'Biz hâlâ iyi adamlar mıyız?'

'Biz hâlâ iyi adamlar mıyız?'
'Biz hâlâ iyi adamlar mıyız?'
'Yol', 'kıyamet sonrası' atmosferde zorlu bir yolculuğa çıkan baba ile oğulun hikâyesini anlatırken, romanın beyazperde uyarlaması da yazarın vurguladıklarını mükemmele yakın bir bütüne ulaştırıyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Cormac McCarthy isminin bize en çok yaklaştığı yılın 2007 olduğu tartışılmaz. Yazarın 2005 tarihli romanı ‘İhtiyarlara Yer Yok’un Coen’ler tarafından sinemaya uyarlaması (muhtemelen bu filmi/kitabı da yakında bu sayfalarda okuyacaksınız), ardından da filmin Oscar’a uzanmasıyla McCarthy de görüş alanımıza iyici oturdu o yıl. Aslında, Amerikalı edebiyatçının 1992 tarihli romanı ‘All the Pretty Horses’ın 2000’de Billy Bob Thornton tarafından beyazperdeye aktarılmasıyla da popüler kültürde bir yer edinmişti McCarthy. Bizde sinemalara gelmeyen, DVD piyasasındaysa ‘Vahşi Aşk’ adıyla raflara yerleşen bu film, yazarın ‘western’ damarını gözler önüne seren bir çalışmaydı.
Tabii ki sadece bu iki romanla sınırlı değil Cormac McCarthy’nin edebiyat serüveni. 1960’ların ortasından itibaren kaleme aldığı 10 roman ve iki tiyatro oyunuyla kendini fazlasıyla ispatlamış bir isim. Gene yakın zamanda DVD’si sayesinde izleme fırsatını bulduğumuz ‘The Sunset Limited’ de onun tiyatro konusundaki yetkinliğini göstermesi açısından önemli bir çalışma olarak göze çarpıyor. ‘İhtiyarlara Yer Yok’un başrolündeki Tommy Lee Jones’un yönettiği bu iki kişilik filmde, Jones ve Samuel L. Jackson’ı enfes metnin ışığında karşılıklı döktürürken görmekse epeyce heyecan verici.
Türkiye ’de tanınmasını sağlayan bu eserleri andıktan sonra, bu yazının konusu olan ve Cormac McCarthy’nin başyapıtı kimliğiyle öne çıkan ‘Yol’a geçelim isterseniz artık... 2006’da yayımlanan ve yazara Pulitzer kazandıran roman, okurun bütün hücrelerine sızan bir hüzün barındırıyor bünyesinde. ‘Kıyamet sonrası’ atmosferiyle baştan bizi içine çeken metin, buna ek olarak ‘yolculuk’ motifiyle de etkisini artırıyor. Bu iki unsur, başlı başına bir cazibe merkezi haline getiriyor romanı, ancak bir baba ile oğulun hikâyesiyle bunları bütünleyen Cormac McCarthy, damarı bulup oradan sızıyor ve yıkıp geçiyor bizleri.
Evet, bir baba ile oğlunun yolculuğunu anlatıyor ‘Yol’. Romanın ismi son derece basit, ama onların yolculuğu boyunca karşımıza getirilenlerin insanoğlunun gidişatına dair hissettirdikleri hiç de basit değil. İnsanın yarattığı kıyamet sonrasında yollara düşen ve oğlunu ‘insan’ olarak hayatta tutmaya çalışan bir babanın hikâyesi bu. Tümüyle ‘kötü’ye doğru evrilen insanoğlundan oğlunu korumak ve onu türlü tuzaklardan uzak tutmak için çabalayan baba, ‘onlar’ gibi olmaktansa ölmeyi öğütlüyor oğluna. İnsanın insanlıktan çıktığı, sağ kalabilmek için her türlü kötülüğe meylettiği bu dünya , ‘iyi’ olarak ayakta kalabilmenin neredeyse imkânsız olduğu, dahası ‘gereksizleştiği’ bir amosferle buluşturuyor bizleri. Ama babanın tutunacağı bir dal var, o da oğlu. Çocuk sayesinde ‘insan’ olarak kalabiliyor, onun saflığıyla ‘iyi insan’dan uzaklaşmıyor, koruyabiliyor kendini kötülük tuzağından. Oğlunun ona yönelttiği “Biz hâlâ iyi adamlar mıyız?” sorusuna, “Evet, biz hâlâ iyi adamlarız. Ve hep öyle olacağız” diye cevap veren baba, bu inancı kendisinden değil oğlundan alıyor yolculuk boyunca. Roberto Benigni’nin ‘Hayat Güzeldir’indeki (La Vita è Bella; 1997) baba gibi oğluna ‘masal’ anlatmıyor, gerçekleri söylüyor, ‘kötü’yü tarif ediyor, ondan nasıl korunması gerektiğini öğretiyor. Bu sert atmosferde kendilerinden başka tutunacak kimsesi olmayan bu iki insan, en zor koşullarda bile ‘umut’ aşılıyorlar birbirlerine. Hayat ‘güzel’ değilse de ‘güzelleşme’ umuduna yapışıyorlar, ki romanın alt, üst ya da kenar süsü tadındaki bütün metinleri bu hedefe ulaşıyor.
‘Yol’a dair söylenebilecek birçok şey var tabii... Ama buradaki sınırlarımız içinde bir noktaya daha dikkat çekmek lâzım. O da Sevin Okyay’ın ‘su gibi akan’ mükemmel çevirisi. Okyay, Cormac McCarthy’nin yarattığı dünyanın içinde kusursuzca dolaştırıyor bizleri ustalığıyla. Çeviri zor zanaat, ama Okyay’ın bunu ‘kolaymış’ gibi gösteren bir yetkinlikle gerçekleştirdiğini söylemek boynumuzun borcu. 

