Böyle bir sinema mümkün!

Mike Wayne'nin 'Politik Film'i Üçüncü Sinema pratiğini geniş bir bağlam içerisinde yeniden değerlendiriyor
Haber: Burak BAKIR / Arşivi

Birinci Sinemanın (Anadamar/Egemen Sinema ) hegemonyasını iyice güçlendirdiği, İkinci Sinemanın (Sanat/Auteur Sineması) büyük ölçüde festival gösterimleri ile sınırlı kaldığı ve Üçüncü Sinemanın ise neredeyse unutulduğu günümüzde, kuramsal yaklaşımların önemi bir kez daha hatırlanabilir. Teori, sadece olup tamamlanmış bir süreç hakkında değil ama bazen de pratiğin önünü açan bir itici güçtür. Bugün söz konusu kavramlar eski içeriklerine sahip olmasa da Üçüncü Sinema genellikle Üçüncü Dünya Sineması ile ilişkili biçimde kavranmıştır. Ne var ki böylesi bir coğrafi sınırlandırma açıklayıcı değildir çünkü Üçüncü Sinema politik bir sinemadır. Onun politikasını belirleyen ise emperyalizme ve kapitalizme karşı girişilen kurtuluş mücadelelerinin devrimci ve sosyalist politikası belirler. 

60’larda ortaya çıktı
Mike Wayne’nin ‘Politik Film’i Üçüncü Sinema pratiğini geniş bir bağlam içerisinde yeniden değerlendirir. Bir yandan bu uygulamaların Birinci ve İkinci Sinema ile olan ilişkisini çözümler. Pontecorvo’nun Cezayir Savaşı filmi, her üç sinemanın birbirleri ile olan ilişkisini tanımlayabilmek açısından önemli bir örnek işlevi görür. Üçüncü sinemanın 1960’lada ortaya çıkmış olması ve onun özellikle anti-emperyalist karakteri bu filmi değerlendirme noktasında önemli bir kriterdir. Gelgelelim bu film Wayne’in de belirtmiş olduğu gibi bir Üçüncü Sinema örneği değildir.
Muhtemelen Üçüncü Sinema denilince akla gelen ilk örnek Fernando Solanas ve Octavio Getino’nun Fırınların Saati filmi ve Üçüncü Bir Sinema Doğru adlı manifestolarıdır. Hem film hem de özellikle manifesto diğer iki sinema ile olan bağlantıları koparma noktasında ilerler. Wayne’in bu anlamda, manifestoyu, diğer sinema anlayışları ile diyalektik ilişkiye girmemesi noktasında eleştirmesi anlamlıdır. Her ne kadar Üçüncü Sinema anlayışı öncelikle biçimsel bir sorun etrafında kendisini kurmuyorsa da bu biçimin göz ardı edildiği anlamına gelmez. Ne var ki sinemasal biçim diğer sinemasal anlatı yapıları ile olan ilişkisi içerisinde şekillenecektir. Üçüncü Sinemanın çoğu kez kurmaca ile belgeseli birleştirme çabasında, kurmaca olan yapıların Birinci Sinemaya olan yakınlığı da gözden kaçmayacaktır ve bu tutum çoğu kez eleştiri konusu yapılmıştır. Söz konusu eleştirilerin kaynağı, dönemin Avrupa sinemasındaki, modernist- avant-garde hareket dolayımı ile ortaya konulduğu nokta da, Wayne’in Üçüncü Sinema’nın Bakhtinci karakteri üzerine vurgusu anlam kazanmaktadır. 

Asıl soru: Ne yapmalı?
Üçüncü Sinemayı anlamak için bir kez daha onun tarihsel kökenlerine dönmek gerekmektedir. Bu tarihsel kökenler 1900’lerin başlarında, Marksizm ile sanat arasındaki ilişkide ve tartışmalarda bulunmaktadır. Böylelikle bir kez daha Lukacs, Benjamin ve Brecht arasında yaşanan tartışmalara ve bu tartışmaların dışında kalmış olan, ancak Marksist estetiğin yetiştirdiği en önemli kuramcılardan bir olan Bakhtin’e bakmak gerekecektir. 1900’lerin başında Avrupa işçi sınıfı mücadeleleri ile 1960’ların sömürgecilik karşıtı mücadelesi arasındaki bağlantılar ve ilişkiler estetik kuram ve uygulamada da yer alır ve bunların çözümlenmesi günümüz dünyası için de bir takım cevaplar barındırabilir.
Wayne’in metninin önemi, sadece Üçüncü Sinema ya da sosyalist, devrimci bir sanat anlayışının tarihinin ayrıntılı bir okunuşundan kaynaklanmamaktadır. Bunun ötesinde bugün için bir takım cevaplar ve sorular barındırmasında yatmaktadır. Yaşadığımız zaman diliminde Üçüncü Sinemanın mümkünlüğü üzerine verilen evet cevabı siyasal bir cevaptır ve Wayne metnini en az bu kadar politik olan başka bir soru ile bitirir. Asıl sorun, Lenin’den yüz yıl sonra halen, ‘Ne Yapmalı’dır?

POLİTİK FİLM
Üçüncü Sinemanın Diyalektiği
Mike Wayne
Çeviren: Ertan YILMAZ
Yordam Yayınları
2011, 192 sayfa, 12 TL.