Bu odanın canı var!

Bu odanın canı var!
Bu odanın canı var!
Stephen King'in 'oteldeki hayaletli oda' temasına kendini kaptırıp kaleme aldığı '1408' adlı hikâyesi, 2007 yapımı filmde çok daha zengin bir içeriğe ulaşıp, hikâyenin kışkırttığı 'hayal gücü'nün yansımalarını görselleştiriyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Yazdığınız neredeyse her şeyin (abarttık biraz ama!) sinemalaştırıldığına yaşarken (Shakespeare gibi öldükten sonra değil!) tanık olmak, tüketim toplumlarının çarkları arasında zaman zaman ‘isteğiniz doğrultusunda’ un ufak edilmek, korku (kimi zaman bilimkurgu/bilimkurgusal korku/gerilim) edebiyatını popüler kulvarda koşturmak ve de bu alanda ‘marka’ olmak, sanıyoruz ki Stephen King dışında başka bir yazara nasip olacak ‘meziyetler’ değil. Sinema için Steven Spielberg neyse, korku edebiyatı için de King adına aynı şeyleri kimi nüansları da göz ardı etmeden söylemek yanlış olmaz...
Edebî değerler konusunda bazı sıkıntıları olsa da, öykü kurma konusunda tartışmasız biçimde ‘lider’ olmayı hak eden bir performansı var King’in. Yazmak konusunda hiçbir sorunu olmayan, yazdıkça yazan ve okurları ‘gizem’in başrole soyunduğu hikâyelerin göbeğine atan yazar, sinemayla olan bağını da sınırlara taşımayı başaran bir görüntü çiziyor. Metinlerinin sinematografik yapısı, bu özelliğinin kolayca beyazperdeye yansımasının başlıca müsebbibi belki de. Kitaplarını okurken yakalanan rahat iletişim imkânı, sinema uyarlamalarında da aynen korunuyor ve izleyicinin karakterlere, giderek öyküye hâkim olması kurallaşıyor. Kimi uyarlamalarda yaşanan sinemasal handikapları da hasıraltı etmeden şunu söyleyebiliriz rahatlıkla: Stephen King’in sinemayla olan evliliğine benzer bir durumu görmek bundan sonra hiçbir yazara nasip olmayacak!
1959’da, yani henüz 12 yaşındayken yazmaya başlayan ve o günden bu yana da sayısız ürün ortaya koyan Stephen King, birçoğunu okumasak da beyazperde veya beyazcam aracılığıyla ‘bildiğimiz’ külliyatıyla ‘kıskandıran’ bir yazar. Yazma işini bir ‘proje’ gibi değerlendiren ve ‘formül’ konusunda uzmanlaşmış olan King, kısa hikâyelerinden romanlarına kadar neredeyse her eserinde ‘görülebilir’ bir biçemi takip ediyor. Haliyle bizler de bu durumu ‘canlandırma’ yoluyla kolayca bünyemize hapsedebiliyoruz.
Yazarın 2002’de yayımlanmış 14 hikâyeden oluşan kitabı ‘Karanlık Öyküler’in 1999 tarihli 12. (13. olmasını beklerdik!) hikâyesi ‘1408’, King’in buradaki her hikâyeye yaptığı gibi bir girişle başlıyor. Aslında bu hikâyeye ‘On Writing’ adlı ‘eğitici/öğretici’ kitabı için başladığını, bir hikâyenin nasıl geliştirileceğini göstermek için yazdığını söylüyor King. Ama sonrasında ‘oteldeki hayaletli oda’ temasına kendini kaptırıp bunu tam bir hikâye haline getirmeye karar verdiğini belirtiyor ve bu temanın kışkırtıcılığına vurgu yapan cümleler kuruyor.
Hikâyenin ne anlattığına gelirsek... Çok satan ‘hayaletli mekânlar’ kitapları yazarı Mike Enslin’in, New York’taki Dolphin Oteli’nin ‘lanetli olduğu varsayılan’ 1408 (rakamların toplamı 13!) numaralı odasına girme çabalarını ve ardından girip ‘boyunun ölçüsünü almasını’ okuyoruz hikâyede. Yaklaşık 40 sayfalık hikâyenin ‘hazırlık’ bölümünde, Enslin’in otel müdürü Olin’le uzun ve ‘öğretici’ muhabbetini takip ediyoruz. Olin, yazarı bu odaya girmemesi için ikna etmeye çalışıyor, odanın laneti üzerine bildiği her şeyi anlatıyor. Enslin’inse ikna olmaya niyeti yok. Daha önceki ‘kof’ lanetli mekânlardan biri olduğunu düşünüyor buranın da.
1408 numaralı odaya girdiğindeyse buranın ‘yaşayan bir organizma’ olduğunu hissettiren şeyler geliyor başına. Gerçekle yanılsamanın iç içe geçtiği bu yerde, yalanlarla dolu kitaplarında anlattıklarının ‘doğru’ yüzünü görüyor ve çıkışsızlığı yaşıyor. Odadan çıkıp çıkamadığına dair bir şey söylemeyelim, ama odayla pek âdil olmayan bir ‘savaş’a giriştiğini de belirtelim...
Bu hikâye, Stephen King’in en iyilerinden biri değil belki, ama ele aldığı konunun herkesi etkileyebilecek havasıyla tırmanışa geçiyor. Bir otel odasında sizden önce kimlerin kaldığını, nelerin yaşandığını bilememenin getirdiği ‘kuşku tohumları’nı saçıyor bu hikâye. King, bu avantajı iyi değerlendirerek okuru ‘özdeşleşme’ tuzağına düşürüyor ve her şeyi açmayarak ‘hayal gücü’nü kışkırtıyor. Bu manipülasyon, meyvelerini veriyor ve okuduğumuzun ötesindekileri görme isteği uyandırıyor, beynimizin derinliklerinde ‘başka bir hikâye’ kurgulamamıza vesile oluyor. 

