Birazcık gün ışığına ihtiyacımız var!

Birazcık gün ışığına ihtiyacımız var!
Birazcık gün ışığına ihtiyacımız var!

Görkem Yeltan Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Birazcık karnı ağrıyan, birazcık mutluluk isteyen, birazcık hayalleri olan bir kız Rojin. Onun dünyasına girebilmek için bu kitabı okumalı. Gün ışığı anlamındaki adıyla Rojin, karanlık gerçeklerle dolu yetişkinler hayatımıza kalıcı bir ışık düşürüyor
Haber: YEKTA KOPAN / Arşivi

Bilinçdışındaki “Harikalar Diyarı”na yaptığı yolculukla sadece çocuk yazınının değil, tümüyle edebiyatın belirleyici karakterlerinden olan Alice, anlatısının daha ilk bölümünde, pembe gözlü bir tavşanın “Eyvah, eyvah! Çok gecikiyorum,” diye mırıldanarak yanından koşup gitmesine tanık olur. Şaşırmaz bu duruma. Meraklanıp tavşan deliğinden atlamasına neden olan koşunun sebebi başkadır; tavşanın yelek giyiyor olması ve yelek cebinden çıkardığı saate bakmasıdır Alice’i şaşırtan. Benzer şekilde Haliç kıyısında yaşayan beş yaşındaki Rojin de, Yeşil Saç’ın marifetlerine, cırcırböceği Lacigale’nin varlığına, takım elbiseli yılan Serpen’in yaptıklarına, Kraliçe’nin sözlerine, Ejderha’nın kuyruğunda sallanan balıklara şaşırmaz. Rojin’in aklına takılan sorular bambaşkadır: “Kraliçe evli mi, evliyse bir kral var mı, ne zamandır kraliçelik yapıyor, Yeşil Saç’la geldiğim bu dünya Haliç’te mi, neden onları bir tek ben görüyorum?” diye düşünür, büyük bir ciddiyetle. Tıpkı Alice’in bilinçdışı yolculuğunda olduğu gibi, bir “ön kabullenme” önerir Görkem Yeltan’ın satırları. Böyle bir “anlaşmaya” hangi okur imza atmaz ki? Üstelik yazarın ve Rojin’in bizden beklediği sorgusuz bir kabullenme değildir; “birazcık” ortak olmadan saklambaç oynamanın ne keyfi var ki? 

Hüznün rüzgârı
‘Haliç’ten Bulutlar Geçerken’, Görkem Yeltan’ın Doğan Egmont etiketiyle çıkan yeni kitabı. Denize ve Haliç’in renklerine âşık Rojin’in, annesiyle, babasıyla, ağabeyleriyle, komşularıyla, sokağın ruhuyla ve büyümeye dair hayalleriyle dolu dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor bizi Görkem Yeltan. Bunu yaparken de üst anlatıcıyla, Rojin’in bakış açısı arasında nefis bir denge kuruyor. Böylelikle, bildiğimiz gerçeklik ile Rojin’in gerçekliği arasında gidip gelen hikâyenin ritmini bozmadan aktarıyor. Anlatısını kurarken kısa, düzenli ve gereksiz süslemelerden arındırarak sadeleştirdiği diliyle de, okuru kurmacanın dünyasına hızla ortak ediyor. Her ne kadar çocuk-gençlik romanı diye ayrı bir rafa koymak istemesem de, kitabın belli bir yaş grubuna yöneldiği gerçeği, bu ortaklığın değerini kat be kat arttırıyor.
Kitabın daha ilk bölümünde, büyüdüğünde, ağabeyleri sayesinde adını öğrendiği “evinin her yerinde kitaplar olan, bir sürü şey anlatan, bir sürü resim gösteren, muhteşem ressam” Mehmet Güreli’yle tanışmak istediğini söylüyor Rojin. Bu resim-ressam vurgusu boşa değil elbette. Bir çocuk kitabının en dikkat çekici vurgularından birini, beş duyunun varlığını ustalıklı bir şekilde romanına yayıyor Görkem Yeltan. Bu noktada da resim sanatına, resmederek anlatmaya ve renklere ayrı bir önem veriyor. Rojin’in dünyasının atmosferini, mekân ayrıntılarını büyük bir hassasiyetle aktarırken, sarı saçlı-güzel isimli kahramanımızın da bilinçdışını resimleri aracılığıyla bize aktarmasına izin veriyor.
Kitabı iki ayrı düzlemde okumak da olası. Rojin’in dünyası ve büyüklerin dünyası. Açıkçası bu iki uçluluk, kitabı bir çocuk kitabı olmanın ötesine taşıyor ve yetişkinler için de ilgi çekici kılıyor. Orta halli bir ailenin günlük ilişkileri, dışarıdan bakınca sıradan görülecek mutlu anları, kaygıları ve beklentileriyle Haliç’in kıyısında dolaşıyoruz sayfalar boyunca. Böylece Görkem Yeltan, mekânın edebiyat için ne denli önemli olduğunun altını, sadece çocuk okurun değil, yetişkinlerin de zihnine bir kez daha kazımış oluyor.
Yeşil Saç’ın hayatına girmesinden sonra maceradan maceraya koşuyor Rojin. Çevreci dostlardan mitolojik anlatılara uzanan bir dünyada büyüdükçe büyüyor. Yazık ki o küçücük beden maceralardan geçerken hüznün ve duygusal yoğunluğun rüzgârı da biz okurların peşini bırakmıyor. Haliç’in sokaklarına deniz kokusu yayan bir yağmur gibi geçiyor sayfalar gözümüzün önünden. Kimi yerde heyecanla nefesimizi tutarken kimi yerde de o yağmurun gelip göz pınarımıza yerleştiğini fark ediyoruz. 

