsal ürünün ortaya çıkaran temel gerekçeler yalnızca yazarının sorunları ve sorumluluğuyla sınırlı değildir. Oates bunu “...bir yazar olarak yaşarken de hiçbir zaman başkalarının ahlak kurallarına göre davranmak istemedim” diye açıklar.
Çehov’dan ‘Küçük Köpekli Kadın ’ ve Hemingway’den ‘Beyaz Fillere Benzeyen Tepeler’ adlı öyküleri değerlendirmeye aldığı metinlerin odağında öykü, yazarlık durumu ve anlatının gücü üstüne kafa yoran Oates, okurunu da en az yazarı kadar dikkatli, yalnız ve saptayıcı olmaya çağırır. Çünkü ‘bir yazarın odasında’ başlayan yalnızlık, eninde sonunda okur katmanında kalabalık ve coşkulu bir uğultuya dönüşecektir. Beklenen de bu değil midir zaten?

Bir Yazarın İnancı
Yaşam, Zanaat, Sanat
Joyce Carol Oates
Çeviren: Elif Erten
Kavis Kitap
2011, 168 sayfa, 12.5 TL.


    ETİKETLER:

    sanat

    ,

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Sabah

    ,

    Kadın

    ,

    Yaşam

    ,

    Ahlak

    ,

    Şiir

    ,

    klasik

    ,

    yazar

    ,

    zaman

    ,

    sosyal