Bu hayatın neresindeyiz?

Bu hayatın neresindeyiz?
Bu hayatın neresindeyiz?
Christopher Potter'ın evrenin kısa tarihini anlattığı 'Buradasınız'adlı kitabı, zaman zaman ana kucağı gibi olan ortamı dürtecek
Haber: BURCU ARMAN - burcu@beyazkadincataldilli.com / Arşivi

Çocukların evreni, hayal güçleri kadar büyüktür. Yaratıcılığın sonsuzluğu evrenlerini de büyütür. Ama hayatın gerçeği: Çocuklar büyür evren küçülür. Hani küçükken sahip olduğumuz o devasa oyuncakların yıllar sonra ne kadar minik olduğunu fark etmek gibi. Yıllar geçtikçe ‘küçülen’ nesnelerin etrafındaki sorunlar büyür sanki. Ve bu büyümenin etrafında düşündüklerimizin sınırları kendiliğinden çizilir. Hangimiz anlamını bile bilmediğimiz tümevarım yöntemiyle evrenin gizemini çözmeye çalışmadık? ‘Buradasınız: Evrenin Kısa Tarihi’ kitabının yazarı Christopher Potter da çocukluğunu evrenin sınırlarının ötesinde ne olduğunu hayal ederek geçirenlerden. Her şeye herkesin aklından geçebilecek bu soruyla başlıyor: “Eğer evren var olan her şeyi içeriyorsa o neyin içinde?” Ama onun tutkusu, anne babaları bir süre sonra çileden çıkarabilen sorulardan ileri gitmiş belli ki. Zira hangimiz ev adresinin sonuna şehir ve ülkenin ardından; Dünya , Güneş sistemi ve Galaksi diye eklemeyi düşündü?
Artık hepimiz evrenin genel prensiplerini biliyoruz. Gece gündüzün, mevsimlerin nasıl oluştuğunu, suyun kaldırma kuvvetini… En azından bir çocuğa ya da Potter’ın izini sürdüğü mantıkla düşünürsek, bir uzaylıya anlatabilecek kadar bilgiliyiz. Belki de yalnız bildiklerimizin kuytusuna sığınıp kendimizi evren denilen sonsuz boşlukta biraz olsun huzurlu kılmaya çalışıyoruz. Christopher Potter’ın bu ana kucağı ortamını biraz dürteceğini söyleyebilirim. “Evren üzerine düşünmekten hoşlanmayız çünkü her şeyi kapsayan enginlikten korkarız. Evren bizi bir zerreye indirger, boyutun önemli olduğu fikrinden kaçmamızı zorlaştırır” diyor Potter. Yani en başa dönmek gerekirse küçülen evren değil aslında bizim kabul ettiklerimiz çerçevesinde şekillenen dünya.
Biz beklerken uzadığı, acelemiz varken de kısaldığı yönünde şüpheye düşüren zaman gibi... Oysa 10 bin yıl öncesinden, insanların çiftçiliğe geçtiği dönemlerden beri zamanın hesaplanabilir olduğunu biliyoruz. Bu bilgilerin üzerine Herakleitos’un aynı nehirde iki kere yıkanamayacağına dair cümlesini de aklımızın bir köşesine yazdık. Yani emin olduğumuz ‘şeyler’ kutucuğuna bir artı daha koyduk. Ve belki de fark etmeden dünya üzerindeki yerimizi ezberleyiveriyoruz. Bu yüzden de evrene dair soruları oyuncaklarla birlikte dolaba kaldırdık. Ya da yalnızca bilim insanlarının deli zekalarına emanet ettik. 