Kişiselliği öne çıkaran bir uyarlama
Stephen King’in manipülatif hikâyesiyle ‘yazdıklarımız’, aslında sadece bizim değil, bu hikâyeden uyarlanan aynı adlı 2007 yapımı fimin üç kişilik senaryo ekibinin de düşündükleri belli ki. Zira filmi izlerken, King’in hikâyesinin nasıl dallanıp budaklanabileceğini görüyor, ‘kaynak’ın yarattığı hayal gücünün yansımalarını takip ediyorsunuz.
John Cusack’in Mike Enslin’i canlandırdığı Mikael Håfström imzalı film , Samuel L. Jackson’ı da otel müdürü Olin rolüyle karşımıza getiriyor. Hikâyenin önüne epeyce bir malzeme sıkıştıran senaristler, Enslin’in yazarlık kariyerini ve kişisel dünyasını deşifre ediyorlar bir miktar. Enslin ile Olin arasındaki uzun muhabbetse hikâyeyle film arasındaki en yakın yer. Burada birçok replik aynen korunuyor, Olin’in Enslin’i ikna etme çabalarına fazlaca müdahale etmiyor senaristler.
Senaristlerin hayal gücünün zirve yaptığı yerse, tıpkı bizim hikâyeyi okurken hissettiğimiz gibi 1408 numaralı odanın içinde yaşananlar. King’in metninde belli bir alana sıkıştırılmış olan hikâye, filmde iyice genleşiyor ve bambaşka bir boyuta taşınıyor. ‘Odanın ruhu’, Mike Enslin’i köşeye hapsederken birçok ‘yeni hamle’ göze çarpıyor. Kimi noktalarda hikâyeye tutunuyor film, ama ekstra malzemelerle zenginleştiriyor orijinal metni. Aynen uyarlansa, ancak yarım saatlik bir televizyon filmi olabilecek hikâyeyi sündürürken metnin bayatlamasına izin vermiyor senaryo ekibi, hatta daha ileri bir noktaya taşımayı başarıyor. Özellikle görsel ve işitsel efektlerin de yardımıyla Stephen King’in yazdığının epeyce ötelerine gidiyor filmin etkisi. Filmdeki ‘oda içi gerilimi’ne montajlanan kimi unsurlar, bir yandan ‘1408’i sınırlarından arındırırken, öte yandan da ‘oteldeki hayaletli oda’ teması üzerine yaşadığımız gerilimi bir adım öteye götürüyor.
Mike Enslin’in kişisel dünyasının oda içine taşınmasıysa filmin ritmini belirleyen temel unsur oluyor. Yazarın ayrıldığı karısı ve yakın zamanda kaybettiği kızı, bu odayla birlikte yeniden hayatına giriyor, ‘tutunacak bir dal’ işlevi görüyor. Filmin finaline de sirayet eden bu durum, iyice kişiselleşen hikâyenin seyirciyle daha kolay iletişim kurmasını da sağlıyor.
Brian De Palma’nın 1976’da çektiği ‘Günah Tohumu’yla (Carrie) başlayan beyazperdedeki Stephen King hakimiyeti, geçen 35 yıl içinde iyisiyle kötüsüyle yığınla uyarlama izletti bizlere, dahası da yolda. Stanley Kubrick’ten John Carpenter’a, Frank Darabont’tan David Cronenberg’e, Rob Reiner’dan Taylor Hackford’a, Bryan Singer’dan Lawrence Kasdan’a kadar birçok önemli sinemacının ilgi alanına giren King hikâyeleri, gelecekte de yedinci sanat üzerindeki etkisini sürdürecek gibi görünüyor... Şikâyetimiz yok!
Not: ‘1408’in DVD’sini raflarda bulabilirsiniz.

KARANLIK ÖYKÜLER
Stephen King
Çeviren: Canan Kim
Altın Kitaplar
2002, 463 sayfa, 21 TL.