Bunları okulda öğrenmezsiniz

Bunları okulda öğrenmezsiniz
Bunları okulda öğrenmezsiniz
Elliot Engel 'Oscar Nasıl Wilde Oldu?'da, büyük sürprizlerle karşılamıyor bizi ama görünüşün altındakini yakalayabilmek için bir çaba gösteriyor, anlattığı yazarı edebiyat tarihi içinde değerlendirmeyi de ihmal etmiyor
Haber: SEMA ASLAN - sema@semaaslan.com / Arşivi

Elliot Engel, İngiliz edebiyatı alanında uzmanlığı olan ve –hiç şüphesiz, konusuna yaklaşımıyla öğrencilerinin ve okurlarının ilgiyle takip ettiği bir isim. İngiliz diliyle ilgili çalışmaları, dilin oluşumu ve bu dilde verilmiş yapıtların analizleriyle yazarlarının biyografilerini içeriyor. Böyle yazıldığında ne yaparsanız yapın, kulağa bir parça soğuk ve sıkıcı gelen bu ‘uğraşı’, Engel’ınki gibi tutkulu bir kalemin yaratıcılığından izler taşıdığında, tüm bilimsel mesafesine rağmen gündelik bir hal alabiliyor. Yani, edebiyat fakültesi öğrencilerinin kitaplığında bile bulunmayan, ancak gerekli hallerde gidip fakülte kütüphanesinden alınarak okunan bir kitabı değil de, hiç uzmanlığınız olmadığı halde başucunuzda tutmak isteyeceğiniz ve gece uyumadan evvel birkaç sayfasını çevirme ihtiyacını duyacağınız kitabı düşünün; o kitabın yazarı işte, Engel.
‘Oscar Nasıl Wilde Oldu?’ kitabının altbaşlığı da zaten ‘…Ve Diğer Edebiyatçıların Okulda Öğrenmediğiniz Yaşamları’. Bizimki gibi bir eğitim sistemi olan toplumlar için bu altbaşlık çok fazla şeyi ima ediyor olabilir. Elliot Engel, kendi kısa biyografisini –ya da yaşamından anlamlı bir kesiti paylaştığı ilk bölümde, okulda öğrendiklerimizin ya da öğrenmediklerimizin hayatımızda nasıl da belirleyici olabildiğini örnekliyor. Esasında avukat olacağını düşünürken katıldığı bir Dickens semineri ve Chaucer dersiyle ilgisini İngiliz edebiyatına yönlendiren Engel, büyük ihtimal benzer bir şeyi şimdi de kendi öğrencilerine yapıyor; onlara, cisimleriyle kendilerini korkutan yazar ve yapıtları renkli anekdotlar eşliğinde ve doğallıkla anlatıyor. 

‘Kapalı’ bir hayat
Kitapta eserleri ve yaşamları mercek altına alınan yazarları tek tek anlatmaktansa, kendi okuma deneyimimden hareketle, sadece birkaçını aktarmak istiyorum. İlk okuduğum isim, Jane Austen oldu; hem, yazarın bir kadın yazara yaklaşımını merak ettim hem de Jane Austen gibi kısa ve ‘kapalı’ bir hayat sürmüş biri hakkındaki ilginç anekdotları merak ettim. Elliot Engel, Austen metninde öncelikle dönem İngiltere’sinin koşullarlı ışığında kadın yazar – erkek yazar meselesine değiniyor. Bir kadının o dönemde yazı yazabilmesinin nasıl da şaşırtıcı olabileceğini, kim bilir nelerle savaşmak zorunda olduğunu anlatırken, dile odaklanıyor ki bence bu metnin en ilgi çekici satırları da bu satırlar. Sözgelimi: “Erkekler, kendilerince edebiyatın ilgi alanı olarak belirledikleri konuların, birçok kadının hiç bilmediği şeyler olmasına dikkat ederlerdi.” Erkekler hakikaten de bunun için bir mesai harcamış olabilirler mi, diye düşünmek mümkün; biraz abartılı bir kasıt, değil mi? Ama belki de öyle değildir çünkü birkaç satır sonra Engel, bu kez de dildeki oyunlara işaret ederek, kasıt dediğimiz şeyin nasıl da gözü pek olduğunu gösteriyor: “Aslına bakarsanız, çok yakın bir döneme dek kadınlar yazar olarak kabul edilmedi. Bir zamanlar kullanılan özgün terim ‘yazar’ değil, ‘yazan’dı. Nicedir ‘yazar’ sözcüğünü kullanıyoruz ama bu aslında başka bir sözcüğün kısaltılmış hali. Sözcüğün kökeni yazar (author) değil, yetki sahibidir (authority). Kadınlar, ailevi konular dışında hiçbir konuda yetki sahibi olamadıkları için yazar da olamazlardı.” Dil oyunlarıyla sürüp giden bu yazıda, Jane Austen’ın tüm bu toplumsal ve dilsel koşullara rağmen, nasıl da İngiliz edebiyatının ilk büyük kadın yazarı olabildiğini inceliyor Engel.
Victoria döneminin kadın yazarı George Eliot, bir diğer isim. Engel, yine dönem koşullarını anlatıyor –bir kadının nelerle ‘yükümlü’ olduğuna değiniyor: Yemek yapmak, dikiş dikmek, ev temizliği, inekleri sağmak ve elbette koşulsuz itaat etmek vs. Sonra biraz daha öznesine eğiliyor... Kendi kendine İtalyanca ve Almanca öğrenerek çeviriler yapan, yine kendi kendine piyano çalmayı öğrenen Mary Ann Evans –nam-ı diğer George Eliot, müstehcen bir eylem olduğuna inanarak okumayı bir noktada kestiğinde, zekâsı başına epeyce iş açmış olmalı. Fakat Eliot, okumayı yaşamının başka bir döneminde daha bırakacaktı. Artık özgür düşüncenin bir neferi olduğu yıllarda bile itaatkâr tutumlarının ara sıra gün yüzüne çıktığının göstergesi bir örnek: Babasının hastalığından kendi özgür düşünüşünü sorumlu tutup, aylarca okumadan, yazmadan geçirilen günler… Ancak babasının ölümünden sonra bu tutumla taban tabana zıt bir karar: Taşralı bir kadın olduğu halde tek başına Londra’ya giderek orada yazarlığının temellerini atma kararı… Dönemi için ahlâk dışı sayılabilecek bir evlilik, sonra ikinci bir ‘sıradışı’ evlilik. Tüm bu hikâye son derece ilgi çekici olmakla birlikte, entelektüel bir zihnin arka planını verdiği için de önemli. Zira George Eliot, döneminin önemli entelektüelleri arasında gösterilir. Onun yazarlığının diğer büyük yazarlarınkinden hangi açılardan farklı olduğunu anlamak için de bu hayat hikâyesi önemli. Dolayısıyla okulda öğrenmediğimiz o ‘diğer şeyler’ epeyce kıymetli. 

