Cemil'in tamamlayamadığı şeyler

Cemil'in tamamlayamadığı şeyler
Cemil'in tamamlayamadığı şeyler
İnsanı kalbinden ve aklından vuran başarılı bir Barış Bıçakçı romanı daha: 'Sinek ısırıklarının Müellifi'
Haber: SAMED KARAGÖZ / Arşivi

Dizi izleyenlerin başına sık gelen bir durum vardır. Bir diziyi yeni izlemeye başlarsınız. Dizinin daha önce yayınlanmış bütün bölümlerini bilgisayardan ve/veya televizyondan peş peşe izledikten sonra dizinin en heyecanlı yerlerinden olan bir bölümün ardından yeni bölümün yayınlanmasına kadar geçen süre zarfında ne yapacağını bilemezsin. Özellikle kalınan yer sezon finalinden sonraysa aradaki süre daha da uzundur. Günler geçmek bilmez.
Edebiyat okurları için de benzer durumlar mevcuttur. Geç keşfettiğiniz bir yazarın kitaplarını okumaya başlarsınız. Belki yayımlanma sırasına göre yaparsınız tercihinizi belki de hangi kitabı denk gelirse önceliği ona verirsiniz. Art arda yazdığı bütün kitapları okursunuz. Daha sonra yeni kitabının çıkması için gün saymaya başlarsınız. Benim için Barış Bıçakçı’nın son kitabı ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’ bu konumda bir kitap çünkü yazarın ‘Baharda Yine Geliriz’ isimli kitabı vesilesiyle tanıştım. Barış Bıçakçı’yı bu kadar geç keşfetmem benim kabahatim. Uzun zamandır beklediğim, ama geleceğiyle alakalı elimde teyit edilebilir bir verinin de olmadığı bir kitap. Hatta bir dönem kulislerde Barış Bıçakçı’nın artık kitap yazmayacağı laflarının da dolaştığını düşünürsek bu kitap yolda yürürken bulunan piyango biletine büyük ikramiye çıkması gibi. ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’nden önce biraz Barış Bıçakçı’dan bahsetmek gerek. 

Maç için uçağa binmek
Barış Bıçakçı eserlerinden de anlaşılacağı üzere Ankara ’da yaşıyor. Sadece yaşamakla kalmıyor, biz okurlarına da yaşatıyor. Bıçakçı için Ankaralı kâfi değil, aynı zamanda tam bir Ankaracı. Gene yazdıklarından anladığımız kadarıyla futbolla arasında sıkı bir bağ mevcut. (Burada bir parantez açmak gerek. 2009 yılında Alman yazarlar ve Türk yazarlar arasında bir futbol maçı yapıldı. Radikal gazetesi spor yazarı ve aynı zamanda çevirmen olan Bağış Erten’in organizasyonu sahiplenmesiyle hayata geçen bir etkinlikti bu. Maçın skoru şu an için pek önemli değil. Ama Ankara dışına bile çıkmaktan imtina eden Barış Bıçakçı bu maç için hayatında ilk kez uçağa binerek Almanya’ya gitti ve takımdaki yerini aldı.) Her hafta düzenli olarak İletişim Yayınları’nın yıllardır devam eden halı saha maçlarına katılıyor. Bıçakçı hakkında internette dolaşan birtakım rivayetler mevcut. Bu rivayetleri yazardan teyit edemiyoruz çünkü kendisi röportaj vermiyor. İnternette fotoğrafı yok. Hal böyle olunca Barış Bıçakçı’yı yolda görsem tanımam, kahve içmeye davet edemem. Yazarın bu tercihine sonsuz saygı duymakla birlikte bu durumu maalesef anlayamıyorum. Belki yazdıklarının önüne geçmesinden endişe ediyor olabilir ama röportaj vermemek, fotoğraf çektirmemek de zaman içinde yazdıklarının önüne geçebilir.
Barış Bıçakçı yalın ve sade bir dil kullanıyor. Eserlerinin ana özelliği olarak bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Detaylara büyük önem veriyor. Çehov’un dillendirdiği “Birinci perdede duvarda silah asılıysa, sonuncu perdede o silah patlamalı” ilkesini başarıyla uyguluyor. Eserlerinde fazlalıklara müsaade etmiyor. Gözlem gücünün son derece yüksek olduğunu rahatlıkla tespit edebiliriz. Yapmış olduğu gözlemler neticesinde kurduğu atmosfere, detaylara da verdiği önemi ilave edince, anlatının içine sizi hemen dâhil edebiliyor. Örneğin Barış Bıçakçı’nın anlatıları sayesinde çok fazla yolumun düşmediği Ankara’da kaybolmayacağımı hissediyorum. Anlatılarının genelinde fon olarak Ankara’yı seçiyor. Bazı hikâyelerinde doğduğu yer olan Adana’ya da bizleri götürdüğünü vaki. İlk iki kitabının şiir kitabı olduğunu da göz önüne alarak, romanlarında ve hikâyelerindeki bazı sayfalardaki cümleleri paragraf olarak değil de mısra olarak yazsa bu metinlerin aslında birer şiir olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Genel olarak olayları anlatmaktan ziyade durumlar üzerine duruyor. 

