'Bu şiddet beyaz tenimize işledi'

'Bu şiddet beyaz tenimize işledi'
'Bu şiddet beyaz tenimize işledi'
'Çağdaş Arap Kadın Şairler Antolojisi'nde 15 Arap ülkesinden 33 şairin şiirlerine yer verilmiş. Antolojide, şairlerin yaşamlarıyla ilgili bilgi vermek de amaçlanmış, ancak çoğunun yalnızca doğum tarihleri ve doğdukları yerler var
Haber: GONCA ÖZMEN / Arşivi

Ortadoğu ve Arap ülkelerini, kültür ve sanatlarından önce, siyasal ve toplumsal sorunları bağlamında tanıyoruz. Çoğumuz, yalnızca Fransız edebiyatından en az yirmi şair adı sayabiliriz; ama bütün Arap edebiyatından kaç şair biliriz? Coğrafi, tarihsel ve kültürel yakınlığımıza karşın; Arap sanatı, edebiyatı ve şiiriyle ilişkilerimiz ne yazık ki oldukça zayıf. Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Batılılaşma anlayışının etkileri büyük kuşkusuz. Araplar için, bizim edebiyatımız açısından da durumun pek farklı olduğu söylenemez. Bu yüzden son yıllardaki Arap ve İran halklarıyla aramızda kültür-sanat, edebiyat yoluyla dostluk kurulmasına katkıda bulunan II. Antakya Uluslararası Sanat Edebiyat Günleri’ne Suriyeli yazarların katılması, ‘Komşu Aç Kapıyı: I. Türkiye -İran Edebiyat Günleri’ benzeri kimi etkinlik ve çeviri girişimleri desteklenmeli diye düşünüyorum. 