Haliç’in kıyısında görebilirsiniz onu
“Birazcık” karnı ağrıyan, “birazcık” mutluluk isteyen, “birazcık” hayalleri olan bir kız Rojin. Günün birinde kırmızı- beyaz kareli paltosu, sarı saçlarıyla Haliç kıyısında denizi izlerken görebileceğiniz beş yaşında bir çocuk. Büyümeyi bekleyen yaşıtlarından ayırt edemezsiniz ilk bakışta. Onun farklı dünyasına girebilmek içinse, ‘Haliç’ten Bulutlar Geçerken’i okumanız gerekiyor. Görkem Yeltan da, bu kitabıyla çocuk edebiyatında ne kadar kalıcı bir imza olduğunu bir kez daha göstermiş oluyor.
Fallara inanan, kahve telvesinde tavus kuşu gören büyüklerin, Rojin’in Yeşil Saç’la, Serpen’le, Lacigale’yle, Altın Boynuz’la, Ejderha’yla, Köstebek’le dostluğunu anlamasını bekleyemeyiz elbette. Büyüklerin dünyası gerçeklerle örülüdür. “Gün ışığı” anlamına gelen adıyla Rojin, karanlık gerçeklerle dolu “yetişkinler hayatımıza” kalıcı bir ışık düşürüyor.

HALİÇ’TEN BULUTLAR GEÇERKEN
Görkem Yeltan
Doğan Egmont
2011, 100 sayfa
10 TL.


Canı sıkıldı ama eve geri dönecek kadar değil. Tahta bir sebze sandığı buldu, üzerine oturdu. Yerdeki ağaç dalının kuru yapraklarını koparıp güzel bir sopa yaptı. Arnavut kaldırımının arasına dolmuş toprağı kazımaya başladı. Bir yandan da eve giderken üzerine oturduğu sandığı götürüp kömürlüğe atayım, diye düşündü. “Soğuklar gelince yakabiliriz,” dedi kendi kendine.
Tam dördüncü taşın etrafını temizlerken biri elini tuttu. Büyük bir eldi bu. Yaşasın, biri beni gezdirmek istiyor, diye düşündü. Çünkü bugüne kadar hep öyle olmuştu.
Kafasını kaldırıp elin sahibine baktığı anda çok korktu. Yeşil saçlı biriydi bu.
Tam yeşil değildi saçları ama yeşilimsi
bir renkti. Daha önce hiç görmediği, tanımadığı biriydi. Uzun uzun bakıştılar. Gülümsedi yeşil saçlı ona. Rojin de hemen gülümsedi.
“İstersen seni gezdirebilirim,” dedi Yeşil Saç.
“Yok, ben sadece büyüklerle gezebiliyorum,” dedi Rojin.
“Ben büyüğüm ama...” dedi Yeşil Saç.
“İyi de tanıdığım büyüklerle,” diye lafı yapıştırdı Rojin.
Aslında sanki onu bir yerden tanıyor gibiydi ama daha adını bile bilmiyordu. “Hem adını bile bilmiyorum,” diye ekledi Rojin.
“Biliyorsun,” dedi Yeşil Saç.
“Yeşil Saç mı? Ama böyle bir ad olmaz ki,” dedi Rojin.
“Ben de Rojin adını hiç duymamıştım,” dedi Yeşil Saç.
Kitaptan