Edebi eleştiri
Barış Bıçakçı’nın ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’ isimli romanını önceki kitaplarından ayıran en önemli özelliği bu kitabında Bıçakçı’nın edebiyatı bakışını okurların karşısına sunmasıdır. Kullandığı dil ve üslup olarak önceki eserleriyle benzerlik gösterse de kitabın bazı bölümleri birer edebiyat eleştiri olarak değerlendirilebilir.
Kitabın başkahramanı olan Cemil Ankara’da, toplu konutlar bölgesinde yaşamaktadır. İlk romanını yazmıştır. Bu romanı yazabilmek için inşaat mühendisliği yaptığı firmadan ayrılmış, eşi Nazlı’yla birlikte yaşadığı bir oda bir salon evine kapanmıştır. Babasının vefat ettiği hastanede o sırada intern olarak çalışan Nazlı’yla tanışır. Bir müddet sonra evlenirler ve o zamandan beri son derece mutlu bir evlilikleri sürdürmektedirler.
Cemil yazdığı romanı İstanbul ’da bir yayınevine teslim eder. Birkaç gün kalmayı planladığı İstanbul’dan hemen ayrılır, evine dönmek ister. Bunu evden ayrı kalınca hayatın dışına itilmiş gibi hissettiğini söyleyerek belirtir Cemil. Ama dikkatli okurlar Cemil’in eve dönme isteğinin sadece bundan kaynaklanamayacağını aynı zamanda romanın ilerleyen bölümlerindeki şu ifadeleri Cemil’in İstanbul’un güzelliği karşısında büyülenmesi olarak da anlayabilirler: Cemil için güzelliğin şaşmaz ölçütü bu olmuştu: Hemen eve dönme isteği uyandıran şey güzeldir.
Roman boyunca Cemil yayınevinden gelecek cevabı beklemektedir. Bu esnada hayalinde yayınevinin güzel ve alımlı editörüyle konuşur. Editörle yaptığı bu konuşmalar Bıçakçı’nın edebiyata nasıl baktığını, edebiyattan ne anladığını gözler önüne sermektedir. Bu metinler romandan ayrı olarak birer edebiyat eleştirisi olarak da rahatlıkla okunabilir. Roman boyunca arka fonda Ankara her zamanki olağanlıyla durmaktadır. Bu romandaki ana mekân Ankara’nın toplu konutlar bölgesi. Bir yandan tekrar âşık olmak isteyen Cemil, hayalinde editörle yaşadığı aşkı saymazsak, diğer yandan eşi Nazlı’nın başka birisine âşık olduğunu sanma dönemleri. Yakın arkadaşının karısını aldatmasını yadırgaması…Kısacası aşkı, hayatı ve edebiyatı basit ve sıradan cümlelerle anlatan, fazla derine inmiyor gibi gözüken ama insanı kalbinden ve aklından vuran başarılı bir Barış Bıçakçı romanı daha.


Altı çizili cümleler 
* Ölüm akla düşünce her şeyin her şeyle ilgisi vardır. 
* Keder hep en olmadık yere gizlenir. 
* Ölüme karşı en büyük çare şiirdir. Özellikle de son dize ve her şeye çengel atan kafiye. 
* Kadınlardan ne çok şey istiyoruz: Bizi affetsinler, bize memelerini göstersinler ve ölümsüzlük versinler. 
* Bir duyguyu, şiddetli, yoğun bir duyguyu karşıtıyla çarpıştırıp terbiye etmeden edebiyat yapılmaz. 
* Kendi dünyasından çıkan bir insan, basit cümlelerin öznesi olur. 
* İstanbul’da insanların tek amacı İstanbul’un keyfini çıkartmak gibi görünüyor. Avını dişlerine geçirmeye
çalışan yırtıcı hayvanlara benziyorlar. Ankara’ya istesen de dişini geçiremezsin,
bir sürü süt geçit var. 
* İnsanın kendi dünyasını ve dilini susarak koruması ne tatlı bir paradoks. 
* Her şey kendini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışıyor: İnsanlar, silahlar ve para. 
* Yazmak bir bakıma anlatmaya değmez olanı anlatmaktır. 
* Gülmek çoğu zaman rüşvettir. 
* Freud’dan bu yana erkekler kendilerini kaybettikleri yerde bulacaklarını düşünüyorlar.
Kitaptan


SİNEK ISIRIKLARININ MÜELLİFİ
Barış Bıçakçı
İletişim Yayınları
2011, 166 sayfa ,
13 TL.