Filistin’in şiiri
Arapçadan yaptığı şiir çevirileri çeşitli dergilerde ve kitap olarak yayımlanan şair-çevirmen Metin Fındıkçı daha önce çevirip hazırladığı ‘Çağdaş Arap Şiiri Antolojisi’nin yanına bir yenisini daha ekledi: ‘Çağdaş Arap Kadın Şairler Antolojisi’. Abu Dabi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nden ayrı bir ülke olarak alındığı antolojide, 15 Arap ülkesinden 33 şairin şiirlerine yer verilmiş. Bu ülkelerden sekizi bir şairle (Abu Dabi, Bahreyn, Cezayir, Kuveyt, Suudi Arabistan, Sudan, Ürdün, Yemen), ikisi ikişer (Fas, Irak), ikisi üçer (B.A.E., Filistin), ikisi de dörder (Lübnan, Mısır) şairle temsil ediliyorlar. Suriye’den ise yedi şairin şiirleri var. 33 şairden ise ikisinin üçer, on dördünün ikişer ve on yedisinin birer şiirine yer verilmiş. Çoğu şairin -bir kaçı uzunca olmakla birlikte kimileri oldukça kısa- yalnızca birer şiirinin alınmasının, onları tanımaya yetmeyeceği açık. Maliyet ve şiir kitaplarının -hele de çeviri şiir kitaplarının- satış rakamlarını düşünürsek, çevirmenin Önsöz’de değindiği “yayıncının aba altında gösterdiği sopayı”; S. Arabistanlı Emel Biyumi, Suzan Dehnim; Tunuslu Amina Said, Ürdünlü Selma El Cayusi, Cezayirli Hasa El Bekri Limarani gibi şairlerin yokluğunu anlayabiliyoruz. Buna karşın, Fındıkçı’nın kitap bütünlüğünde şiirlerini çevirdiği Hannan Avvad ve Fatiha Mürşit’ten niçin şiir almadığını anlamak zor. Kimi şairlerin antoloji dışında kalmalarının nedeni yalnızca sayfa sınırlılığı da değil. Fındıkçı’nın şiir-şair seçme ölçütleri arasında “iyi şair olma”, “kendi ülkeleri dışında belirli birer yerlerinin bulunması”, “birkaç basılı kitabı olması” yanında “şiir beğenisine uyma” da var ki antolojilerin nesnel olmaları gerekliliği açısından bu tutumu tartışılabilir.
Antolojide, şairlerin yaşamlarıyla ilgili bilgi vermek de amaçlanmış, ancak çoğunun yalnızca doğum tarihleri ve doğdukları yerler belirtilmiş. Çünkü “bazı ülkelerin kadın şairlerinin yaşamöyküsü bulunmamaktadır. (…) Bunun nedeni kocası, çevresi ve yaşadığı ülkenin getirmiş olduğu baskı ve yasaklar… Üniversiteyi bitirmiş bir kadın, şiirle uğraşıyor ama yaşamöyküsünü açıkça yazamıyor.” B.A.E’nden Latife Kari’nin, Suudi Arabistan’dan Halide İsmail’in, Suriye’den Lina El Tayibiy’in, Yemen’den Heda Ablan’ın doğum tarihleriyle doğdukları yerler bile belli değil.
Antolojideki şairler arasında Iraklı Nazik El Melaike, Filistinli Fetva Tukan, Faslı Ayşe Basri gibi tanıdık isimlere karşın, ilk olarak karşılaştıklarımız çoğunlukta. Melaike, Arap şiirini dinsel söylemin etkisinden kurtararak, biçimi ve biçemiyle kalıplarını kırıp yönünü değiştiren şairlerden biri örneğin. Modern İngiliz şiirinden etkilenmiş, Arap şiirine çağdaş bir dil ve söyleyiş kazandırmıştır. Geleneksel şiir biçimleriyle çağdaş dünya ve yaşamın yansıtılamayacağını düşünen şair, deneysel şiirler yazarak serbest nazımın başlatıcılarından olmuştur. Çoğunun gerçekleşmeyeceğini bilse de “kumdan düşler” kuran Melaike, “ hayat yeryüzünde yaşanacak gökte değil” benzeri dizeleriyle, özgürlüğün simgesi güvercinlerin ya kafeslerde ya da namluların hedefinde olduğu gerçeğini unutmaz. Rita Avvat’ın “Gecenin Son Çığlığı Filistin” şiirinde olduğu gibi, Filistinli şairler de halklarına uygulanan şiddet ve vahşeti, acıları, ihaneti duyumsatırlarken; düşlerinde hep zaferi görür, zafer çığlıkları duyarlar. Filistin şiirinin ünlü isimlerinden, doğduğu kent Nablus’ta İsrail işgali altında ölen Fetva Tukan, “Ve ekin / Savaşan halk için filizlenir. /…/ Bu toprağın ağzında yücelir ve ölürüm” der bir şiirinde. Mısırlı Fatma Nakut da işgal altında bulunan topraklardaki yaşam koşullarının zorluğuna, baskılara ve ölümlere değinir: “Bütün girişler izinle olur bu topraktan kovulanlara /…/ Polisler aspirini bile araştırıyor /…/ Ancak beyaz bedenlerimiz unutmayacak / Bu şiddet beyaz tenimize işledi”. Ala Halit de “Beyaz tenin çığlığı”nı duyurur. Iraklı Fatiha Hasan, “Savaşa Dipnot” düşer. Kuveytli Sadiye Mafrah “Deve üstünde sallanan düşler”e karşın, “Yaşamda çınlar / Vahşet” diye yazar. 

