Bu kitabı bedeninizde rahatlıkla ve neşeyle okuyun

Bu kitabı bedeninizde rahatlıkla ve neşeyle okuyun
Bu kitabı bedeninizde rahatlıkla ve neşeyle okuyun
Kitabını 'ünlü ayyaşlara ve pek değerli frengililere' armağan eden François Rabelais, efsanevi dev Gargantua'nın yaşamını anlatırken dönemin yasal, politik, dini ve toplumsal kurumlarını eleştiriyor
Haber: EMRE TÜRÜN - emreturun@gmail.com / Arşivi

Gelişmesi için yeterli süre olan on bir aydan sonra annesinin kulağından doğan, doğar doğmaz diğer bebekler gibi ağlamak yerine “İçki! İçki! İçki!” diye haykıran, babasının günlük süt ihtiyacını karşılamak için 17913 inek ısmarladığı, kendisini hayranlıkla izleyen Parislilerin ilgisinden bunalıp 260418 Parisliyi idrarıyla boğan bir dev Gargantua… ‘Gargantua’da kitabın yazarı François Rabelais’nin tabiriyle ‘Pantagruel’in Babası Muhteşem Gargantua’nın Oldukça Ürkütücü Yaşamı’na konuk oluyoruz. Rabelais, baba-oğul iki dev olan Pantagruel ve Gargantua’nın maceralarını anlattığı beş ciltlik külliyatının en bilinen eseri ‘Gargantua’da koyu bir mizahla Gargantua’nın yaşamını anlatırken bir yandan da Ortaçağ’ın kahramanlık destanlarına, mitoloji karakterlerine ve zamanının ünlü kişilerine göndermelerde bulunuyor.
Rönesans’ın başlangıcını müjdeleyen ve zamanının hümanist entelektüellerinden biri olan Rabelais’nin 1494 yılında doğduğu tahmin ediliyor. Çocukluğunun ardından ailesi tarafından manastıra gönderildi. Din eğitimini tamamlamaya yaklaşırken sınırlı ve yandaş bir eğitim aldığını fark eden ve Rönesans’ın ışığıyla gözleri kamaşan Rabelais, dini kurallara göre yaşamaktan vazgeçerek Paris’e tıp eğitimi görmeye gitti. Manastırda geçirdiği yılların etkisiyle skolastik düşünceden ve katı kilise kurallarından oldukça uzaklaşan Rabelais, ‘Gargantua’da ironileriyle ve alaycı üslubuyla kilise dahil bir çok kuruma üstü kapalı şekilde sert eleştirilerde bulunduğu için dönemin prestijli kurumlarından Sorbonne tarafından yasaklandı. 

Tatlı Gargantuamızın hayatı
Rabelais, modern romanın ilk örneklerinden kabul edilen kitabında, Gargantua’nın yaşamını karnaval havasında anlatırken fantastik bir roman görüntüsü çiziyor fakat aynı zamanda arka fondaki 16. yüzyıl Fransa’sını da tarihsel gerçekliğe bağlı kalarak anlatıyor. Kitabı oldukça farklı bir üslupla kaleme alan Rabelais, zaman zaman Gargantua’nın hikâyesinden koparak okuyucuya sesleniyor ve açıklamalarda bulunuyor. Yeri geldiğinde başka bir kitaptaki bilgi yanlışlığına kızarak kendi fikrini okuyucuya kanıtladıktan sonra ‘Gargantua’nın renkli hayatını anlatmaya devam ediyor. Okurken sık sık rastladığımız, nicelik belirtirken verdiği abartılı ve detaylı sayılarla ise zaten hümanist ve obur bir devi anlatarak yarattığı esprili üslubuna katkıda bulunuyor.
Rabelais’nin kendi tabiriyle ‘tatlı Gargantua’mızın hayatı kitapta elli sekiz bölümde anlatılıyor. Tuhaf bir şekilde doğan Gargantua, beş yaşına kadar ülkedeki diğer tüm çocuklar gibi zamanını yiyip içip uyuyarak geçiriyor. Beşinci yaşının bitimine doğru babası Grandgousier, Gargantua’nın tuvaletteki temizliği hakkındaki buluşunu dinledikten sonra oğlunun tanrısal özellikleri olan bir zekâ ve büyüleyici bir dehaya sahip olduğunu düşünüp masraftan kaçınmayarak ona en bilge sofistler tarafından ders aldırıyor. Bu uzun eğitimin sonunda Gargantua bilge bir adam oluyor. Fakat Grandgousier, oğlunun aldığı eğitimden memnun kalmayarak yeni bir eğitmen tutuyor ve dönemin Fransa’sında gençlerin nasıl bir eğitim aldığını görmek için hep birlikte Paris’e gidiyorlar. Gargantua, Paris’te eğitimine devam ederken Lerne çörekçileri ve Gargantua’nın memleketindeki çobanlar arasında çıkan kavga savaşa dönüşüyor. Lerne kralı Picrocholes, kralı Grandgousier’ye karşı ayaklanıyor fakat Grandgousier savaşa girme konusunda tereddüt ediyor çünkü yıllardır barış içinde yaşadığı Picrocholes’la savaşmak istemiyor. Fakat bir türlü uzlaşmak istemeyen Picrocholes savaşı kaçınılmaz hale getiriyor. Çünkü komutanlarıyla birlikte Grandgouiser’ye karşı ayaklandıktan sonra tüm dünyayı fethetme hayalleri kuruyor. Picrocholes, kitapta iyinin karşısında yer alan ve kötülüğü simgeleyen tipik açgözlü ve şeytani karakterdir. Gargantua ve adamları Picrocholes ve ordusunu bozguna uğratıyor ve sonrasında Gargantua mağlup tarafa atalarının yaptığı gibi barışı ve iyiliği öğütleyen bir nutuk çekiyor. Esirlerin hepsine iyi davranıp serbest bırakıyor. Gargantua, bu savaşta yanında olan tüm Gargantuistleri ödüllendiyor. Sıra büyük kahramanlıklar gösteren arkadaşı keşişe geldiğinde, keşiş kendi görüşleri ve arzusu doğrultusunda bir manastır kurmak istiyor. Gargantua, keşişin isteğini kabul ediyor ve Theleme bölgesini keşişe bağışlayarak manastırı inşa etmesine yardım ediyor. 

