Boşluk da kendini yeniler!

Altay Öktem, içimizdeki boşluğu doldurmaya, yok etmeye, kapatmaya çalışmıyor. Boşluğun genişlemesine göz yumuyor. Bizi kendimizle yüzleştiriyor
Haber: Kadİr Aydemİr / Arşivi

Evet, binlerce boşluk var içimizde ve her boşluk, bir başka boşluğun açtığı diğer bir boşluktan ibaret. Bu dünyada var olup olmadığımızı, ne oranda var olduğumuzu anlamak için yazmıyor muyuz tüm bu kitapları? Filmleri bunun için çekmiyor, resimleri, heykelleri bunun için yapmıyor muyuz? Elbette sanatla da sınırlı değil bu varoluş sorunsalı. İşimizde yükselmek istememizin, bir ev daha, bir araba daha almak istememizin nedeni de bu değil mi? İçimizdeki boşlukları doldurmak! Oysa boşluk dolmuyor. Aksine, daha da derinleşiyor, daha da genişliyor biz çırpındıkça. Çünkü, Altay Öktem’in söylediği gibi, tüketim toplumu kavramı da eskiyor, türetim toplumuna geçiyoruz büyük bir hızla. Aynı şeyleri tekrarlıyoruz, gerçeklerin türetilmiş hallerinin asıl gerçekler olduğunu sanıyoruz. 

Yamalarımız yanıltıcıdır
Hayatımıza eklediğimiz yamalar yanıltıyor bizi. Aşkın, ruhun, bedenin, görüntünün, gürültünün boşluğu gittikçe büyüyor ve ‘ben’ kavramı büyük bir hızla kayboluyor. Belki de çok daha büyük, toplumsal bir tek ‘ben’in küçük bir ayrıntısı oluveriyoruz. Kendi boşluğumuzu doldurmaya çalışırken, farkında olmadan genişlettiğimiz boşluğun içinde kaybolup gidiyoruz hepimiz. Öyleyse, haklı değil mi Altay Öktem ‘İçimde Bir Boşluk Var’ kitabında “Her türlü erdem gayri meşrudur” derken? Bu sıradan bir deneme kitabı değil de, boşlukları tespit ve teşhis eden bir kitapsa sahiden, bu kitabın yazarı olarak, “Yazmak bir boşalma biçimiyse, ben içinize boşalıyorum” demekte haklı değil mi?
Yine benzer bir biçemle yazılan ‘Yaram Yanlış Yerde’ adlı kitabın, ‘İçimde Bir Boşluk Var’ın devamı niteliğinde olduğu ve ikisinin birlikte bir külliyat oluşturduğu dikkatli okurun gözünden kaçmamıştır. Böylece, boşlukların ardından yaralar da deşifre edildi; insan sadece psikolojik değil, fizyolojik bir varlık olarak, toplumsal alandaki yeriyle birlikte, acımasızca ele alınmış oldu. Acımasızca diyorum, çünkü zirvenin aslında aşağıda olduğunu, büyümenin de bir sınırı bulunması gerektiğini, çünkü kanatların sadece küçük olmasının değil, gereğinden fazla büyük olmasının da uçmaya engel olduğunu söyleyen bir yazardan, ihtiyatlı olmasını, kimseyi rencide etmemesini, nabza göre şerbet vermesini bekleyemeyiz elbette. Bu yüzden de ‘İçimde Bir Boşluk Var’ yayımlandığı yıl başucu kitabı ve herkesin kendi içindeki boşlukları deşifre eden bir ayna olarak değerlendirilirken, ‘Yaram Yanlış Yerde’ bir ‘yeraltı felsefesi’ olarak adlandırıldı. 

Asla aşk değildir...
‘İçimde Bir Boşluk Var’daki ‘Aşk Filmine İki Bilet Alınmaz’ başlıklı yazısına göz atalım Altay Öktem’in. Sahiden, neden alınmaz? Aşk filmi seyretmek, âşık olamayanların ama âşık olma özlemiyle yanıp tutuşanların edimidir. O yüzden de tek kişilik bilet alınır aşk filmlerine. Gerçekten âşık olanlarsa, aşk filmi seyretmek yerine, tenhalara çekilip aşklarını yaşarlar. Bundan doğal ne var?
Biliyorsunuz, Ataol Behramoğlu’nun Aşk İki Kişiliktir adlı şiirine cevap olarak Aşk Üç Kişiliktir adlı şiiri yazan da yine aynı Altay Öktem’dir. Yeraltı felsefesi olarak tanımlanan bu kitaplarında, bunun gerekçesini de açıklamıştır zaten: İki kişi ancak tek kale maç yapabilir, satranç oynayabilir vs. Aşk için, üçüncü bir kişi daha gereklidir. Çünkü aşk, bir başkasının varlığına rağmen, iki kişinin arasında yaşanan bir duygudur. Issız adada sadece iki kişi varsa, o iki kişi birbirlerinden hoşlanabilir, sevişebilirler de… Ama üçüncü bir kişi yoksa, yaşadıkları şey asla aşk değildir. Aşk, başkasına rağmen yaşanabilir ancak!
Altay Öktem, içimizdeki boşluğu doldurmaya, yok etmeye, kapatmaya çalışmıyor. Boşluğun genişlemesine göz yumuyor, hatta –dilim varmıyor ama- zevk alıyor sanki bundan. Böylece, bizi kendimizle yüzleştiriyor. Bu yüzden de, ‘İçimde Bir Boşluk Var’ın dönemi hiç kapanmıyor, yaşadığımız her zaman diliminde önemini hiç kaybetmeyen, hatta arttıran bir kitap olarak başucumuzda bulunmayı hak ediyor.

İçİmde Bİr
Boşluk Var
Altay Öktem
Everest Yayınları
2011, 154 sayfa, 12 TL.


    ETİKETLER:

    kitap

    ,

    aşk

    ,

    Araba

    ,

    zaman

    ,

    maç

    ,

    deşifre