Caz Çağı'nın ışıltıları

Caz Çağı'nın ışıltıları
Caz Çağı'nın ışıltıları

F. Scott Fitzgerald

İhtişamın, şaşaanın ve benzeri tüm sıfatların bir zamanlar ne demek olduğunu zarifçe belgeleyen bir roman 'Muhteşem Gatsby'. Fitzgerald'ın trajik kahramanının malikânesindeki partilerle Caz Çağı'nı selamlıyoruz
Haber: BERRAK GÖÇER - berrakgocer@gmail.com / Arşivi

İnşaat şirketlerinin reklamlarının dört bir yanımızı sardığı şu günlerde, ‘lüks’ ve ‘seçkin’ gibi kelimeleri duymadan şuradan şuraya gidemez olduk. Bazılarında batıya göç etmeye çağrıldığımız, bazılarında seçkin ailelerin arasında yer almaya davet edildiğimiz bu reklamlardan anlayabileceğimiz üzere, insanların konforlu yaşam algıları radikal bir şekilde değişmiş durumda. İnsan bu gökdelen yığınlarını öven reklamları izlerken dünün saraylarını, villalarını, yalılarını düşünmekten kendini alamıyor. Yeşil çitli, pembe panjurlu, bahçeli müstakil ev hayali şimdiden yok olmuş gibi. Bu değişen kavramları nasıl hatırlayacak, gelecek nesillere nasıl aktaracağız? Yanıtı, her defasında dönüp dolaşıp kollarına atıldığımız edebiyatta bulabiliriz. İhtişamın, görkemin, şatafatın, şaşaanın ve benzeri tüm sıfatların bir zamanlar ne demek olduğunu zarifçe belgeleyen bir romanı, ‘Muhteşem Gatsby’yi hatırlamalı ve F. Scott Fitzgerald’ın trajik kahramanı Jay Gatsby’nin West Egg’deki malikânesindeki bitmek tükenmek bilmez partileriyle Caz Çağı’nı selamlamalıyız...
Evim… İki görkemli malikânenin arasına sıkışmıştı. Sağımdaki, nereden baksanız muazzam bir olaydı – Normandiya’daki ünlü De Ville Oteli’nin bire bir kopyasıymış; bir yanı kuleli, ince, taptaze bir sarmaşık tabakasının altında yeni, gıcır gıcır bir yapı, mermer bir havuz, yirmi dönümü aşan bir çimenlik ve bahçe. Gatsby’nin malikânesiydi bu.
İlk olarak 1925’te yayımlanan ‘Muhteşem Gatsby’, Birinci Dünya Savaşı’nı takip eden ekonomik kalkınma döneminde, Roaring Twenties (Gürleyen Yirmiler) olarak tabir edilen, toplumun refaha kavuştuğu kültürel zenginleşme yıllarında geçiyor. Fitzgerald’ın “Caz Çağı” dediği, sanatın eğlenceyle harmanlandığı bir dönemde. Bu hayata dahil olacak kadar şanslı olanların varsıllık içinde yüzdüğü, geri kalanlarınsa para havuzlarına zorla atlamaya çalıştığı bir dünya yansıyor kitabın sayfalarından da. İşte bu kalabalığın arasından Jay Gatsby yükseliyor: “Eğer kişilik, kesintisiz bir başarılı hamleler silsilesiyse, o zaman onda muhteşem bir şey vardı, yaşamın vaatlerine karşı fazlasıyla gelişkin bir duyarlılık.” 

