Bu kediyi eve alın!

Bu kediyi eve alın!
Bu kediyi eve alın!

RESİM: MUSTAFA DELİOĞLU

Yeşil gözlü, turuncu-kızıl tüylü Mırnav'ın maceralarını anlatan Mızmız Mırnav serisini dört- altı yaş okurlar, hatta belki okumaya yeni başlayanlar lıkır lıkır okuyacaklar
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Bilenler bilmeyenlere anlatmıştır. Benim iki buçuk yaşında bir kızım var. Kelimeleri, renkleri, şekilleri, hayvanları öğreten resimli kitaplardan ya da dokun hisset türü kitaplardan, hareketli, sesli kitaplardan bolca tükettik bugüne kadar ve çoktan hikâyelere geçtik. O yaşta bir çocuğun takip edeceği ve hayatından yansımalar taşıyan resimli kitaplar bulmak pek kolay değil, ki yayıncılar bütün ürkekliklerine rağmen farklı boyut ve kalitelerde, acayip yaratıcı kitaplar da yayımlıyorlar. (Tudem’in ‘Rita ve Adsız’ ile Mavibulut’un ‘Artık Kendim Yapabilirim’ serisi, Mandolin’in ‘Melis’ serisi ile ‘Küçük Beyaz Tavşan’ kitapları, Can Çocuk ’tan Behiç Ak ile Can Göknil’in bütün kitapları, Yapı Kredi Yayınları’ndan Feridun Oral’ın kitapları ya da Kırçiçeği Yayınları’nın ‘Küçük Ayı Büyük Ayı’ ile ‘Elmer’ serileri örneğin, ilk aklıma gelenler ve önerebileceklerim.) 

Yataktan kalkılıp okula gidilir mi!
Hal böyle olunca, biz de kızımla okul öncesi kitaplardan dört-altı yaş grubuna hitap edenlere sırnaşmaya karar verdik. Tam da o sıralarda Mızmız Mırnav adlı bir kız kediciğin hikâyeleriyle karşılaştık. Hikâyesi Ayla Çınaroğlu’na ait dört kitaplık bu serinin çizeri Mustafa Delioğlu’nun (başta Mırnav tiplemesiyle) artık kendini iyice aştığını, desenleriyle yer yer hikâyenin önüne geçtiğini söylersem, herhalde Çınaroğlu beni affeder…
Yeşil gözlü, turuncu-kızıl tüylü Mırnav’ın ilk macerası ‘Okulda İlk Gün’ birçok anne babanın tecrübe ettiği okul korkusunu ele alıyor. Okula kollarından çeke çeke götürdüğümüz çocuklarımızın, okulun kapısından girip de köşeyi dönünce az önceki ağlak tavrılarını hızla bir kenara bırakmalarına ve bunun sebeplerine dair bir hikâye ‘Okulda İlk Gün’ bir anlamda. Okulun ilk günü başı, boğazı, karnı, dişi, kısacası her yeri ağrıyan, her yerinden hasta olan Mırnav yataktan kalkıp okula gitmek istemez. Annesinin eve çağırdığı Doktor Tontik Amca hiçbir şeyi olmadığını söylese de, teşhişi yanlıştır. Bir kere erkenden kalkmak zordur, okulda annesi olmayacaktır yanında, bir sürü yabancı arasında tek başına kalacaktır, okul evden taa bir sokak ötededir vs… Az dert mi! 

