'Büyüsüz' dünyaya hoş geldiniz

'Büyüsüz' dünyaya hoş geldiniz
'Büyüsüz' dünyaya hoş geldiniz

Neil Gaiman

Gaiman sizi gerçekliğin içinden yavaşça alır. Sizi hangisinin gerçek olduğunu sorgulamadan kabullendiğiniz dünyanın tepesinden bırakır ve siz beyaz tavşanın ardından kuyuya düşen Alice gibi sürüklenirken, orada terk ediverir sizi
Haber: BURCU ARMAN - burcu@beyazkadincataldilli.com / Arşivi

Dua ettiğiniz, şükrettiğiniz, sinirlenip isyan ettiğiniz ya da varlığından şüphelendiğiniz hatta inanmadığınız tanrılar aramızda olsaydı? Üstelik bizim kadar çaresiz, bizim kadar şüpheci, bizim kadar kurnaz ve hatta bizim kadar aciz olsalardı? Hem de kendi aralarında ayrılarak taraf tutup üzerine bir de savaşa tutuşsalardı? Aslına bakarsanız bir Yunan ve bir Aztek tanrısının karşılaşması izlemeye şayan bir manzara sunabilirdi. Ama bu sıradan insanların değil olsa olsa Neil Gaiman gibi bir adamın gerçekliği olabilir. Tıpkı Türkçeye yeniden çevrilen ‘Amerikan Tanrıları’nda yaptığı gibi. Bu seferki, eski ve yeni dünya tanrılarının savaşı…
Eğer bu kitap sizin için yazarla bir tanışma olacaksa hatırlatmakta fayda var: Gaiman sizi hipnotize eder, gerçekliğin içinden yavaşça alır. Sizi hangisinin gerçek olduğunu sorgulamadan kabullendiğiniz dünyanın tepesinden bırakır ve siz beyaz tavşanın ardından kuyuya düşen Alice gibi sürüklenirken, tanıştığınız dünyada terk eder. Bir kere bulaştınız mı kaçış yoktur. Onun fantastik dünyası, beyaz tavşan gibi, yerin altındaki asıl renklerle sarılıdır. Sandman serisi ile milyonları hipnotize etmiş Gaiman’ın ‘büyüsüz’ dünyasına hoş geldiniz. 

İblisler televizyona karşı
Kendi halinde son derece normal bir kahraman, Gaiman’ın çoğu zaman ‘anti kahraman’ olarak üzerine oynamaktan zevk aldığı karakterdir. ‘Yokyer’in Mayhew’ü, yerin altına düşene kadar sıradan bir adamdır. ‘Anansi Boys’un Fat Charlie’si (Şişman Charlie) de tanrının bir oğullarından olduğunu anlayana kadar... ‘Amerikan Tanrıları’nın Gölgesi’yse suçunu işlemiş, cezasını çekmiş ve tek derdi karısının yanına dönmek olan ‘sıradan’ bir adamdır. Ama çıktığında ne kendi hayatını ne de dünyayı bıraktığı gibi bulacaktır. İşin doğrusu onun olaylara farklı bakabilmesi için diğer kahramanımızı nam-ı diğer Çarşamba’nın rehberliğinde gözünü yeniden açması gerekebilir. Buna gündelik hayatın içine karışmış iblisler, cinler, tanrıçalar ve melekleri fark etmek de dahil.
Kitap, tanıdık bir dünya içinde yabancılarla tanışma fırsatı gibi. Yunan tanrılarının ayaklanıp dile geldiklerini düşünmek çok şaşırtmıyor insanı. Peki ya Mısır tanrıları? Ya da İskandinav. Doğrusunu söylemek gerekirse benim dünyam için İskandinav tanrıları hiç bu kadar gerçek olmamıştı. Ama onların dile gelmesinin bir sebebi var. Ve bu sebep Amerika’nın ta kendisi. Ya da Gaiman’a göre ‘sözde Amerikalıların’. İşte zaten hikâye de burada başlıyor; bu topraklara ilk göç zamanlarında… Yerlilerin üzerine gelip yeni bir hayat kuranlar, yanlarında getirdikleri tanrılarını unutmaya başladığında, Amerika’nın yeni tanrılarıyla işte bu ‘eskiler’ başa çıkmak zorunda. Peki ya kimdir bu yeni tanrılar? Kredi kartı, otoyol, internet, telefon, radyo ve televizyon tanrıları. Üstelik son derece kibirli ve kesinlikle savaşmaya hazırlar. Çünkü kazanacaklarından eminler. Dilin bir virüs, dinin işletme sistemi, dualarınsa spamler olduğu bir dünya diye haykırıyor yeni tanrılar. “Ben ailenin hayran hayran bakmak üzere toplandığı küçük mabedim” diye ilan ediyor televizyon tanrısı, “Ben insanların adıma kurban verdiği şeyim”. Azteklerden bu yana hayal bile edilmemiş ölçekte kurban alan tanrıların Araba Tanrılar’ı olması akla uzak değil. Görünen o ki insanlık bunlarla savaşmayı bıraktığından beri iş tanrılara düşmüş… 

