@hakki_ozdal

'Biz bize', 'akla kara'yı seçerken

'Biz bize', 'akla kara'yı seçerken
'Biz bize', 'akla kara'yı seçerken
Emil Galip Sandalcı'nın Tercüman'daki 'Bizbize' ve Halkın Gazetesi Demokrat'ta 'Akla Kara' köşesinde yayımlanan günlük yazıları iki kitapta toplandı. Kitaplar olağanüstü dönemlerin özel detaylarıyla bezeli
Haber: HAKKI ÖZDAL - hakkı.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

1950’ler Türkiye için bir geçiş dönemiydi. Cumhuriyet’ten 1950’ye kadar süren ve tüm bu zaman dilimi boyunca dünya -tarihsel dengeler açısından oldukça ‘anlamlı’ bir yeri olan iktidar, açık ve güçlü bir halkoyu desteği sayesinde devrilmiş, geçmiş dönemin statükosuna karşı daha ‘sivil’ ve üretici köylü ile kasaba eşrafı ağırlıkta olmak üzere hemen tüm toplum kesimlerinden destek alan ‘yeni’ bir iktidar kurulmuştu/kurulmaktaydı. Bu ‘değişim’ de –bütün ötekiler gibi– pek çok alanda gerilim ve çatışmaların eşliğinde baş gösteriyordu. Kendinden önceki CHP iktidarı gibi, kalkınmacı ama eskinin o bir tür korporatizmine karşı daha liberal; Batılılaşma yanlısı ama eskinin jakobenizmine karşı yerel kültüre ve geleneklere daha sadık bir hat izleyen DP iktidarı, 1950’li yılların ortasına gelindiğinde önemli bir etkinlik alanı kazanmış ve kamuoyunu dönüştürmeyi de büyük oranda başarmıştı. Ancak statükonun ‘direnişi’ de –silahlı kuvvetlerden bazı aydınlara kadar uzanan bir hat üzerinde– sürüyordu. Nihayetinde 1960 darbesine varacak bu direncin önemli bir ayağı cumhuriyet ilahiyatı ve 30’ların ideolojik formasyonuyla biçimlenmiş bazı Türk aydınlarıydı. DP bunlar arasında büyük şüphe ve muhalefetle karşılanıyor, ülkenin, Kemalist devrimin kazanımlarının geri verildiği bir süreçte olduğu düşünülüyordu.
DP karşıtı tutumların, ‘irticanın hortladığı’, ‘devrim kanunlarının çiğnendiği’ gibi evhamlara olabildiğince sık yaslandığı ve kendi günlük sorunlarıyla alakadar halk yığınlarından uzak, ‘seçkin’ bir cumhuriyet muhafızlığının, bizzat bu yığınlar lehine ve onların –kendilerinin göremediği- çıkarları adına yapıldığı görülüyordu… Yani 6-7 Eylül 1955 olaylarını, yoksul köylünün toprak ve ağalık sorunlarını kolaylıkla ve tamamen es geçebilen pek çok ‘aydın’, bilmem hangi şehirde sokakta çarşafla gezen kadınların varlığına dair endişeli durumlardan yakıt alan bir muhalefet sürdürüyordu. İktidar cephesi ise böylesi bir ‘gündelik yaşam’ ve ‘ideolojik temel’ kaygısına matuf muhalefetinin yarattığı boşlukları çok iyi değerlendiriyordu. İfade özgürlüğünün önünde sürekli çoğalan engeller, giderek daha çok dikkat çekmeye başlayan bir ‘bağlaşıklar zenginleşmesi’ artan dış borç vs… Ama 1957 seçimlerini de -görece mevzi kaybederek de olsa- yine DP kazanacaktı. Velhasıl 50’lerin ortasındaki Türkiye, kaba hatlarla yapılmış bir değerlendirmede, günümüz Türkiye’sine bir hayli benziyordu: Çoktandır ihtiyacı olan değişimi, endişe soslu dirençler ve çıkar odaklı olduğu şüphesi uyandıran yüksek perde alkışlarla, yani kaydadeğer bir eleştirel sürece tabi olmadan, el yordamıyla yaşamaya çalışan bir ülke… 

Yakın Türkiye tarihi
Bu benzerliği bir kez daha ve tamamen günlük, mutat konular üzerinden hatırlatan, Türkiye insan hakları mücadelesinin ve basının kolay unutulmuş önemli bir isminin yazılarını taşıyan iki kitabın yayınlanması. Emil Galip Sandalcı’nın 1956-57 yıllarında Tercüman’daki “Bizbize” köşesinde ve 1980 yılında Halkın Gazetesi Demokrat’ta “Akla Kara” köşesinde yayımlanan günlük yazılarından oluşan, aynı isimleri taşıyan iki kitap yayımladı. Her iki kitap da içinden geçtikleri olağanüstü dönemlerin özel detaylarıyla bezeli; gündelik/politik olayları dikkatli bir gazeteci-yazarın muhayyilesinin izleriyle aktaran birer almanak görünümünde. Özellikle yakın Türkiye tarihi meraklıları açısından çok ilgi çekici, “not kağıdı bitirici” ayrıntılar taşıyor. Ama özellikle 1956-57 yıllarında Tercüman gazetesinde yayınlanan ve gerçekte Sandalcı’nın, bu gazetenin ‘fıkra yarışması’nı kazandığı makalesiyle başlayıp, ‘ilk kadrolu yazılarıyla’ devam eden ve yaklaşık 1 yıl boyunca, dönemin okurunun da derhal dikkatini çeken, büyük bir cesaretle yazılmış makalelerini kapsayan ‘Biz Bize’ yazıları; günümüze ilişkin çağrıştırdıkları nedeniyle çok daha etkileyici. 

