Boşluk algısı

Boşluk algısı
Boşluk algısı

Mişima

Yourcenar, 'Mişima ya da Boşluk Algısı'nda Mişima'nın eserleri ile ölümü arasında bağlantı kuruyor ve yazarın ölümünü kurguladığını öne sürüyor. Yazar, bir kültürün nasıl böyle kanlı bir ölüme neden olabileceğini irdeliyor
Haber: Asuman Kafaoğlu Büke - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Sanatçının özel hayatını eserlerinin özünde aramamak gerektiğini söyleriz fakat bazı durumlarda sanatçının/yazarın hayatı, eserleri gibi kurgulanmıştır. Bu durumda hayat hikâyesi, eserleri seviyesinde algılanmayı bekler. Buna her zaman en iyi örnek olarak Yukio Mişima gösterilir. Usta Japon yazar Mişima, ölümünü aynı romanları gibi kurgulamış ve insanlar önünde sergilemiştir. Adeta okunmaya hazır bir anlatı gibi sunar ölümünü.
Marguerite Yourcenar, ‘Mişima ya da Boşluk Algısı’ adlı kitabında Mişima’nın eserleri ile ölümü arasında bağlantı kurar ve yazarın ölümünü romanları gibi kurguladığını öne sürer. Yourcenar, hem bir yandan çok sevdiği yazarı anlamaya çalışır hem de kendisine böylesine uzak bir kültürün nasıl böyle kanlı bir ölüme neden olabileceğini irdeler. Kitabın başında özel hayat ile eser arasında alınması gereken mesafeden söz eder etmez, Mişima konusunda böylesi bir mesafenin mümkün olmadığını dile getirir. “...yazarın yaşamı bu kadar çeşitli, zengin, taşkın ya da bazen eseri kadar âlimane biçimde hesaplanmış olduğu vakit, güçlük artar...”
Gerçekten de bir tiyatro sahnesi gibi algılanacak bir yaşam -ve ölümdür- Mişima’nınki. 25 Kasım 1970 günü, Japonya’nın en gözde savaş sonrası yazarı olarak, son romanını sabahın erken saatlerinde bitirmiş, yayınevine yollanmak üzere bir zarfa koymuştur. Ardından, karısının bulması için, holdeki sehpanın üzerine görünecek şekilde bir intihar notu bırakır. Üzerine şöyle yazmıştır: “İnsan yaşamı kısa, ama ben hep yaşayacağım.” Yanına 17. yüzyıldan kalma değerli aile yadigârı kılıcını ile kısa keskin bir bıçak alarak dört arkadaşıyla buluşmaya gider. Dostları onu yepyeni bir arabada bekler. Araba bu iş için alınmıştır. Birlikte, önceden planladıkları gibi, Milli Savunma Bakanlığı’nın binasına giderler. 

Samuray yasaları
Burada Mişima planda bir değişik yapmak ister çünkü haber verdiği basın da izlemeye gelmiştir olayı. Generali bağlayıp, tüm kapıları kilitledikten sonra, Mişima balkona çıkar; birliklere ve oraya gelen gazetecilere bir konuşma yapmaya başlar. Islıklar, bağırışlar ve yuhalamalara rağmen ülkenin içine dalmış olduğu kötü durumu kınamak istediğini söyler: “Japonlar olarak temel değerlerimiz tehdit altındadır. İmparator’un artık Japonya’daki doğru yeri kalmamıştır.” Birliklerden yükselen küfürler sonunda konuşmasını istediği gibi tamamlayamaz ve balkondan içeri girip, generalin bir metre kadar ötesinde yere oturup seppuku ya da harakiri denilen geleneksel intihara kalkışır. Samuray yasalarına göre, intihara başlayan ‘dost’un acısını kısa kesmek için yakınlarından biri işi bitirmekle görevlendirilmiştir. Bu durumda Mişima daha fazla acı çekmesin diye genç dostu Morita eline kılıcı alıp dostunun boynunu vurmaya çalışır. Elleri titrediği ve ağlamaktan iyi göremediği için sadece derin olmayan yaralar açmayı becerir oysa samuray yasalarına göre kesiği gerektiğince açamayacak kadar zayıf ya da kendini kaybetmiş, fazla genç ya da fazla yaşlı kişinin de derhal kafası uçurulmalıdır. Bu durumda üçüncü kişiye düşer bunu yapmak. Baskına birlikte katıldıkları arkadaşları sonunda hem Morita’nın hem de Mişima’nın başlarını bir tek kılıç darbesiyle bedenden ayırır; böylece kanlı şekilde tamamlanmıştır eylemleri.
Marguerite Yourcenar, Mişima’nın eserlerinin sadık okuru, bu kitabı kültürün kurgu üzerindeki etkisini anlamak için yazmış olabilir. Kitabı okurken Yourcenar’ın neden kendine Mişima’yı seçtiğini çok kereler soruyor okur. İkinci Dünya Savaşı bittiğinde yirmi yaşında olan Mişima’nın hayatı, eşcinselliği, aile yapısı, parasızlığı, Batı kültürüne yakınlığı gibi konular aslında sadece Japonya’yı ve Japon kültürünü değil, tüm dünyadaki bir nesli anlamak için örnek oluşturuyor.
Yourcenar kitap boyunca Mişima’yı asla göklere çıkaran bir övgüyle bahsetmiyor. Aksine Mişima’nın kolay para kazanmak için yazdığı onlarca ticari romanın ne denli değersiz olduğunu söylemekten çekinmiyor. Bir yazarın hayatını ele alınca yapılacak en basit hatalardan biri, çocukluk ve ergenlik hikâyelerini analiz ederek tüm yaşamı anlamlandırmak olur. Yourcenar bunu yapmamaya çalıştığını kitabın ilk sayfalarında dile getiriyor, özellikle dedikoduya ve spekülasyonlara açık Mişima’nın hayat öyküsünü mesafeli bir dille anlatıyor. 