Ego, ölçümden mi çıktı?
Potter’a göre bize sunulan evrene güvenmemizin nedenleri var (bunu yaparak kendimizi güvende hissetmek istememiz dışında) Bunlar sorgulamadığımız, sorgulamayı aklımıza getirmediğimiz şeylerden biri ya da birkaçı. Ölçü de bunların başında geliyor kuşkusuz. Elimizdeki ölçüm birimlere güveniyoruz öyle değil mi? Ama ezber bozmaya yemin etmiş Potter, felsefenin sonsuzluğundan faydalanıp güveninizi sarsmaktan hiç çekinmiyor. İnsanlığın dünyayı ilk ölçmeye kalkıştığı zamanlarda kendini her şeyin merkezinde düşünmesiyle ‘benmerkezciliğin’ ortak paydaya yerleşmesi de bunlardan biri belki de. Bu Kopernik’le başlayan bir devrime saygı duruşu aslında. Zira 1543’te Kopernik tüm bu benmerkezciliğe son veren bir ilkeyi ortaya çıkartan bilim insanının ta kendisi. Buna göre evrenin merkezinde yer alan dünya değil güneşti. Yani insanlık evrenin merkezinde olmadığı gibi ne cismen ne mecazen herhangi bir şeyin merkezinde değildi (Gelin de bunu egoya anlatın şimdi).
Ölçümlerle anlatmaya başladığı evren Potter’ın zihninde kilometrelere, nanometrelere, dakikalara ve çağlara ayrılıyor. Bilim adamları her bir adımı bir öncekinin on katı kadar büyüterek kullanıyor ölçüm parametresini. Kitapta da bölümlere ayrılan bu parametrelerin arasında kaybolurken keyifli bilgilere rastlamak mümkün. Gündelik hayatımızın büyük bir kısmını 1 metreyle 10 metre arası uzunluktaki nesnelerle temas halinde geçirdiğimiz, tıraş bıçağını alıp cildinize değdirip kaldırana kadarki süre zarfında sakalınızın birkaç nanometre uzaması, dünyanın henüz üç dakikalıkken elektronların hakimiyeti altına girmesi gibi…
Bilgilerle kuramların ışık hızıyla birbirinin içinden geçtiği kitap, popüler bilime ait en keyifli anlatımlardan birine sahip. Bunda tabii ki Potter’ın kendisinin bilim insanı olmayışının da etkisi var. Zira anlatımındaki sadelik, sadece sizin sorduğunuz soruları cevaplama niyetiyle değil, kendini de tatmin etmek için yola çıkmasından kaynaklanıyor. Üstelik son zamanların maddelerden oluşan “kısa bilgi” kitaplarının yanında neden sonuç ilişkileri içinde okuduğunuz bilgilerin daha fazla amaca yönelik olduğu kesin. İngiliz bilim insanı ve mimar Robert Hooke’un bir şişe mantarının her inç karesinde 1.259.712.000 odacık olduğunu hesaplamasına bir hap bilgi diyelim örneğin.
Oysa bu hesabın canlıların hücreli yapılarına dair ilk kanıtlardan biri olarak sunulduğu başka bir bilgi. Üzerine bir de kaşiflerin en büyük keşiflerini, aramaktan çok sayma merakıyla bulduklarını eklersek buna olsa olsa ‘keyifli bilgi’ diyebiliriz artık… Bildiklerimizi, bilmediklerimizi okuyup güvenli zemini yarattıktan sonra aldığı bilim tarihi eğitimini felsefeyle derinleştiren Potter bir anda ayağınızı kaydırıyor. İster istemez kendinizi dünyadan çok Matrix felsefesinin içinde hissediyor ve varlığından emin olduğumuz şeylerin aslında olmayabileceği fikrini aklınızdan çıkaramıyorsunuz (Aslında kaşık da yok). Bu pek de şaşırtıcı değil, zira Potter’ın da dediği gibi: “Bir kez daha evren üzerine düşünmekle kendimizi aynı anda iki kutupta buluyoruz: Eşsiz bir şekilde özel, bir o kadar da önemsiz.”

BURADASINIZ
Evrenin Kısa Tarihi
Christopher Potter
Çeviren: Elif Ersavcı Çopuroğlu
Ayrıntı Yayınları
2011, 230 sayfa, 18 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    kitap

    ,

    Popüler

    ,

    Gece

    ,

    Bilim

    ,

    Güneş

    ,

    zaman

    ,

    mimar