Büyük resimdeki Amerikan toplumu

Büyük resimdeki Amerikan toplumu
Büyük resimdeki Amerikan toplumu
Philip Roth'un 'İnsan Lekesi'nde, Coleman'ın hayatını ve ilişkilerini okurken modern hayatın ve modern insanın çaresizliğinin ve depresyonun büyük resmin kendisi olduğunu görmek mümkün
Haber: EMRE TÜRÜN - emreturun@gmail.com / Arşivi

Modern çağımızın insanı, söz konusu ahlak olunca statüsü veya sınıfı fark etmeksizin kendilerini aklamak istercesine ‘ahlaksızlığı karalama kampanyası’ başlatmaya bayılır. Belki de içlerindeki bastırılmış lekenin, lekesizliklerini topluma kanıtladıkça yok olacağına inanırlar. Tıpkı, 1998 senesinde patlak veren Bill Clinton–Monica Lewinsky skandalında olduğu gibi... Tüm Amerikan halkının ve dünya basının aklında bir başkanın cinsel yaşamı ve Beyaz Saray’dan bir memurun başkanla cinsel ilişkiye girdiğini itiraf ettiği telefon görüşmeleri kaydı vardı. Bu skandalı kınayan herkes, mükemmel bir etik anlayışına sahip olduğunu ve bu üst ahlak yargılarıyla birlikte üst insan olma yolunda ilerlediğini tüm çevresine ilan ediyordu. Amerikalı yazar Philip Roth ise kitabı ‘İnsan Lekesi’ne bu skandalın Amerikan toplumunun hastalıklı psikolojisini nasıl gözler önüne serdiğinden bahsederek ve toplumun ve medyanın ahlak bekçiliği yapmasına saldırarak başlıyor.
‘İnsan Lekesi’, Roth’un daha önceki romanlarında da yer verdiği kurmaca roman kahramanı Nathan Zuckerman’ın anlatımıyla şekilleniyor. Nathan bir yazar ve kendini toplumdan ve hastalığı gereği cinsellikten soyutlamış bir şekilde bir dağ kulübesinde yaşıyor. Nathan’ın komşusu Coleman Silk ise romanımızın başkahramanı. Coleman, yetmiş bir yaşında, beyaz görünümlü bir siyah, Yahudi ve emekli bir klasik eserler profesörü. Devrimci bir dekan olarak nitelendirildiği Athena Üniversitesi’nden kendisine yöneltilen ırkçılık suçlamaları nedeniyle emekliye ayrılmak zorunda kalıyor. Coleman, bir ders esnasında, sınıfına hiç gelmemiş olan iki öğrenciyi kastederek sınıftaki diğer öğrencilere, “Bu insanları tanıyor musunuz? Böyle birileri var mı yoksa bunlar hortlak mı?” diye bir soru yöneltiyor. Fakat bu iki öğrencinin de siyah olması ve ‘hortlak’ kelimesinin İngilizce’de aynı zamanda siyahlar için söylenen aşağılayıcı bir terim olan ‘spook’ karşılığında kullanılması nedeniyle hakkında yapılan şikâyetle üniversiteden atılıyor. 

Toplumu trajedisi
Coleman, karısı Iris’in ölümüyle bir gün Nathan’ın kapısını çalıyor ve karısının ölümüne üniversiteden atılmasına neden olanların neden olduğunu iddia ediyor. Bunun üzerine halihazırda bi yazar olan Nathan’ın bu konu hakkında bir kitap yazmasını ve kendisini de ırkçılık suçlamalarından temize çıkarmasını istiyor. Nathan kabul etmiyor ve Coleman da kendisi yazmayı planladığı bu kitaptan zamanla vazgeçiyor. Zamanla Nathan ve Coleman dost oluyorlar ve Coleman’ın hayatını dinlemeye başlıyoruz. Ölen karısı Iris ve Iris’ten olan dört çocuğuyla ilişkisini ve üniversitede hademelik yapan kendisinin yarı yaşındaki Faunia ile yaşadığı birlikteliği okuyoruz. Coleman ve Faunia’nın ilişkisi cinsellik üzerine kurulu ve yetmiş bir yaşındaki Coleman viagra hapı alarak bu yaşamı sürdürüyor ve bu şekilde depresyonundan kaçmayı başarıyor. Faunia varken, Iris’i, hakkındaki ırkçılık suçlamalarını ve daha birçok şeyi unutabiliyor. Roman ilerledikçe bu yetmiş bir yaşındaki emekli klasik eserler profesörünün daha çocuk yaşta zevk için şehirdeki dövüş kulüplerinde dövüştüğünü, iki sene Deniz Kuvvetleri’ne katıldığını ve donanmadan döndüğünde New York’ta ailesinden ayrı yaşarken tanıştığı Steena ile ilişkisini okuyoruz. Steena ile New York’taki dairesinde cinselliği nasıl yaşadıklarını, ikisini bir arada tutan nedenleri ve yıllar süren ilişkilerinin nasıl bittiğini görmek mümkün. 