Olayın dehşetini hissetmek
Yazarın intiharı konusunu ele aldığı satırlarda da yine Yourcenar duygusallığa yenik düşmüyor. Kitapta okuru en şaşırtacak şeylerin başında, Yourcenar’ın eleştirel bakışını hep koruması geliyor. Örneğin balkona çıkıp konuşma yapan Mişima’yı şöyle anlatıyor: “Son fotoğraflar onu, yumruklarını sıkmış, ağzı açık, bilhassa sesini duyurmak için umutsuz bir çaba gösterdiğinin belirtisi olarak, fakat üzücü bir şekilde hangi taraftan olursa olsun yarım yüzyıldır hayatı bize zehretmiş olan diktatörlerin ya da demagogların görüntülerini hatırlatırcasına, bağıran ya da haykıran insanlara özgü o hususi çirkinlikte gösterir.” Yourcenar çok katı bir dille Mişima’nın son dakikalarını anlatıyor. Mişima’nın ifadesini diktatörlere değil, umutsuzca çırpınan birine de benzetebilirdi fakat Yourcenar yaptığı benzetmelerle, seçtiği sözcüklerle olayın dehşetini hissetmemizi istiyor.
Yourcenar’ın anlatısında kültürel olarak Batılılaşmış Mişima’ya yakınlık duyuyoruz fakat bir yandan da iradi sonları yücelten bir ülkenin geleneklerine yabancı kalıyoruz. Kitap boyunca yazarın paradoksları olarak bu ikilemleri ele alıyor Yourcenar. Bir yanda sanatçı, büyük edebiyatçı, dahi yazar Mişima, öte yanda aklı karışık, ucuz romanların yazarı, politik duruşu değişkenlik gösteren bir başka Mişima yer alıyor. Birinde aşırı duyarlı, diğerinde ise duyarsız bir alaycılıkla yaşayan biri. Bu ikinciye en iyi örnek, Bakanlığı basmaya ve topluluk önünde intihar etmeye giderken yaşadığı garip bir sahneyi anlatıyor: “yolda, yazarın iki çocuğundan biri olan on bir yaşındaki kızı Noriko’nun o sırada bulunduğu okulun önünden geçerler. ‘Filmlerde duygusal bir müziğin işitildiği an bu,’ diye alay eder Mişima. Duyarsızlığının mı kanıtıdır bu?”
‘Mişima ya da Boşluk Algısı’ kuşkusuz kolay okunacak bir kitap değil fakat beraberinde geçen sene yayımlanan Yukio Mişima’nın ‘Bir Maskenin İtirafları’ okunduğunda gerçek edebiyat tutkunlarının büyük zevk alacaklardır. Bu kitabı, yirminci yüzyılın çok değerli iki yazarının buluşması olarak düşünebiliriz. Biri 1903 doğumlu Fransız bir kadın, diğeri ondan yirmi iki yaş küçük bir Japon; birbirlerinden olabildiğince uzak estetik kaygılarla yazmış iki büyük yazar. Yazarların dedikodu ve magazin haberleriyle kitapların önüne geçtiği günümüzde, insana duyduğumuz ilgi ile kitaplara duyduğumuz ilgi tamamen birbirine karışmıştır. Yourcenar’a göre “Shakespeare’i çok dert etmeden Hamlet’in tadının çıkarılabildiği zamanlar geçti artık!”

MİŞİMA YA DA BOŞLUK ALGISI
Marguerite Yourcenar
Çeviren: Haldun Bayrı
Can Yayınları
2011, 106 sayfa, 8.5 TL.