Cambridge'deki Haymana

Cambridge'deki Haymana
Cambridge'deki Haymana
Kaderi başkaları tarafından tayin edilen, öznesi olamadıkları, dışına düştükleri bir dünyanın bedelini ödemek zorunda kalan insanların hayatından kısa ama çarpıcı kesitler sergileniyor 'Masumlar'da
Haber: A. Ömer Türkeş / Arşivi

MASUMLAR
Burhan Sönmez
İletişim Yayınları
2011, 159 sayfa, 14.5 TL. 


“Benim vatanım çocukluğumdu ve ben büyüdükçe uzaklaştım ondan, uzaklaştıkça da büyüdü içimde...” Böyle bir giriş ‘Masumlar’ romanının teması hakkında daha ilk elde bir fakir vermiştir. Anlıyoruz ki zamana, mekana, yitirilenlere duyulan biz özlemi anlatacak Burhan Sönmez, muhtemelen kahramanıyla birlikte bir yolculuğa çıkaracak okuyucuyu; uzak diyarlara savuracak. Yanılmayacaksınız. Haymana ovasının ücra bir köyünde başlayıp İngiltere’nin Cambride’ine düşecek yolunuz. Zihinsel yolculuklara 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan ‘Masumlar’, hem yitirilenlerin hüznünü hem geleceğe dair umudu barındıran etkileyici bir roman.
Romanın anlatıcısı Tawo’nun roman içine serpiştirilmiş geçmişinden cımbızladığımız hayat hikayesiyle Burhan Sönmez’in biyografisi arasındaki benzerlik dikkatinizi çekecektir. İkisi de Haymana köylüsü, ikisi de İstanbul’da okumuş, ikisi de solcu, ikisi de uğradığı ‘polis kazası’ nedeniyle ‘insomnia’ (uykusuzluk) hastalığından musdarip, ikisi de edebiyate meraklı… Benzerlikler roman hakkında önyargı yaratabilir. Ancak kendi hayatını romanlaştırmak için yazmamış ‘Masumlar’ı Sönmez. Kısa ama derinleşen bir anlatı kurmuş; kendi hikayesini başkalarının hikayelerini kapsayacak şekilde genişletiyor, başkalarının hikayelerini kendi hikayesine ekliyor; her şeye rağmen yaşama umudunu yitirmeyen roman kişileriyle, gidenleri ve gelenleriyle hayatı, hayatın değişen anlamlarını sorguluyor…
Aslında ilk romanı ‘Kuzey’de de aynı meseleleri dile getirmişti ve fantastik bir dünyada geçen ‘Kuzey’in kahramanı Rinda ile Burhan Sönmez arasındaki benzerlik en az ‘Masumlar’ kadar sarihti. Rinda’nın köyünü, hayatın sırlarını aramak için çıktığı Kuzey yolculuğunu Burhan Sönmez’in ve ‘Masumlar’ın Tawo’sunun köylerinden çıkıp İngiltere’ye yaptıkları yolculuklarla, Rinda’daki felsefi tartışmaları Sönmez ve Tawo’nun ilgi alanlarıyla ilişkilendirmek hiç zor değil. Ne var ki böyle bir ilişkilendirme çabası edebiyat açısından önemli gelmiyor bana. Sonuçta her yazar yazdığına yaşadıklarından, okuduklarından, gördüklerinden, duyduklarından, inançlarından bir şeyler taşır. Başka türlü yazmak mümkün mü zaten? Önemli olan malzemenin nasıl kullanıldığıdır ve Burhan Sönmez ‘Masumlar’da malzemesinden çok iyi yararlanmış.