Manastırdan gelen felsefe
Theleme manastırında yaşayanların bütün hayatları yasalara, tüzüklere veya kurallara göre değil, kendi serbest iradelerine ve keyiflerine göre düzenleniyor. Manastırda, Gargantua’nın koyduğu tek bir kural geçerli oluyor: ‘Ne istiyorsan onu yap’. Rabelais, burada liberter vurguları olan Thelemizm felsefesini yaratıyor. Eski Yunanca ‘Theleme’, yani ‘irade’ sözcüğünden gelen Thelemizm’de insanlar ahlaki kuralları kendi iradeleri ve istekleri doğrultusunda uyguluyorlar. Bu ütopik düzen, hümanist bir inanç formu olarak görülebilir ve Thelemizm, hümanistlerin Rönesans’la birlikte şekillenen insan idealinin tıpkı bir manifestosu gibidir.
‘Gargantua’, çevirmenin açıklamalı dipnotlarıyla okunması daha rahat ve zevkli hale getirilmiş. Sizi, Rabelais’nin vaat ettiği gibi güldürecek ve siz de okurken imgelem gücünün çağrıştırdığı kavramların ardında daha derin anlamlar aramaya devam edeceksiniz. Ayrıca kitaptaki ilüstrasyonlar da 19. yüzyılda yaşamış olan Fransız ressam, ilüstratör, baskı ve resim sanatçısı Gustave Dore’a ait ve kitabın eğlenceli dokusuyla adeta iç içe geçiyor. Rabelais, kitabının önsözünün sonunda size kitabı nasıl okumanız gerektiğini de söylüyor. Bu samimi tehdide kulak vermenizde fayda var: “Şimdi keyfinize bakın sevgili dostlarım ve bundan sonrasını bedeninizde rahatlık, böbreğinizde sağlık niyetine neşeyle okuyun! Fakat bana bakın eşek kafalılar, sağlığıma kadeh kaldırmayı unutursanız kafanızı kırarım hepinizin, kaldırın kadehinizi ki ben de karşılık vereyim size.”


Gargantua’nın oyuncak atları
Sonra, hayatı boyunca iyi bir binici olsun diye ona tahtadan güzel, büyük bir at yaptılar. Bindiği bu tahta atı zıplatıyor, şaha kaldırıyor, çifte attırıyor ve dans ettiriyordu; yürütüyor, tırıs gitmesini sağlıyor, rahvan sürüyor, eşkin götürüyor ve dört nala koşturuyor, ardından engel atlatıyor, deve adımlarıyla ve eşek gibi sürüyordu. Ve keşişlerin ayine göre cüppe değiştirmesi gibi, atının tüylerinin rengini değiştiriyor, dorudan karaya, aldan kıra, sıçan tüyünden geyik tüyüne, inek tüyünden zebra tüyüne, bozdan alacaya ya da beyaza döndürüyordu.
Kalın bir kütüğü av atı yaptı kendine; bir başkasını da koşum atı olarak seçti gündelik kullanım için; büyük bir meşe kütüğüne ise koşum taktırıp manejinde kullandı. Ayrıca on on iki kadar yarış atı ve yedi tane de posta arabası atı vardı. Uyurken hepsi başucunda duruyordu.
Bir gün, Painensac senyörü ihtişamlı maiyetiyle birlikte babasını ziyarete geldi; aynı gün Frabcrepas dükü ve Mouillevent kontu da oradaydı. Bence ev, özellikle de ahır kısmı bu kadar insan için fazla dardı. Bunun üzerine Painensac senyörünün kâhyası ve seyisi, evde başka boş ahır olup olmadığını öğrenmek için gizlice küçük delikanlı Gargantua’ya yanaşarak evin efendisinin asıl atlarının nerede olduğunu sordu; çocuktan al haberi, diye düşünmüşlerdi.
Bunun üzerine Gargantua onları şatonun ana merdivenlerinden sürükledi ve ikinci salondan geniş bir galeriye geçirerek büyük bir kuleye götürdü. Yeniden merdivenleri tırmanmaya başlamışlardı ki seyis kâhyaya, “Bu çocuk bizimle dalga geçiyor: Evin üst katında ahır mı olur,” dedi. Kitaptan

GARGANTUA
François Rabelais
Çeviri: Birsel Uzma
Everest Yayınları
2011, 270 sayfa, 14 TL.