Kulaktan dolma bilgiler
Kahramanımız Coleman’ın çocuklarıyla ilişkisi ve onları yetiştirme tarzı oldukça ilgi çekici. Her biriyle farklı bir ilişkisi olan Coleman’ın çocukları kendisiyle görüşmeyi, metresi Faunia herkes tarafından bilindiği zaman kesiyorlar. Coleman ise çocuklarının bu kulaktan dolma bilgiyle kendisine cephe almasına anlam veremiyor. Coleman’ın çocuklarına sitemini aynen bu cümlelerle okuyoruz: “…TV seyretmenize hiç izin verilmedi ama siz bir dizi film zihniyeti sergiliyorsunuz Yunanlılardan ve eşdeğer şeylerden başka hiçbir şey okumanıza izin verilmedi ama siz yaşamı Victoria tarzı bir dizi filme çeviriyorsunuz. Sorularınızı yanıtlardım. Her bir sorunuzu. Hiçbirini geri çevirmeden.” Kuşkusuz, bu bölümde bir Amerikan toplumu portresi ve analizi daha karşımıza çıkıyor. Coleman, çocuklarını ne kadar rasyonel veya septik yetiştirmiş olursa olsun, çocuklarını hazır, değersiz ve tüketmesi kolay bilgi ediniminden kurtaramıyor. 

Filmi de var!
Philip Roth, Nathan’ın ağzından kahramanımız Coleman’ın hayatını kronolojiye bağlı kalmadan parça parça anlatıyor kitapta. Karakterlerin ve yaşamlarının pek sıradışı olduğu söylenemez. Roman, karakterler arasındaki ilişkiler ve psikolojik çözümlemeler üzerinden ilerliyor. Bu noktada yazar, Coleman, Faunia ve Faunia’nın eski kocası Vietnam gazisi psikopat bir karakter olan Farley arasında kurduğu ilişki ve özellikle Faunia hakkında yaptığı psikolojik çözümlemelerle mükemmel bir ambiyans yaratıyor kitabında. Tüm bunların arasında romandaki yazarımız Nathan’ın kendisini bu karakterlerin yaşamına dahil edişi de, özellikle kitabın sonlarında fark edebileceğimiz gibi, ustaca.
Farley’nin romanın sonlarına doğru tekrar karşımıza çıkışı, Faunia hakkındaki bilinmeyen gerçekler, Faunia ve Farley’nin evliyken aralarındaki şiddetli geçimsizlik gayet başarılı bir şekilde kurgulanmış. ‘İnsan Lekesi’nde yazar Philip Roth, psikolojik olarak neredeyse çökmüş bir toplum portresi çiziyor ve aynı zamanda okuyucuyu bu toplumu oluşturan birkaç kişinin yaşamına konuk ediyor. Kitabı okurken görmemiz gereken karakterlerin hayatından ziyade daha geniş bir perspektifle bakmamızı gerektiren toplum analizidir.
Tıpkı Clinton skandalına kapılıp büyük resmi kaçırmamız gerektiği gibi. ‘İnsan Lekesi’, didaktik bir eser olarak bile kabul edilebilir çünkü kitabı okurken açıkça görüyoruz ki yoksulluk, vahşet ve politika adı altında toplumların maruz kaldığı sadizm, modern hayatın ve modern insanın çaresizliği ve çağımızın hastalığı depresyon, büyük resmin ta kendisi. ‘İnsan Lekesi’ aynı zamanda, 2003 yılında Robert Benton yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı. Başrollerinde Nicole Kidman, Anthony Hopkins, Wentworth Miller gibi isimlerin oynadığı filmi izlemeden bir de kitabını okursanız Philip Roth’a daha gerçekçi yaklaşabilirsiniz.

İNSAN LEKESİ
Philip Roth
Çeviri: Suzan Aral Akçora
Ayrıntı Yayınları
2011, 368 sayfa, 27 TL.