Gatsby’nin ‘Amerikan hayali’
Gatsby’yle, komşusu Nick Carraway aracılığıyla tanışıyor, hikâyesini ondan dinliyoruz. Beş yıl önce, genç bir askerken Nick’in kuzeni Daisy’ye tutulan Gatsby, onunla beraber olmasına engel teşkil eden parasızlık sorununu çözmek için gizemli bir yolculuğa çıkar. Sonunda bambaşka bir adama dönüşmüş olarak Long Island’a, Daisy’yle kocası Tom Buchanan’ın evlerini uzaktan seyredebildiği malikânesine yerleşir. Burada Nick, Gatsby, Tom, Daisy ve çevrelerindekilerin hayatlarına yön veren ve 20. yüzyılın ölümsüz eserlerinden birini oluşturan olaylar döngüsü başlar.
‘Muhteşem Gatsby’ için birçok şey söylenebilir. Nitekim kitap , kısa olmasına rağmen üzerinde en çok çalışılmış Amerikan edebiyatı eserlerinden biri olsa gerek. Amerikan liselerinde zorunlu okuma listelerinin en başlarında geldiği için hakkında Cliffnotes gibi birçok özet kitapçığı, çalışma rehberi de mevcut. Bu materyal bolluğu içinde kaybolmamak için şimdilik tek bir –ve en sık tekrar edilen– noktaya, Gatsby’nin ‘Amerikan hayali’ne odaklanmakta yarar var.
Yokluktan gelen Gatsby, savaş döneminde ortaya çıkan özel fırsatlardan yararlanarak hem maddi hem manevi anlamda zenginleşmeye çalışır. Nitekim herkesin tasvip etmediği bir yolla da olsa, bugün reklamlarda vaat edilen lükse özenenlerin dudaklarını uçurtacak kadar para kazanmayı başarır. Öte yandan, ‘ateşkesten sonra bazı subaylara tanınan bir fırsat’la Oxford’da okumaya giderek, kültürel bağlamda da ‘zenginler’in arasına girmeye uğraşır.
Gatsby, Oxford’da yalnızca beş ay kalıyor. Fakat eğitimini tamamlaması onun için bir şey değiştirmezdi. Çünkü tüm çabalarına rağmen, Gatsby, aile adıyla belirlenen yüksek sosyetenin bir parçası olamayacaktı (soyadını Gatsby olarak değiştirse bile). Tom Buchanan onun Oxford günlerini ve halihazırdaki işlerini küçümserken de bunun altını çizmiş oluyor. Bu sınıf ayrımı, olayların yaşandığı sayfiye kasabasında da gösteriyor kendini: “Ben West Egg’de oturuyordum... Şey, ikiliden daha az revaçta olanında... Küçük koyun karşısında, kibarların tercihi, havalı East Egg’in beyaz sarayları su boyunca ışıldamaktaydı.” Daisy ile kocası East Egg’de otururken Gatsby’nin West Egg’de ikamet etmesi, dahası, âşık olduğu kadını ve onunla birlikte kurmak istediği hayatı uzaktan izlemesi, ağzıyla kuş tutsa bile kaderini değiştiremeyeceğinin bir işareti.
Bizdekinin tam tersi olarak nitelendirilebilecek bu doğu-batı ayrımı, kitapta daha genel bir çerçevede de gösteriyor kendini. Aslen batılı olan ana karakterlerin hepsi, sanki bugün Türkiye ’de gördüğümüz reklamlarla dönemin Amerika’sında karşılaşmışlar da, kendilerini verilen yaldızlı sözlere kaptırarak doğu kıyısına taşınmışlar. Ve belki Türkiye’deki bu yapı projelerine yerleşenlerde de kendini göstereceği üzere, hangi sınıftan olurlarsa olsunlar, ait olmadıkları bir yerde ayakta durabilme çabasının getirdiği ezikliği yaşıyorlar:
Anlattıklarımın bir batı hikâyesi olduğunu şimdi görüyorum – Tom, Gatsby, Daisy, Jordan ve ben, hepimiz batılıydık ve belki de doğulu yaşama ayak uydurmamızı gizlice engelleyen, ortak bir yetersizliğimiz vardı.
Romanın basit bir ‘parçalanmış bir Amerikan hayalinin öyküsü’nden öteye geçebilmesini, ‘zenginlik içinde yalnızlık’ gibi birçok klişenin üzerinden ustaca atlayabilmesini sağlayan da bu yabancılaşma hissi; insanın toplumun, ailesinin, sevdiklerinin ortasında, kendi içinde kaybolması...

İlk çeviri 1974’te yapıldı
Fitzgerald’ın üçüncü romanı olan ‘Muhteşem Gatsby’, eleştirmenlerden gördüğü ilgiyi ‘This Side of Paradise’ (1920) ve ‘The Beautiful and the Damned’in (1922) satış başarısına dönüştüremiyor. (Kitap ancak 1940’larda ve 50’lerde yeniden basıldıktan sonra ses getiriyor.) Türkçede ise ilk olarak 1974’te, Can Yücel çevirisiyle yayımlanıyor. Bugün hâlâ ulaşılabilen ve genellikle Türkçeleştirilmiş olarak kabul edilen bu önemli çeviriden bu yana kitap ilk defa Püren Özgören’in imzasıyla güncellendi.
Özgören’in kalemi, Fitzgerald’ın, yer yer anlattığı pırıltılar kadar donuk olabilen diline Türkçenin sıcaklığını katmamayı büyük bir ustalıkla başarıyor. Böylece bu yeni baskıyla, klasik bir eser için okura nitelikli bir alternatif sunulmuş. Sırada ‘Tender is the Night’ olmak üzere yazarın tüm eserleri yayına hazırlanıyor. Bununla, dünya klasiklerindeki Amerikan edebiyatı eksikliğini gidermekte önemli bir adım atılmış olduğu, su götürmez bir gerçek.

MUHTEŞEM GATSBY
F. Scott Fitzgerald
Çeviren: Püren Özgören
Everest Yayınları
2011, 184 sayfa, 12.5 TL.