Bir zamanlar Güneydoğu'da

Bir zamanlar Güneydoğu'da
Bir zamanlar Güneydoğu'da
Mahmut Alınak'ın yasaklı kitabı 'Şiro'nun Ateşi'nin yasağı kalktı... Alınak, Şırnak'ın Bana köyünde, tarihin bir zamanında, şimdilerde 90'lar diye anılan o puslu zamanlarda yaşanmış olayları anlatıyor
Haber: MEHMET SAİD AYDIN - msaidaydin@gmail.com / Arşivi

Kitap yasaklarının vaka-i adiyeden sayıldığı bir ülkenin ahfadıyız, bunda şüphe yok. Lakin, yasa koyucuların ‘zararlı’ bulduğu nesnelerin başında gelen kitap, yasa koyucu tarafından neden yasaklanır? Evvela bunu düşünmek gerek; durumun şu hükümet, bu hükümetle alakası da yok. Matbuat bu topraklara geleliberi, devlet aklı çoğu zaman kitabı, gazeteyi, dergiyi zararlı bulup, ‘muzır’ ilan etmiştir. Bu konuda pek mahir olunduğu, yakın dönemde Sel Yayıncılık’ın başına gelen trajikomik şeylere bakıldığında tekrar hatırlanacaktır. Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu isimli kanun mesela, 1927 yılında kabul edilmiş. Yıllar içinde de, bilhassa 80’lerin ortasından itibaren çeşitli eklerle zenginleştirilmiş. Meali şu: Devlet, aslında ‘küçük’ diye tarif ettiği ‘vatandaş’ının okumasını istemediği herhangi bir şeyi, çok da somut sebepler göstermeden yasaklayabilir, toplatabilir, imha edebilir, yakabilir. Nâzım Hikmet’in metinlerinin yayın macerası da düşünüldüğünde, kitabın aslında ne denli ‘güçlü’ bir şey olduğunu tekrar fark edebiliriz. Çünkü, kayıt altına alır edebiyat. Ece Ayhan’ın deyimiyle söylersek, ‘sarışın tarih’in görmek istemediği ‘karaşın’ şeyleri de kaydeder. Hafızasında tutar ve kitap zarfı uzun erimli bir şeydir. Hadi diyelim, biraz da “geleceğe gönderilen mektup”tur. Yasaklansa da, övülse de, yayımlandığı tarihlerde, böyledir bu. 

‘Çeperdeki özne’
Hintli Güney Asya tarihçisi Ranajit Guha, ‘ Dünya Tarihinin Sınırında Tarih’ kitabında, sömürgecilik sonrası tarih anlayışını ve Gramsci’den ödünçleyerek ‘madun’ (sabultern) kesimlerin hesaba katılması gerektiğinin altını çizer. Maduniyet, ‘çeperdeki özne’nin konuşamama durumudur; çünkü ona ‘özne’ olması hakkı tanınmamıştır. Onun tarihi ‘kesintili’ ve ‘parçalı’dır, dahası doğası gereği böyle olmak zorundadır. Maduniyet sırf etnisite temelli değil, çoğu zaman sınıfsaldır. Guha tarihçilere, bahsi geçen kitabında ‘tarihsiz halkların’ geçmiş deneyimlerini öğrenmenin evvela edebiyattan geçtiğini söyler.

Çünkü edebiyat, ‘kayıt altına’ alınmasından rahatsız olunan şeylerin de imkânıdır.
Daha çok siyasetçi kimliğiyle tanınan Mahmut Alınak’ın ‘Şiro’nun Ateşi’ isimli romanı, işte böylesi bir kayıt altına alma yeteneğini haiz bir metin. Kapağından anons edilen bir de ‘ haber ’i var kitabın: “DGM yasakladı… 15 yıl sonra AİHM kararıyla yasak kalktı!” Kendisi de cezaevlerine düşmüş, kovuşturmalara uğramış, yasayla korunurken dahi mahpus olmuş eski milletvekili Alınak, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinin Bana köyünde, tarihin bir zamanında, şimdilerde 90’lar diye anılan o puslu zamanlarda yaşanmış olayları hikâye ediyor kitabında. Yaşandığı dönemde ana akım medya tarafından iltifat görmemiş, haber değeri taşımamış bir ‘haber’in peşine düşüyor. “Bir Giriş Notu”nda romanın yazım sürecinden de söz ediyor yazar. Bir roman yazmak fikriyle masaya oturduğunu ama bir türlü yazmaya başlayamadığını ve tam o günlerde bir gazetede (Gündem) gördüğü haberin onu harekete geçirdiğini anlatıyor. Siyasetçi kimliğiyle gittiği köyden, bir roman fikriyle dönüyor Alınak. Bunu da, ‘kayıt altına’ almak için, edebiyatın ve kitabın gücünden bigane kalmamak için yapıyor. Ve bu kayıt mesaisi, ‘Şiro’nun Ateşi’ne dönüşüyor. Ama hemen ardından da kovuşturmaya uğruyor kitap ve DGM tarafından yasaklanıyor: “On beş yıl önce matbaadan çıktığının daha ilk haftasında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yasaklama ve toplatma kararı verdi. Savcı şimşek hızı ile hakkımda dava açtı. Suçlama, “Bölücülük yaparak Kürtleri Türkler aleyhinde kin ve düşmanlığa tahrik etmek”ti. Bu komik suçlamanın cevabı bizzat romanın kendisiydi. Mahkemenin yasaklama kararı okurların ördüğü duvara çarparak tuzla buz oldu; okurlar romanın üç bin adetlik ilk baskısını birkaç gün içinde tüketerek yasaklama kararını boşa çıkardı.” 