Bir yanda Cumhuriyet tarihinin uzun yıllarını yoksunluk, yoksulluk ve sıkıntılarla geçiren Haymana köylüleri, bir yanda Brani Tawo gibi siyasi nedenlerle ülkelerini terk etmek zorunda kalmış İranlılar, diğer yanda modern toplumun atomize olmuş bireyleri… Kaderi başkaları tarafından tayin edilen, öznesi olamadıkları, kuruluşuna katılmadıkları, dışına düştükleri bir dünyanın bedelini ödemek zorunda kalan, buna rağmen yaşama şehvetle tutunan insanların hayatından kısa ama çarpıcı kesitler sergileniyor ‘Masumlar’da.
Tawo, romanın biricik kahramanı sayılmaz. Zaman zaman büyükannesi Kewe hepsinin önüne geçiyor. Kader denen kılıçla kesilmiş Kewe’nin hayatı. Annesi ve yedi ağbisi öldüğünde elma ağacına her biri için bir bez bağlamış Kewe, elma ağaçlarına bağlanmış. Küçük yaşta evlendirilmiş, genç yaşta dul kalmış. Bir göz odalı ev için ikinci kocası ile yola düşmüş Polatlı’yı, Sivrihisar’ı, Çifteler’i, Eskişehir’i, Bozüyük’ü, Bursa’yı dolanıp çiftliklerde hizmetçilik, amelelik yapmış, yedi yıl sonra köyüne dönmüş. Köklerini hatırlamak için evinin bahçesine elma ağacı dikmiş.
Ve diğerleri; Haymana Ovası’nın bütün sırlarını yoksul bir derviş gibi toplayıp beklenmedik zamanlarda evine dönen Hatip dayı; aşkı uğruna yıllarca mağaralarda, koyaklarda, kaya diplerinde yaşayan, karanlıkta uyumaktan korkarak, küçükken gördüğü yaralı askerlerinkinden daha büyük bir acıyla bağırıp şarkılar yakan Ferman; Tanrının herkese böyle bir aşk nasip etmesini, ama kaderinin başkta türlü olmasını dileyen sevgilisi Asya; kocasından kaçıp bu köye sığınıp iki kızını büyütmeye çalışan bir zamanların su gibi güzeli Pençeyüzlü kadın , sanki kardeşinin günahını çeker gibi köye bağlanan, onları fotoğraflarla ölümsüzleştiren Tatar fotoğrafçı ve ölüleriyle birlikte kalabalıklaşan bir köy… 

Dil ve kurgu
Köyü ve insanlarını hatırlamaya rastgele seçilmiş bir anda -1946 yılında- başlıyor Tawo. Her bir karakterle zaman içinde deviniyor, onların masalsı hikayeleriyle Haymana ovasının sözlü tarihini yapıyor. Yapmak zorunda Tawo. Çünkü bir lanet gibi üzerine yapışan uykusuzluğu nedeniyle rüya göremiyor. Dinlediği şeyi dinleyemediği, gördüğü şeyi göremediği, okuduğu şeyi de anlamadığı zamanlarda hikayeler rüyaların yerini tutuyor. Cambridge’deki hayatın kuru ve monoton akışından kurtulmak için sığınılacak bir düş ülkesi Haymana. Büyükannesinden, dayısından, dayısının radyosundan, annesinden öğrendiği hikaye anlatma sanatıyla, belki de köyünü terk eden sadakatsiz yetişkinler gibi olmaktan korktuğu için, şimdi köyün ve köylülerin hikayelerini hatırlıyor.
Geçmişin hikayeleri ‘Masumlar’a otantik bir boyut katmak hesabıyla girmiyor. Tersine, hatırlananlar roman kurgusunun önemli ve organik bir parçası. Şimdiki zamanın ağırlığını ortaya koyuyor, insan-doğa ilişkisininin önemini vurguluyor, doğaya duyulan özlemi dile getiriyor ve hikayeler Brani Tawo’nun hayata tutunması için umut aşılıyor… Umudu paylaşmak için hikayelerini de paylaşacaktır Tawo. İranlı Feruzah ile paylaşacaktır.
