'Birine işkence etmeliyim!'

'Birine işkence etmeliyim!'
'Birine işkence etmeliyim!'
'Canavar', katilin değil katlin izini sürüyor, nefretin nerede başlayıp nerede bittiğini, daha doğrusu bitmediğini gösteriyor
Haber: ZEYNEP ELİF / Arşivi

Stokholm’e indiğinizde havaalanında sizi şu yazı karşılar: İskandinavya’nın başkentine hoş geldiniz. Buna katılmayan pek çok Norveçli tanıyorum. Ama aynı Norveçlilere soracak olsanız size İskandinav polisiyesinin başkentinin Stokholm olduğunu söylerler. 2005 İskandinavya En İyi Suç-Gerilim Romanı ödüllü ‘Canavar’ da bunun ispatlarından. Daha baştan belirteyim, romanı okumak için sağlam bir mideye sahip olmak gerekiyor. Maldoror’u kaldıracak türde bir mideden bahsediyorum. Karanlık ender olarak bu kadar başarılı anlatılır ama anlatıldığında da genelde güçlü bir öfke ve insana nasıl bir dünyada yaşadığımızı sorgulatan mide bulantısıyla birlikte gelir. ‘Canavar’, o kitaplardan.
‘Canavar’, canavarları anlatıyor. Stephen King’in yazdığı gibi dolaptan fırlayan canavarlardan bahsetmiyorum. Canilerden, sübyancılardan, onlara işkence eden gardiyanlardan ve olup biten her şeyin, katıksız bir nefretin detaylı anlatımından bahsediyorum. Küçük kızlara işkence ve tecavüz etmesiyle tanınan Bernt Lund’un kaçışıyla olaylar zinciri başlıyor. Ama klasik bir polisiyede olduğu gibi hırsız-polis oyunu oynamıyorsunuz. Roman, katilin değil katlin izini sürüyor, nefretin nerede başlayıp nerede bittiğini, daha doğrusu bitmediğini gösteriyor. Bir de hapishanenin içini görüyorsunuz. Benim için en dehşet verici bölümler de onlardı zaten. Örneğin, hapishane görevlilerinden Lennart Oscarsson’un yirmi cinsel suçluya ev sahipliği yapan A Koğuşu’na gidişini okuyorsunuz. “Normal mahkûmların yanına konulamayacak kadar şiddetli suçlar işlemiş yirmi adam. Bu tür adamlar hapishanenin hiyerarşisinin en alt basamağındalar, nefretle beslenen, acı çekilmesi istenen türdüler.”
Ahlak. Belki de mesele bu diyorsunuz o zaman . Ahlak. Birileri öldürmeyelim de besleyelim mi diyor, diğerleri idam insanlık dışıdır. Bu kitap insana “hayır, bazen değildir çünkü bunlar hayvan” dedirtecek kadar sert. Neyse ki anlatım biçimi o sertliği sindirmenizi sağlayan sürprizlerle dolu. Hep söylediğim bir şey, yine tekrarlıyorum, kuzey polisiyesini Amerikan ve İngiliz polisiyelerinden ayıran içindeki zeka, öykünün cazibesi, manzara farkı falan değil, düpedüz biçim. Canavar üzerinden konuşacak olursak, bunun en güzel örneği küçük Marie’nin Güvercin adlı yuvanın önündeki parktan kaçırılışı. “Sonra bütün parkta oynayan baba geldi yanına. İyi birine benziyordu. Marie’ye yardım etti. Küçük kız teşekkür edip gülümsediğinde bana üzgün göründü, çok yazıktı çünkü bankın yanında küçük ölü bir tavşan yavrusu vardı, görmek ister miydi?” Bu bir Amerikan polisiyesi olsaydı bu noktada ya yeni bölüme geçilirdi ya da olayın devamını okurduk. Ama bu roman o noktada metni kırıyor. Hissizleştiriyor. Biçim tamamen değişiyor ve kendinizi birden tutanak okurken buluyorsunuz. Bir bakmışsınız , sorgudan sorumlu memur Sven Sundkvist’in küçük kızın arkadaşı David’i sorgulayışına gelmiş. Böylece okuyucu olarak küçük kızı dışarıdan seyretmeyi bırakıp olayı gören başka bir çocuğun algısına geçiyorsunuz. Mesele artık sadece kızın kaçırılması değil, o kaçırılmanın başka bir çocuk üzerindeki etkileri ve hatta sorgu memurunun o çocukla konuşurken kullandığı ses tonu. Tam dikkatiniz dağılırken yeni bir bölüm geliyor: Bir Hafta/Bir Ay/Bir Yaz. İleri sayarken aslında geri saydığınızı bildiğinizden saatin tik taklarının her hatırlatılışında kanınız donuyor, gerçekten kızın kaçırılışını ve sonrasını okuduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Üstelik bu anlatım, birinci tekil şahısla, katilin ve katili avlayan babanın ağzından sunulan bölümlerle profesyonelce güçlendiriliyor. Bu da aslında yazarların başına iş açan ayrı bir sorun. Romanın yazarları Roslund ve Hellström birlikte pek çok kitaba imza atan ilginç bir ikili. Roslund bir gazeteci, Hellström ise suçlu. (Düzeltiyorum, eski suçlu.) Romanın kurgusunun çok gerçekçi olması bu detayla birleşince okuyucuların kafasında pek çok soru işareti belirmiş: Yazılanların en kadarı kurgu, ne kadarı gerçek? İçiniz rahat olsun, romanda anlatılan suçlar kurgu.

CANAVAR
A. Roslund,
B. Hellström
Çeviren: Levent Aydoğan
Pegasus Yayınları
2011, 416 sayfa, 20 TL.