Görünüşe aldanma!
Kitaptaki sırayla gidiyorsak, Emily Dickinson’a bakmamız gerekir. Kadın şair. Döneminin tek kadın şairi. Elliot Engel, okurun içine su serpecek kadar yalın anlatıyor öznesini. Dickinson’ın çağdaşlarından farkı nedir? Yani, kadın olmasının dışında… Şiirlerine başlık koymaması, onları sadece numaralaması –ki bu dönem için fazlaca iddialı bir tavır, destan gibi uzun uzun yazılan şiirlerin aksine kısa şiirler yazması, Tanrı’nın sesine öykünmemesi vs. Fakat tüm bu özgünlük cesaretine rağmen Emily Dickinson yaşamı boyunca ancak tek bir eleştirmenin konusu olabilmiş –üstelik talihsiz bir yorumla: “Bu şiirler besbelli fazla duygusal, utangaç, terbiyeli, isterik bir kız kurusu tarafından yazılmış.”
Şimdi, Elliot Engel’ın yorumu: “Emily Dickinson önemli olayların geçmediği, hiç dikkate değmeyen bir yaşam sürdü. Hayatı ilk bakışta pek sıkıcı görünebilir ama bu görünüşün altında uçsuz bucaksız bir derinlik vardır.” Bu yorum önemli çünkü bu yorum, kitabın genelinde Engel’ın tutunduğu tavrın da ipucunu içeriyor. Elbette sadece kadın yazarları anlatmamış Engel ve anlattığı kadın yazarlarının sayısı da sadece yukarıda isimleri geçenlerle sınırlı değil. Fakat üzerine eğildiği isimlere yaklaşımı aynen yukarıda kurmuş olduğu cümledeki gibi: Görünüşün altındakini aramış Engel. Büyük sürprizlerle karşılamıyor bizi ama görünüşün altındakini yakalayabilmek için bir çaba gösteriyor, konusuna bütüncül yaklaşıyor, ele aldığı yazarı bütün bir edebiyat tarihi içinde değerlendirmeyi de ihmal etmiyor, dilinin yalın olmasına özen gösteriyor ve popülist olmamayı da beceriyor.
Meraklısına not: Kitapta Shakespeare, Edgar Allan Poe, Charles Dickens, Charlotte ve Emily Bronte, Mark Twain, Thomas Hardy, Oscar Wilde, D. H. Lawrence, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway, Robert Frost, Geoffrey Chaucer, Robert Browning ve Elizabeth Browning ile Sir Arthur Conan Doyle bir arada.

OSCAR NASIL WILDE OLDU?
…Ve Diğer Edebiyatçıların Okulda Öğrenmediğiniz Yaşamları
Elliot Engel
Çeviren: Zeynep Avcı
Sel Yayınları
2011, 290 sayfa
20 TL.