Feruzeh ve ailesi hem Şah’tan hem mollardan kaçıp gelmişler Cambridge’e. Edebiyat eğitimi gören Feruzeh ile Tawo, önce edebiyatın sonra sevginin evrensel diliyle bağlanırlar birbirlerine. Ancak henüz açılmaya fırsat bulamadan genç kız ülkesine dönmek zorunda kalır. Anca Tawo’nun kadere teslim olmaya niyeti yoktur. Feruzeh’ı bulmak için gerekirse İran’a gidecektir…
Umutların solduğu bir dünyada yaşarken filmlerden, romanlardan mutlu sonlar beklemek, mutsuzluğumuzun acısını roman kahramanlarının mutluluklarıyla dindirmek utanılacak bir şey değil. Sonunu açık etmek doğru olmaz ama ‘Masumlar’ın sonunda iki hüzünlü insanın, Tawo ile Feruzeh’in kavuşup kavuşmayacaklarının pek bir önemi yok. Öyle ya, Tawo’nun anlattığı hikayeler kaderin kılıcının keskinliğini göstermemiş miydi bize? Göstermişti belki, ama ne kadar keskin olursa olsun o kılıca boyun eğmek zorunda olmadığımızı da göstermişti. Birlikte ya da değil, biliyoruz ki Tawo ve Feruzeh yola umutla devam edecekler …
Modernizmin bunaltısıyla doğaya kaçış teması Romantikler’e özgü bir motifti. Çocukluğunda başlayıp giderek büyüyen hüznüyle Tawo’nun sesinden de kuşkusuz romantik bir tını yayılıyor. Ama hayatı değiştirmek iradesiyle Tawo’nun romantizmi için devrimci romantizm nitelemesi yapmak gerekir.
Hikayeler kurgunun parçası demiştim. Dil için de aynı şeyi söyleyebilirim. Geçmişte yalanmışlıkları, Haymanalıların hikayelerini büyülü gerçekçiliğin masalsı üslubuyla, coşkulu, lirik ve zengin bir dille anlatmış Sönmez; “Tatar fotoğrafçı daha buralarda yokken Haymana Ovası’nda kurtlar, tilkiler ve bir boz ayı dolaşırdı. Serin duvarlı evler, uluyacakları zamanı bekleyen köpekler ve gelinlerin yalnız bıraktığı pınar, akşamları dolunaya sarınarak yatardı. Ekmek az olur, ölüm sık görülür ve aşk bazen yaralı bir su gibi kanlı akardı.”
Şimdiki zamana, Cambridge geçen günlerini aktarmaya geldiğinde ise dili kesiliyor Tawo’nun. Karakterin iç dünyasını yansıtacak biçimde, cümleler kısalıyor, tıkızlaşıyor, bütünlük parçalanıyor.
“Platforma koştum.
Treni son anda yakaladım.
Koltuğa oturur oturmaz tren hareket etti.
Başımı geriye yaslayıp soluklandım.
Kendimi rayların sesine bıraktım.
Herkesin ömrü boyunca unutmayacağı bir yolculuğu varsa, benim yolculuğum belki bu olacaktı.”
İster geçmişte işter şimdide, Sönmez her iki dilde de zamanın, mekanın, o zamanlarda ve o mekanlarda yaşayan insanların, ele aldığı meselelerin hakkını vermiş. ‘Kuzey’de siyasi ve felsefi meseleleri kimi bölümde doğrudan roman kişilerinin ağzından uzun uzun aktarıyordu. ‘Masumlar’da çok daha ekonomik bir anlatım denemiş ve başarılı olmuş. Birbirini bütünleyen hikayecikler, kişi seçimleri, başka metinlere göndermeler, kısa değinmeler ile insana, hayata, umuda dair ucu açık bir roman olan ‘Masumlar’ hiç şüphe yok ki Burhan Sönmez’in kariyerinde önemli bir sıçrama noktası.