Gündüz düşü gibi
Gaiman’ın kalın cümlelerin ilk katmanını kaldırdığınızda geriye önce pürüzsüz bir Amerika eleştirisi kalıyor. ‘Amerikan Tanrıları’; yerlilerin toprakları üzerine hayat inşa eden, özgürlüğünün simgesinin bile başka ülkeye ait olduğu, yüzeysel tatminlerin ve daha çok yalanların yaşandığı bir ülkeyi tarif ediyor (yeni olmayan ama keskin bir dille). İkinci katmanıysa aslında yalnızca Amerika’nın değil dünyanın derisinin altında gezen bu yeni tanrıların gerçekliğini. Evimize geldiği günden beri ‘aptal kutusu’ olmakla itham edip yine de karşı koyamadığımız televizyonu ya da ‘kutsal’ alışveriş merkezlerini… Üçüncü katman hepsinin gerçekliğine bir kez daha vurgu yapan savaşlar. Nedenler basit; yeni dünya düzenin yarattığı kaotik, bencil ve egoist inanç sistemi. Artık bozmamanız gereken kuralların olduğu bir dünyadasınız. Ne anlama geldiklerini bilmeseniz bile. Taksi şoförü iblisler, hayat kadını melekler arasında gündüz düşü gibi bir hikâyenin ortasındasınız. Kahramanların isimleri farklı olaylar gerçek. 

Kimine şükran kimine kabus…
Şükran Günü’nün neden kutlandığını bilir misiniz? Hani şu büyük masalar etrafında tüm aile fertlerinin bir arada olup koca bir hindinin kesildiği özel günün. O gün aynı zamanda Kızılderililerin yas günü olduğu söylenir. Zira Şükran Günün kutlanmaya başlanış nedeni Amerikalıların topraklarını paylaştıkları Kızılderililere bir teşekkürüdür. Kitapta Yeni Amerika eskisiyle çatışırken Kızılderililer hepsinin gideceği günü bekliyor sessizce. Yazarın tabiriyle kültürel bir kahraman, Whiskey Jack, Amerika topraklarının tanrılar için doğru bir yer olmadığını anlatıyor Gölge’ye “Tanrıların yetişmesi için uygun değil. Burada iyi büyümüyorlar. Onlar yaban pirinci bölgesinde yetişen avokadolara benziyorlar.” Yerliler, sonradan gelenlere ve onların tanrıları da yoktan var olan yeni tanrılara karşı… Ve kitabın belki de tüm bu savaşı en iyi tanımlayan cümlesi aslında her şeyi açıklıyor; “Gerçekten tehlikeli olan insanlar yaptıkları şeyi yalnız ve yalnız şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğru yaptıklarına inananlardır.” Her savaşta olduğu gibi bu savaşın tarafları da ne istediklerinden eminler. Neyi istemediklerinden de. Çünkü haklı olduklarına hiç şüpheleri yok.
Gerçek ve fantastik dünya arasında öyle gelgitli bir noktadasınız ki. Tanrıların dünyayı kurtarmaya çalıştığı, ölülerin ölüp ölüp dirildiği, ifritlerle insanların seviştiği sahneler arasında Neil Gaiman’ın realistik karalamaları durup aynı kitabı okuyup okumadığınızı sorduruyor. Olayların arka planında Beatles ya da Bob Dylan şarkı söylerken Edgar Allan Poe’ya selam çakmayı unutmuyor. Kitabın başında uyarsa da, kimi zaman ölümden sonraki hayata geçip kimi zaman arafta kalsa ve hatta hepsinden geri de dönse, neresinden baktığınıza bağlı olmakla birlikte bu fantastik dünyanın ötesinde Amerikan Tanrıları son derece gerçek bir hikâyenin ürünü.. 

AMERİKAN TANRILARI
Neil Gaiman
Çeviren: Niran Elçi
İthaki Yayınları
2011, 616 sayfa, 32 TL.