Bu hava, bu toprak, bu su

Bu hava, bu toprak, bu su
Bu hava, bu toprak, bu su
'Bu Su'yu ister farkındalığınızı geliştirecek bir 'kişisel gelişim' kitabı, ister erken ölmüş iyi bir edebiyatçının elinden çıkmış çarpıcı bir metin olarak okuyun...

12 Eylül 2008’deki intiharından çok kısa bir süre önce tanıştım David Foster Wallace’ın kitaplarıyla. Türkçede ilk yayımlanan Bu Su oldu. İnsana iyi gelen bu kitap, şu günlerde içinde bulunduğumuz ruh haline o kadar denk düşüyor ki... Açıklayayım: David Foster Wallace’ın 2005 yılında Kenyon College mezunlarına yaptığı lirik konuşmanın metni olan Bu Su, üç balığın öyküsüyle açılıyor. Birlikte yüzen iki balığın yanından geçen yaşlı balık, “Su nasıl?” diye soruyor. “Biraz daha yüzdükten sonra genç balıklardan biri diğerine dönmüş ve sormadan duramamış: ‘Su da neyin nesi?’”
Hayat iki şekilde yaşanır: Farkına vararak ve varmayarak. Her gün geçtiğiniz sokaktaki ayakkabı tamircisini aylar, yıllar sonra fark ediyorsanız; bir sabah olsun, otobüs durağına yan sokaktan gitmeyi aklınızdan geçirmiyorsanız ve hele İstanbul gibi bir şehirde yaşayıp da ara sıra yeni sokaklar keşfetmiyorsanız, hayatınızı yaşayan siz değilsiniz demektir.
Farkındalığın esas olduğu ailede doğan David Foster Wallace’ın babası felsefeci, annesi ise dilbilimci. Yemekte konuşurlarken bir dilbilgisi hatası yaptıklarında, annesi o hata düzeltilene kadar öksürürmüş. Wallace, özellikle babasına duyduğu hayranlığın sonucu, küçük yaşlardan itibaren felsefeyle ilgilenmeye başlamış. Yirmi yıldır mustarip olduğu depresyonun, sürekli ilaç kullanmak zorunda kalmasının ve son yıllarda ilaçlarında yapılan değişikliklerin intiharına zemin hazırladığına inanılıyor. Kırk altı gibi erken bir yaşta, ardında üç roman, üç öykü, yedi de deneme kitabı bırakarak aramızdan ayrıldı.
David Foster Wallace’ın kitaplarının en önemli ortak özelliği, zekice işlenmiş bir ironi barındırıyor olması. Bir söyleşide, eserlerinin bu yönüyle ilgili sorulan bir soruya şöyle cevap verir: “Mizah, acıdan kaçmanın ya da onun şeklini değiştirmenin bir yolu... Şöyle derler: Bazen mizah, kafesteki kuşun söylediği, kafesi yücelten bir şarkıdır. Her ne kadar kuş ondan nefret ediyor olsa daÖ”
Şu sıralar, Türkiye meydanlarından taşan çeşitli protesto gösterilerinin mizah dergilerine kapak olması bunun en yerinde göstergesi değil mi? Dayatmalara itiraz ettiği için dayak yiyenlerin, zamların, vurgunların ve yalanların “eğlenceli” tasvirleri sizin de içinize işlemiyor mu? Metin Üstündağ’ın bir röportajında söylediği gibi, şu an Türkiye’deki neredeyse tek bağımsız medya, mizah dergileri. Güncel olayları, verili olanın dışında, bambaşka bir çerçeveden gösteriyorlar ve çoğu zaman okuyanı ‘ana akım’ medyadan daha fazla ve daha doğru bilgilendiriyorlar. Bu Su’da Wallace’ın da en çok altını çizdiği nokta, nasıl düşünüleceğinin öğrenilmesinin ne kadar hayati olduğu. “Nelere odaklanacağımızı ve yaşadıklarımızdan nasıl bir anlam çıkaracağımızı seçmek için yeterince bilinçli ve farkında olmak demektir bu. Çünkü yetişkin biri olarak böyle bir seçim yapamaz veya yapmak istemezsiniz, başınız beladadır.”
Bu belalara birkaç örnek: Bir dedikodu yüzünden gayrimüslim vatandaşların dükkânlarının vitrinlerini alaşağı ediyorsanız; sigara, çay, vs. her türlü sebepten birine kızdınız diye soydaşlarının üstüne yürüyorsanız; gözünüzü en çok boyayan partiye oy veriyorsanız, başınız beladadır.
Kısacası, Bu Su’yu ister farkındalığınızı geliştirecek bir ‘kişisel gelişim’ kitabı, ister erken ölmüş iyi bir edebiyatçının elinden çıkmış çarpıcı bir metin olarak okuyun... Yeter ki gözden kaçırmayın ve okuyun.
“Auswitch’ten sonra şiir yazılamaz” demişti Adorno. Auswitch’ten sonra din, dil, ırk ayrımcılığı da olmamalıydı; ne lokal, ne global, ne de insanın olduğu herhangi bir yerde. Yıl 2010. Çoğunluğu tarihten bihaber, kültürün çok uzağına düşmüş bir güruh, verdiği tek emek içine doğmak olan bir kimliğin öbürlerinden üstün olduğuna inanıyor. Bundan daha fantastik, daha mizahi bir şey olabilir mi?
Kürdünden, Romanından, Ermenisinden zoru olan ülkem. Aynaya bak güzelim. Bu o, bu da sensin.

BU SU
David Foster Wallace
Çeviren: Hakan Toker
Siren Yayınları
2009
142 sayfa, 10 TL.