İktidara karşı olmak
Arap dünyasındaki kargaşa, yeni oluşum ve değişimler, emperyalizme karşı verilen savaşa ek olarak, şair kadınlar da dinin ve erkek egemen toplumlarındaki katı geleneklerin, bağnaz değer yargılarının baskısı altında, kendi kimliklerini ve özgürlüklerini elde etme savaşımı veriyorlar. İslam dininin şairlere ve şiire olumsuz yaklaşımını, ataerkil Arap toplumlarında kadının durumunu düşünürsek, bu geleneksel toplumlarda hem kadın hem de şair olmak baştan bir aykırılık. Şair kadınlar için sanat ve edebiyat, dillerini yaratma çabası otoriteye/iktidara karşı bir tavır alış, bir varoluş yolu. Geleneksel şiirin deyiş özelliklerinin dışına çıkarak, “cinsi latif”likten, ev melekliğinden, erkeklerin yazdıkları şiirlere ilham perisi olmaktan kurtulmaya çalışıyorlar. Bu ülkelerin çoğunda kadın olmanın, yani “lanet”lenmenin, şeytan sayılmanın zorluğuna bir de şairliği eklemişler. Böylece kimlik kazanmış, adlarını “yok”luktan kurtarmış ve kadınların kapalı kapılar ardında, peçe altında yaşadıkları, dışarıdan görünmeyen acılarını yazıya dökmüşlerdir.
Toplumsal, politik, ekonomik, kültürel sorunlar içinde, kadınların sorunlarını eleştirel ve gerçekçi bir yaklaşımla dile getiren Arap şair kadınlar, çoğu zaman birbirine yakın ya da ortak konu ve izlekleri şiirleştirmişlerdir. Çünkü benzer toplumsal-kültürel koşullar altında yaşamak, aynı dinden olmak, aynı dili kullanmak, ulusal bilinç kazanmak ve çağdaşlaşma özlemi, aralarında ideoloji ve dünya görüşü yönünden az çok bir yakınlık doğurmuştur. Çoğu toplumsal içerikli şiirlerin arka planında benzer sorunlara çözüm özlemini, özgürlük ve eşitlik istemlerini görüyoruz. Arap kadınların öfkelerini umuda dönüştüren bu lirik şiirlerde, en sık rastlanan sözcükler de ‘yalnızlık’, ‘suskunluk’ ve ‘düş’. Kitaptaki bazı şiirlerin benzer adları, yeryüzündeki adımları engellenen, baskı altında tutulan, şiddet gören suskun kadınların ve onların sesi olan şair kadınların düşlerde, şiirlerde yürüyüşlerinin yansımaları bir bakıma. Arap şair kadınlar, kimi zaman “suskunluğumla öleceğim” deseler de ülkelerindeki adsız kadınların boğazlarında dizilen öfke ve yası seslendiriyorlar.
Metin Fındıkçı’nın, Arap şiirini doğrudan Arapçadan çevirmesi üzerinde ise özellikle durulmalı; çünkü Arap şairlerden yapılan çevirilerin çoğu -aralarında Fransızca yazanlar olmakla birlikte- ikinci dildendir. Fındıkçı, aynı zamanda şiirlerdeki vurgu ve tonlamalarla şairlerin farklı seslerini, kişisel deyiş farklılıklarını yansıtabilmiş. Gerek Arap şiirini yakından tanıması, gerekse antolojideki kimi şairlerin (Nazik El Melaike, Gade Seman, Ayşe Basri, Fetva Tukan) kitap bütünlüğünde şiirlerini çevirmesi ve sanatlarının inceliklerini bilmesi nedeniyle şiirleri aynılaştırma/tek tipleştirme sakıncasının üstesinden gelebilmiş.
Çağdaş Arap Kadın Şairler Antolojisi’ndeki şiirlerde, farklı ülkelerden şair kadınların duygusal, düşünsel, tinsel dünyalarını, duyarlık, incelik ve sorunlarını dile getirdiklerini; din, gelenekler ve yaşamsal gerçeklik kıskacındaki sıkışmışlıklarından düşsele uzanışlarını, kızgın çöllerde nasıl şiir vahaları oluşturarak çorak dünyalarını zenginleştirdiklerine tanık oluyoruz. Onlar, “Suskunluğun kuşatmasında söylenmeyeni söyleyerek” kadınların yazgısını değiştirmeyi amaçlıyorlar. Ne iyi ki antolojinin son şiiri de umutla bitiyor: “Sonunda güzel bir özgürlük olacak.”

ÇAĞDAŞ ARAP KADIN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ
Çeviren: Metin Fındıkçı
Hayal Yayınevi
2010
104 sayfa
12 TL.