Günlük dedikodularına dalmış iki hanım
4 Ağustos’ta, ‘fıkra yarışması’nı kazanan yazısının basılmasından sadece iki hafta sonra 19 Ağustos 1956’da Tercüman’a “Akis ve Yeni Cami kemeri” başlığıyla yazdığı makalede, yeni çıkan “Basın Kanunu”na değinir ve Türk basınının içeriğini, “günlük dedikodularına dalmış iki hanım arasında” geçen konuşmalara benzetir. “Marilyn Monroe’nun 360 muhtelif zaviyeden çekilmiş resimleri” ve “İsmet Paşa’nın kaç dakikada denizde kaldığı” haberleriyle dolu bu matbuatı, “İsa ya da Gandi gibi davranmaya hakkımız yok”, “mevcut yasalarla da eleştiri işlevi sürdürülebilir” sözleriyle uyarır ve Forum ile Akis mecmualarını cesaretlerinden dolayı örnek verir.
Sandalcı bu tutumunu yazarlık yaşamı boyunca sürdürecek, 6-7 Eylül olaylarından tam bir yıl sonra, “Geçmişten medet ummaktan vazgeçmeli, milli kin ve ihtirasları körüklemekten sakınmalıyız. ‘Ama karşı taraf bu kafada değil’ demeyiniz. Kötü ile kötü olunmaz” diye yazacaktır. O yazıdan üç gün sonra ve günümüzden tam 55 yıl önce bu kez “kılık kıyafet meseleleri”ne el atacak ve “Hakiki, olgun bir demokraside herkesin istediği kılıkta gezmeye –edep dahilinde- hakkı olduğunu kabul etmemiz icap eder” diye yazar. Bugün hâlâ üstünde ve etrafında dolanageldiğimiz pek çok sorun hakkındaki berrak özgürlükçü tutumu, 60 yıla yakın zamandır ne çok zaman kaybettiğimizin vesikası gibidir. Yine 1956’da “Herkes Türk diye herkes Müslüman demek değil ya” diye sorar ve zorunlu din derslerine itiraz eder örneğin… 

‘Uçak kaçırdı’ diye tutuklandı
Emil Galip Sandalcı, ya da “Tercüman fıkra yarışmasını kazanan E.G.S.”, 1993’e kadar, insan hak ve özgürlüklerinin, gerçekten özgürlükçü bir toplum ve devlet düzeninin hümanist bir savunucusu olarak, tüm darbelerin ve yasaklı dönemlerin gadrine uğradığı çileli bir yaşamı tamamlar. Uçak kaçırdığı iddiasıyla tutuklanır, işkence görür… Suçu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesine karşı imza kampanyası düzenlemektir. Sandalcı’yı 12 Eylül de gözden kaçırmaz. Ama o çıktıktan sonra da İnsan Hakları Derneği’nin kuruluşuna öncülük edecek ve günümüzdeki haliyle insan hakları bilincinin edinilmesinde çok anlamlı bir paya sahip olacaktır. Hakkında çok az şey yazılmış ve genellikle benzer sözlerin tekrarıyla ‘anılmış’ bir insan hakları savunucusu ve aydın… Hiçbir ‘geleneğe’, hiçbir statüko zorlamasına pabuç bırakmadan kendi demokrasi ve hukuk anlayışını savunan vicdanlı bir entelektüel… Yazık ki ondan geriye gazete makaleleri dışında çok bir şey kalmamış durumda. Enerjisini yapıtına değil, yaşamına ve dahası başkalarının yaşamına harcamış bir gazeteci… 55 yıl ve 30 yıl önce yazdıklarının derlendiği iki kitabın penceresinden bir sorumluluk hali hatırlatıyor günümüze. Bugün yine ‘bizbize’ sürdürülen ve kimi zaman ‘akla kara’yı seçtiren bir ‘memleket meseleleri çekişmesi’nin ortasında, şu ya da bu tarafın yandaşı pozisyonuna düşme endişesi taşımadan, dahası bunu önemsemeden, temel hak ve özgürlüklerin savunulabileceğini gösteren bir sorumluluk hatırlatması… 

Akla Kara
Demokrat Yazıları 1980
Emil Galip Sandalcı
Su Yayınevi
2010, 400 sayfa, 20 TL.

Bİz Bİze
1956-1957 Tercüman Gazetesi Yazıları
Emil Galip Sandalcı
Su Yayınevi
2011, 272 sayfa, 17.5 TL.