Avustralyalı yönetmenden
Romandan filme geçtiğimizdeyse, okuduğumuz metne yakışan bir uyarlamayla karşı karşıya kaldığımızı söyleyebiliriz. İlk filmi ‘Yaşayan Ölülerin Hayaletleri’yle ‘farklı’ bir hapishane hikâyesi anlatan, üçüncü filmi ‘Kanlı Teklif’le western türüne önemli bir eser kazandıran, videoklip yönetmenliğinden gelme, Nick Cave’in kankası Avustralyalı sinemacı John Hillcoat’un dördüncü filmi ‘Yol’. Yönetmen, Cormac McCarthy’nin romanda ortaya koyduğu ‘kıyamet sonrası’ atmosferi mükemmele yakın bir biçimde yansıtıyor, öncelikle bunu söylemek gerek. Güneşin kendini gösteremediği küllere boğulmuş bir dünyanın pastelliğini, İspanyol görüntü yönetmeni Javier Aguirresarobe’nin de yardımıyla ustaca görselleştiren sinemacı, bu dünyayı benzeri ‘kıyamet sonrası’ filmlerdeki gibi cilalamıyor, gerçekliğin üstünü örtecek hiçbir hamlede bulunmuyor.
Romanın izlediği yolun geneline pek müdahale etmeden sonuca ulaşmaya çalışan Hillcoat, kronolojide ufak değişiklikler yapsa da romanın ritmini bozmasına izin vermiyor bunların. Baba ile oğulun ‘umuda yolculuk’unu derinden hissettiren bir rotası var filmin. İkisi arasındaki bağı, bu bağın getirdiği ayakta kalma inadını da net biçimde gösteriyor yönetmen. Tabii ki bu başarıda Viggo Mortensen ve küçük aktör Kodi Smit-McPhee’nin de rolleri büyük. İki isim, romandaki baba ile oğul arasındaki ilişkiyi neredeyse ‘tastamam’ beyazperdeye taşıyorlar. Onların ruhlarındaki ‘iyi insan’ olma motivasyonunu Mortensen ve Smit-McPhee’nin gözlerinde de görüyor, kelimelere ihtiyacı olmayan bu hissiyatın peşine takılıyoruz.
Finalde gene küçük bir ‘düzeltme’ yapıyor John Hillcoat, ama bunu bir ‘ihanet’ olarak değerlendirmemek lâzım. Zira yaptığı bu müdahale, ne romanın ulaştığı noktayı değiştiriyor ne de o aşamaya kadar getirdiklerini silip atıyor. Her şeyin Cormac McCarthy’nin istediği gibi şekillendiğini tespit ediyor, okurken damarımıza basanların izlerken de aynı etkiyi yaptığını görüyoruz.
Baba ile oğulun yol boyunca karşısına çıkanları canlandıran Robert Duvall, Guy Pearce, Molly Parker, Michael Kenneth Williams, Garret Dillahunt gibi oyuncuları, özellikle de kısacık ‘anne’ kompozisyonuyla çarpıcı bir performansa ulaşan Charlize Theron’u alkışlayarak bitirelim yazımızı. İkilinin yolculuğunu çok daha anlamlı kılıyor bu isimler, dokunduğunu yakan hikâyeye sıkı sıkıya tutunmamızı sağlıyorlar.
Not: ‘Yol’ filmini DVD, VCD ve Blu-Ray olarak raflarda bulmanız mümkün.

YOL
Cormac McCarthy
Çeviren: Sevin Okyay
Kanat Kitap
2011, 224 sayfa
24 TL.