Tüm ezilenlere...
‘Şiro’nun Ateşi’nin ilk baskısını “ülke ve memleket hasreti çekenlere” adamıştır Alınak. İkinci baskısını da, “[T]üm ezilenlere ve Banalılara” ithaf eder. Ve kitap, bir gazete kupürüyle açılır: “Yıl: 1993… Yer: Güçlükonak’ın Banê Köyü”. Ülkenin yakın tarihiyle alakalı herkesin ilk elden hatırlayacağı bir tarih olmalıdır 1993. Güneydoğu’da büyük kalkışmaların yaşandığı, savaş ortamının ayyuka çıktığı ve insanların büyük baskılar yaşadığı bir yıldır. 90’lı yıllar diye tarif edilen o yılların, belki de en belirgin yılıdır. Bu yılla alakalı hassaten bilgi almak isteyenler, Aliza Marcus’un ‘Kan ve İnanç : PKK ve Kürt Hareketi’ isimli kitabına bakabilir. İşte o yıl, Bana köyünde insanlık dışı şeyler yaşatılır yöre halkına. Köy yakılıp yıkılır, insanlar ve hayvanlar taranır, evler ayırt edilmeksizin kurşunlanır. Bu konuya dair bir referans kitaptan daha söz edilebilir dönemin tanıklıkları bağlamında: Rojin Canan Akın ve Funda Danışman tarafından kaleme alınan ‘Bildiğin Gibi Değil: 90’larda Güneydoğu’da Çocuk Olmak’. Bu kitapta da, kişisel tanıklıklar üzerinden yaşananlar çıplak biçimde gözler önüne serilmektedir. Alınak da, 93 yılında yaşanan bu olayın romanını, ‘kaydını tutarak’ yazar. Edebiyatın bu işlevini, yani hafıza işlevi de gördüğünü, unutmadığını bize hatırlatır. 15 yıl sonra özgürlüğüne kavuşan ‘Şiro’nun Ateşi’ne yaklaşırken, konunun yakıcılığını unutamayız hiçbir zaman. Kendini dayatan bu yakıcılık, anlatıcının betimlemeleriyle de canlı tutulur. Yörenin yaşayışına, diline, gündelik hayat kurgularına, arada anlattıkları hikâyelere, kendi aralarında kurdukları kapalı mizaha da dokunan roman, bu yanıyla antropolojik bir işleve de sahiptir. Çünkü yeri geldiğinde bir şarkıdan, bir hikâyeden, uzun bir konuşmadan referanslar vererek ilerleyen metin, ileride dönemin yaşayışına dair çalışmalar yapmak isteyen araştırmacılar için, kültürel antropoloji bağlamında da yardımcı olacaktır. İsimler, isimlerin kısaltılışı, karakterlerin bakış açıları ve direngenliği de ayrı ayrı çalışmaların kapısını arayabilir.
Mızrak Teğmen’i hayatı boyunca unutmayacak Banalıların Şiro’su için Gulizer Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda bağırır: “Mazlumların rızası oldukça, zalimlerinde zulmü de olacaktır!”

Milletvekiliyken tutuklandı
1952, Kars’ın Digor ilçesinin Mevrek köyünde dünyaya gelen Mahmut Alınak, Ankara Hukuk Fakültesi mezunudur. Uzun yıllar avukatlık yaptıktan sonra, politikaya dâhil olur ve iki dönem milletvekilliği yapar. 1987’de SHP Kars milletvekili olarak, ardından erken genel seçimde SHP-HEP ittifakının Şırnak milletvekili olarak meclise girer. Sonradan kapatılacak olan DTP’nin Kars İl Başkanlığını yapar. İlk iki kitabını da, milletvekili iken tutuklandığı Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde yazar. ‘Şiro’nun Ateşi’ dışında ‘HEP, DEP ve Devlet’, ‘Parlamentodan 9. Koğuşa’, ‘Tarihin Çarmıhında Güneş Ülkesi’, ‘Nazo’ ve ‘Ateşte Yıkanmak’ isimli kitapların yazarıdır. Halen Kars’ta yaşayan Alınak, günlük gazetelere siyasi makaleler yazar ve serbest avukatlık yapmaktadır.

ŞİRO’NUN ATEŞİ
Mahmut Alınak
Jan Yayınları
2011, 214 sayfa, 15 TL.