Okumaya doyamam
Okulun ilk günü doktorun yazdığı vitamini içip dinlense de, ertesi gün kaçışı yoktur: İlk gün sendromunu yaşayacaktır Mırnav. Okulda öğretmeni ve diğer kedi arkadaşları tarafından çok sıcak karşılansa da çekingenliğini bir türlü üzerinden atamaz. Çünkü kimsenin adını bilmemektedir, bir gün önce ezberlenen şarkı ve öğrenilmiş oyunlar ona yabancıdır. Neler kaçırdığını gören Mırnav, “Keşke hastalanmasaydım da dün gelseydim okula,” diye düşünür ve çok geçmeden arkadaşlarıyla birlikte oynamaya kaptırır kendini; böylece okul da istenmeyen, sevilmeyen bir yer olmaktan çıkar.
Her çocuğun okulda bu kadar girişken ve davetkâr arkadaş bulma olasılığı var mı bilemem, ama hikâyenin özündeki “okul yeni ve ilginç bir sürü şey öğrenilen, birçok güzel, yeni arkadaş edinilen yerdir” savı, bütün anne babaların imdadına yetişebilir gibi görünüyor. Daha geceden “ sabah okula gitmeyeceğim” diye mızmızlanmaya başlayan çocuklarıyla birlikte güzel bir hikaye okumanın keyfini çıkarmalarının yanı sıra, anne baba ne diller dökerse döksün, çocuğun kendini hikayedeki Mırnav ile özdeşleştirmesi kadar işe yaramayacaktır hiçbir şey.
İkinci macera ‘Kırmızı Yastık’ta ise Mızmız Mırnav’ımız okuldaki ikinci gününe hiç huysuzluk yapmadan hazırlanır ve okula tam zamanında varır. Ancak evden çıkarken kolunun altında okul ve beslenme çantası dışında, çok sevdiği kırmızı yastığı da vardır. Çünkü tahta sırada oturmak hiç rahat değildir (yalansa söyleyin!). Annesi kimsenin okula yastık götürmediğini, yastığı sürekli evden okula, okuldan eve taşımasının zahmetli olacağını söylese de Mızmız Mırnav kararlıdır. Okulda yastığını yerleştirip sırasına, üzerine bir güzel oturur, ancak ders sırasında kayıp düşer yastığı ve artık üçüncü
düşüşünde yaptığı resme dalıp gitmiş olan Mırnav yastığın yokluğunu fark etmez bile. Ardından türlü oyunla geçirilen teneffüs gelir ve yaramaz bir mırnav kırmızı yastığı futbol topu niyetine kullanarak haşat eder. Kendini oyuna ve derse kaptıran Mırnav yastığını ancak okul çıkışında hatırlar. Sınıfa geri koştuğunda yastığının çok hırpalandığını görünce önce ağlayacak gibi olur. Tahta sıraya oturmanın da rahat olduğunu, zaten zilin hemen çaldığını ve sürekli bahçeye çıktıklarını anlatarak annesine, olayı rasyonalize eder, böylece de üzüntüsünden kurtulur.
‘Kırmızı Yastık’ da özellikle, okula en sevdiği oyuncağını yanına almadan gitmekte ayak direyen çocuklar için ayrı bir anlam ifade edecek bir hikâye. Ya da büyüklerin deyişiyle “okulda ders, evde oyun”! kıymet verdiğimiz bir oyuncağın okula kaybolma, hırpalanma ve bizim de üzülmemiz ihtimali üzerine sevimli bir resimli hikâye. Mızmız Mırnav’ın maceraları ‘Öğretmenler Onur Günü’ ve ‘Pastel Boya’ ile devam ediyor.
Bizim kısalta kısalta okuduğumuz bu dört hikâyeyi özellikle dört- altı yaş okurların, hatta belki okumaya yeni başlayanların kısaltma ihtiyacı hissetmeden, lıkır lıkır okuyacaklarından eminim. Umarım Ayla Çınaroğlu bir an önce yeni maceralarını yazar da Mızmız Mırnav’ın biz de bu tatlı kedi yavrusuna biraz daha doyarız. 

OKULDA İLK GÜN
KIRMIZI YASTIK
ÖĞRETMENLER
ONUR GÜNÜ
PASTEL BOYA
Ayla Çınaroğlu,
Mustafa Delioğlu
Uçanbalık Yayınları
2011
her bir kitap 32 sayfa ve 9 TL.